Bölüm 470: Kaderlerimizin Birleştirdiği Yollarımız Ayrılıyor

avatar
725 1

Xian Ni - Bölüm 470: Kaderlerimizin Birleştirdiği Yollarımız Ayrılıyor


Çevirmen: Hollywood Hootsman

Editör: Lord Viole Grace


Suzaku Gezegeni'nde, Chu'daki Anka Şehri'nin dışında, bir ölümlü köyünde.

 

Bir bahar sabahıydı. Evlerden dumanlar çıkıyordu ve çocuklarla oynayan köpekler havlıyordu.

 

Köyün doğusundaki beşinci ev gösterişsiz bir evdi. Biraz yaşlı bir kadın mutfakta çömelmiş, yemek hazırlamak için sobayı yakıyordu.

 

Figürü hafif kamburdu ve yaşlılıkla doluydu. Odundan çıkan duman öksürmesine neden olduğundan yaşlı kadın çabucak bambu yelpazeyi aldı. Biraz salladıktan sonra duman nihayet dağıldı.

 

"Ru'nun annesi..." Bir ses kadını mutfağın yanındaki odadan çağırdı.

 

Kadın yelpazeyi koydu ve ellerini elbisesine sildi. Çabucak mutfaktan çıktı ve sesin geldiği odaya vardı.

 

Kapıyı açıp içeri girdikten sonra yatakta oturan yaşlı adamı gördü. Yaşlı adamın gözleri çöküktü ve yüzü derin kırışıklıklarla kaplıydı.

 

Adamın tüm bedeni bir deri bir kemikti ve gözlerinde hiç ışık yoktu.

 

Kadın yatağın yanına vardı, sonra adama baktı ve gözyaşları gözlerini doldurdu.

 

"Kocacığım, ne yemek istersin?"

 

Adam sağ elini kaldırdı ve kadın hızla doğrulmasına yardım etti.

 

"Ru'nun annesi, dün kızımızın eve döndüğü bir rüya gördüm..." Yaşlı adamın loş gözlerindeki bir parça parlaklık belirdi.

 

"Kızımız yakında eve dönecek..."

 

Kadının göz yaşları dökülmeye başladı. "Evet, yakında eve dönecek..." dedi.

 

"O zamanki kararımdan pişmanım. O daoistin onu almasına izin vermemeliydim. Bir anda 20 yıl geçti ve şu anda nasıl olduğunu hiç bilmiyorum..." Adam daha da yaşlı gözüktü.

 

Kadın göz yaşlarını sildi ve fısıldadı, "Endişelenme, kızımızın şansı iyidir. Kesinlikle güvendedir."

 

Bu ikisi Zhou Ru'nun annesiyle babasıydı. Terk Edilmiş Ölümsüz Klanı'nın istilası sırasında savaştan uzaklaşmak için buraya taşınmak zorunda kalmışlardı.

 

Ancak bu iki yaşlı her an Zhou Ru'yu düşünüyordu.

 

Zhou Ru'nu o daoist tarafından götürülmesi kaplerinde geçmek bilmeyen bir diken olmuştu. Özlemle geçen yıllar bu dikeni uzatıp güçlendirip acıyı daha da çoğaltmıştı.

 

Zhou Ru'nun babası her zaman bundan pişmanlık duyuyordu. Hastalandıktan sonra iyileşemedi ve günden günde daha da inceldi.

 

Evin tüm yükleri Zhou Ru'nun annesinin omuzlarına kaldı. Tüm aileyi geçindirmek zorunda olan bir ev kadınına. Ancak rüyalarında gözyaşları gözlerini doldururdu ve Zhou Ru'nun adını söylerdi.

 

"Kızımız eve gelecek. Kocacığım, dün onun dönüşüyle alakalı bir rüya gördün. Rüyan kesinlikle gerçekleşecek..." Kadın göz yaşlarını sildi.

 

"Ah..." Zhou Ru'nun babası derin bir iç çekti ve tam bir şey söyleyecekti ki gözleri kapıya kilitlendi. Sanki tüm benliği donmuş ve bir kasını bile hareket ettiremiyormuş gibiydi.

 

Kadın, kocasının nereye baktığını görmek için dönerken şaşırdı. Bakışları kapıya ulaştığında tüm bedeni titremeye başladı.

 

Kapıda duran bir kız gördü. Bu kız çok çekiciydi ve uzun, dalgalı saçları vardı. Dış görünüşü, çiftin hayal meyal anılarındaki Zhou Ru'ya benziyordu.

 

Kadın tereddütle fısıldadı, "Sen..."

 

"Anne!!!" Gözyaşları kadının yanına varırken kızın gözlerinden aniden düştü ve kız ağlamaya başladı.

 

"Ru Er... gerçekten Ru Er. Kocacığım, kızımız gerçekten döndü!" Kadın o kadar heyecanlandı ki göz yaşları sel olup aktı. Kadın kıza sarıldı ve ağlamaya başladı.

 

Zhou Ru'nun babası aniden inanılmaz bir güçle dolmuş gibi göründü, kendi başına doğruldu. Gözyaşları yanaklarına düşerken Zhou Ru'ya baktı ve konuştu, "Çok şükür! Çok şükür! Kızımız eve döndü!"

 

Evin dışında Wang Lin iç çekti. Bu çifte karşı pişmanlıkla doluydu. Sağ eliyle işaret etti ve bir ruhsal enerji ışını sessizce Zhou Ru'nun annesiyle babasına girdi.

 

Zhou Ru'nun babasının bedeni tamamen iyileşti ve canlılıkla doldu, Zhou Ru'nun annesi de aynıydı.

 

"Ru Er, amcan gidiyor!" Biraz düşündükten sonra Wang Lin gitti. Çok kasvetli ve yalnız görünüyordu.

 

Evin içinde Zhou Ru bir şeyler hissetti, sonra pencereden dışarı bakıp kasvetli ve yalnız figürü gördü.

 

'Amca, Ru Er'in bu hayatta seni tekrar görme şansı olacak mı?..' diye düşündü Zhou Ru. Kalbindeki hüzün derinleşti.

 

Kalbinde Wang Lin annesiyle babasından daha önemliydi, sonuçta küçüklüğünden beri Wang Lin'leydi.

 

"Amca, Suzaku Gezegeni'nden ayrılabileceğim noktaya kadar yetişim yapmaya devam edeceğim. Ayrılabileceğim zaman, ben... Gelip seni bulacağım... O zamana kadar küçük Ru Er daha fazla sana ayakbağı olmayacak."

 

Wang Lin gitmişti.

 

Küçük Beyaz, Zhou Ru'nun evinin dışında birkaç hırıltı çıkardı. Büyük gözleri Zhou Ru'nun evine kilitlendi ve isteksizlikle doldu. Kısa süre sonra göğe zıplamadan önce yüksek sesli bir kükreme çıkardı ve bir beyaz ışık ışınında kayboldu.

 

Bu kükreme köydeki tüm köylüleri şok etti fakat dışarı çıktıklarında hiçbir şey bulamadılar. Fakat köydeki tüm hayvanlar ahırlarını bir ay boyunca terk etmeye cüret edemedi. Her gece bedenleri travma geçiriyormuş gibi şiddetle titredi.

 

Chu Ülkesi.

 

Wang Lin'in bedeni Bulutlu Gök Tarikatı'nın dışında ortaya çıktı.

 

"Tie Yan, beni görmeye gel!" Wang Lin'in sesi Bulutlu Gök Tarikatı boyunca yankılandı.

 

Bir ışık ışını hızla Bulutlu Gök Tarikatı'ndan dışarı uçtu. Işık Wang Lin'in on metre önünde durup yaşlı bir adamı ortaya çıkardı. Bu kişi Tie Yan'dı.

 

Ti Yan Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmıştı ve Chu Ülkesi, bir 4. kademe yetişim ülkesi olmuştu.

 

"Tie Yan geldi!" Tie Yan ellerini kavuşturdu ve saygıyla orada durdu. Kalbi Wang Lin'e karşı saygıyla doluydu. Suzaku Gezegeni'nde Wang Lin'in adı bir efsaneydi.

 

Wang Lin, namı diğer Ceng Niu, Kırmızı Kelebek'in kolunu koparmış, Qian Feng'i öldürmüş, Liu Mei'yi püskürtmüştü, Zi Xin'i geri çekilmeye zorlamış ve bir sözcükle Zhou Wutai'yı 15. Suzaku yapmıştı.

 

Tüm bunlar Suzaku Gezegeni'ndeki her yetişimcinin kulağına ulaşmıştı. Bu hikayeleri bilmeyen yoktu.

 

Tie Yan'ın kalbinde Wang Lin göklerdi ve sözleri kimsenin karşı çıkamayacağı göklerin kanunuydu.

 

Boyutsal çanta sağ elini salladı ve bir çanta uçup Tie Yan'ın eline indi.

 

"Zhou Ru Oluşan Ruh aşamasına kendi başına ulaşabilirse bunu ona ver! Ulaşamazsa unut gitsin! Üzerinde yerleştirdiğim bir mühür var. Bu mühür çok basit, biraz dikkatli çalışmayla onu bir günde kırabilirsin."

 

Wang Lin'in sesi son derece düzdü.

 

Tie Yan şaşırdı ve hızla konuştu, "Tie Yan cüret edemez. Bu Zhou Ru'ye hediyeniz. Ölsem bile kırıp açmaya cüret edemem!"

 

Wang Lin Tie Yan'a baktı ve başını salladı. "Açgözlülük yapmasan iyi edersin, yoksa sonuçlarına katlanırsın. Sakın unutma bunu!"

 

Tie Yan'ın kalbi sallandı ve bu kalbine kazıdı. Wang Lin'in kelimelerini saymamaya, inanmamaya cüret edemezdi. Bu his onu ölümünde bile takip etti.

 

Wang Lin etrafa iyi bir bakış atıp sonra iç çekti. Sonra bedeni bir yeşil duman bulutuna dönüştü ve rüzgar tarafından dağıtıldı.

 

Tie Yan ter içindeydi. Çantasını dikkatlice kaldırdı ve Bulutlu Gök Tarikatı'na döndü.

 

Xue Yue'nin eskiden olduğu Suzaku Gezegeni'nin uç kuzey kısmında ve buz gibi rüzgarın insanı kemiklerine kadar dondurabileceği yerde.

 

Kimse ne zaman olduğunu bilmiyordu fakat bir gül tarlası burada büyümüştü fakat bu güller kırmızı değil de beyazdı.

 

Bu soğuk yerde beyaz gül tarlaları büyüyüp kokuları bölgeyi doldurmuştu.

 

Bölgenin doğu kısmında buz gibi bir vadi vardı ve vadinin içinde tek bir mavi gül büyüyordu.

 

Soğuk rüzgara karşı büyümüştü ve dalları buz gibiydi. Gururla orada duran gururlu bir kız gibiydi, kendi cazibesini yaratıyordu.

 

Bu gün bir kişi vadiye girdi.

 

Bu kişi beyaz cübbeler giyiyordu ve çok sakin görünüyordu. O kişi girdiği an mavi gül fark etmiş gibi göründü ve bir koku yaydı. Vadi aniden mavi gülün kokusuyla doldu.

 

Vadinin içinde dans eden bir kız var gibiydi, çok gizemli bir his yayıyordu.

 

Beyaz cübbeli genç adam mavi gülün arkasında sessizce durdu. Çok uzun bir süre ona baktı ve sonra çömelip onu nazikçe kopardı. Sonra arkasını dönüp gitti...

 

Genç adam giderken beyaz güllerin hepsi solup ölmeye başladı, sanki yalnızca o mavi güle eşlik etmek için büyümüşler gibiydi.

 

Mavi gül koparıldığında yaşama nedenlerini kaybettiler ve ellerinden sadece dağılmak geldi...

 

Zhao Ülkesi, Heng Yue Dağı'nın eteği, Wang Ailesi'nin atasal evi.

 

Bu gün kar beyazı cübbe giyen bir genç adam sessizce atasal evin tapınağında belirdi. Sessizce tablet satırlarına baktı ve sonra bakışlarını en üstteki iki tablete kilitledi.

 

Genç adam sessizce çok uzun bir süre onlara baktı ve hiç hareket etmedi.

 

Bu bir gün bir gece sürdü.

 

İkinci günün sabahında bir hizmetçi odayı kapatmak için geldi. Hizmetçi kar beyazı cübbeli genç adamı görünce yardım çağıracaktı ki bedeni aniden yumuşadı ve yere düştü.

 

Genç adam sessizce tabletlere baktı, gözleri nostaljiyle doluydu.

 

Orada üç gün üç gece durdu. Her gün gözlerindeki nostalji derinleşti ve iki gözyaşı akışı yanaklarından düştü.

 

Üç gün sonra genç adam nihayet hareket etti. Yavaşça yere diz çöktü ve alnını yere koydu.

 

"Baba... Anne... Oğlunuz gidiyor..." diye mırıldandı genç adam, sonra ayağa kalktı ve tapınaktan çıktı.

 

Şu anda tapınağın dışında duran bir sürü insan vardı.

 

Erkekler ve kadınlar, yaşlılar ve gençler vardı bu dışarıdaki insanların arasında. Hepsi lüks kıyafetler giyiyordu ve hepsi kutsal gözüküyordu.  Hatta bazı yetişimciler de vardı aralarında. Yetişim seviyeleri yüksek olmasa da çok kahramanca görünüyorlardı.

 

En öndeki kişi Wang Zhuo'ydu!

 

Bir gün önce Wang Zhuo onu bir şeyin çağırdığını hissetti ve buraya geldi. Tapınağa geldiğinde Wang Lin'in varlığını hissetti.

 

Wang Lin'in varlığını gizlemediğini ve hissettiği çağırının da Wang Lin'den olduğunu biliyordu.

 

Gelmesinin nedeni buydu ve tüm Wang Ailesi'ni buraya çağırmasının nedeni de buydu. Ne yapıyor olurlarsa olsunlar onları durdurup yetişimcilerle buraya getirtti.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18097 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37356 Bölüm Sayısı


creator
manga tr