Bölüm 455: Kırmızı Kelebek

avatar
745 1

Xian Ni - Bölüm 455: Kırmızı Kelebek


Çevirmen: Hollywood Hootsman

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin'in gözleri parladı. Geri çekilirken bıçak enerjisini engellemek için semavi kılıcı önüne kaldırdı.

 

Bıçak enerjisi arayı kapadı ve bir patlamayla Wang Lin geri uçuruldu. Bu gücü kullanarak Wang Lin geri çekildi. O bıçak enerjisinin gücü, bir son aşama Ruh Dönüşümü yetişimcisinin en güçlü saldırısı kadar güçlüydü. Bir milyar ruhlu ruh bayrağını kullanmadan Wang Lin'in ona rakip olabilmesi imkansızdı.

 

Wang Lin hızla geri çekildi. Geldiği yönden kaçmak yerine ters istikametten kaçtı, Suzaku Mezarı'nın derinliklerine yol aldı.

 

İlahi his mesajı dalgaları bıçaktan gönderildi. Tüm hazine kılıçlara Wang Lin'i kovalamasını emrediyordu.

 

Bir bir havzaları geçerken Wang Lin çok hızlı hareket etti. Sayısız hazine kılıç yarımay bıçağı arkada olacak şekilde onu kovalıyordu.

 

Semavi kılıcı çoktan kaldırmıştı, tüm gücüyle uçabiliyordu.

 

Önündeki havzalardaki hazine kılıçların hepsi dışarı uçtu ve ona doğru ilerleyip Wang Lin'i tamamen kuşattılar. Wang Lin'in gözleri sağ eli uzanırken parladı ve bir milyar ruhlu ruh bayrağı ortaya çıktı. Ruh bayrağı siyah sise dönüştü ve Wang Lin'i sardı, hızının katlarca artmasını sağladı.

 

Önünden gelen hazine kılıçların hepsi onu ıskaladı fakat hızla arkalarına dönüp Wang Lin'i kovaladı. O an Wang Lin'in arkasında sonu görünmeyen bir hazine kılıçları denizi vardı. Gökleri yok edebilecek bir kılıç niyeti oluşturuyorlardı. Oluşturdukları soğuk aura sıcaklığı o kadar düşürdü ki don ortaya çıkıyordu.

 

Sanki kılıç vızıltıları dünyada kalan son şey gibiydi, kılıç vızıltıları göklerle yeri salladı.

 

Bu ses o kadar yüksekti ki on binlerce kilometre içindeki yetişimcilerin hepsi duydu. Birçok yetişimci ne olduğunu görmek için bu tarafa doğru uçtu.

 

Her kılıç, kılıç vızıltısı ve soğuk aura yaydı. Tüm kılıçlar birleştiğinde bir antik kılıç ölümsüzü gibi gözüktüler. Kılıç enerjisi ışınları arkasından Wang Lin'i geçti.

 

Ruh bayrağıyla çevrili Wang Lin bir duman bulutu gibi hareket etti. Birçok kılıç enerjisi Wang Lin'e isabet etse de hepsi ruh bayrağı tarafından engellendi.

 

Yalnızca yarımay bıçağı yaklaştığında Wang Lin semavi kılıcı onu engellemek için çıkardı.

 

Tüm bu durum Wang Lin için çok heyecan vericiydi, ona yetişim seviyesi düşük olduğu zamanlarda diğerleri tarafından avlandığı eski günleri hatırlattı.

 

Tam o an iki ışık ışını Wang Lin'e doğru uçtu. 5.000 kilometre uzakta durdular fakat ne olduğunu fark ettiklerinde çabucak kaçmak için döndüler.

 

Wang Lin arkasını dönüp sayısız hazine kılıçla yarımay bıçağına bakarken bir kahkaha patlattı. Işınlandı ve 5.000 kilometre uzakta ortaya çıktı.

 

Fakat Wang Lin ortaya çıkar çıkmaz onu yakalamak üzere olan hazine kılıçları parlak bir parıltı yaydı ve anında mesafeyi kapattı.

 

Bir gök gürlemesi mezar boyunca yankılandı ve mezar çökerkenki aura tekrar ortaya çıkmış gibi geldi.

 

İki ışık ışını hızla kaçarken Wang Lin hemen o ikisini tanıdı. Biri erkek diğeriyse kadındı. Yalnızca kulaklarına bakarak onun Zhou Wutai olduğunu bildi. Kadınsa mor bir peçe takıyordu. Wang Lin'in gözleri onu da tanırken parladı.

 

Wang Lin onca hazine kılıç tarafından kovalanıyor olsa da ifadesi sakindi ve kahkaha attı. "Gitmesene Zhou kardeş. Biraz beni bekle!"

 

Zhou Wutai'nin ifadesi mırıldanırken çirkindi, "Çok şanssızım!" Wang Lin'i duymamış gibi yaptı ve daha da hızlı uçtu.

 

Kadınsa Wang Lin'i gördüğü an korku dolu bir ifade sergiledi ve hızla kaçtı.

 

Böylece ikisi önde Wang Lin arkada onun da arkasında sayısız kılıç uçuyordu. Yarımay bıçağı arada ortaya çıkıp kılıç enerjisi dalgası gönderiyordu.

 

Bu kılıç enerjisi, Wang Lin'in gerçekten aldırdığı tek şeydi. Her kılıç enerjisi fırlatılışında hızla atlatmak zorunda kaldı.

 

Yarımay bıçağı çok garipti. Wang Lin ilahi hissi sayesinde bu yarımay bıçağının belirli bir hıza ulaştığında gizemli bir gücün onu yavaşlamaya zorladığını fark etti. Yoksa kolayca Wang Lin'i yakalayabilirdi.

 

Üçü son hızlarında uçuyorlardı. Üç tütsü çubuğunun yanması için gereken süreden sonra havza dolu bölgenin sınırı görüş alanlarına girdi. Wang Lin'in gözleri parladı ve hemen ışınlandı. Ortaya çıktığında çoktan bölgenin sınırındaydı. Ortaya çıkar çıkmaz bir an bile duraksamadan son hızda ilerledi.

 

Zhou Wutai biraz tereddüt etti ve sonra Wang Lin'in arkasından gitti. Kadınsa biraz tereddüt etti ve sonra başka bir yön seçip Zhou Wutai'den ayrıldı.

 

Hazine kılıçlarının hepsi burada durdu, yalnızca yarımay bıçağı durmadı ve havzalar bölgesinden son hızda çıktı.

 

Yarımay bıçağı havzalardan ayrıldıktan sonra hızı birdenbire dehşet seviyede arttı. Onu yavaşlatan gizemli güç zayıflamış gibiydi, bu sayede yarımay bıçağının hızı akıl almaz bir seviyeye ulaştı.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar yarımay bıçağı Zhou Wutai'yi geçti ve Wang Lin'in peşinden son hızda ilerledi.

 

Zhou Wutai'nin alnı soğuk terlerle kaplıydı. Bıçak yanından geçtiğinde hiç fark etmedi, yalnızca güçlü bir rüzgar hissetti ve ufukta bir siyah noktanın kaybolduğunu gördü.

 

"O eşya ne öyle? Hızına baksana! Öncekinden en az on kat daha hızlı!" Zhou Wutai'in kalbi Wang Lin'le bıçağın peşinden giderken şok içinde kaldı.

 

Wang Lin uçarken havza bölgesinden ayrıldıktan sonra yarıkların git gide daha sık ortaya çıkmasından dolayı yavaşlamak zorunda kaldı. Yarıklardan sıyrılmak için biraz süre harcadıktan sonra bir dağın tepesinde durmayı seçti.

 

Uzağa baktığında gökkuşağı renkli parlama yayan bir dağı görebiliyordu. Bu dağ Situ Nan'ın ona tarif ettiği ruh dağıyla tıpatıp aynıydı.

 

Durduktan hemen sonra sağır edici bir kükreme uzaktan geldi. Wang Lin çoktan hazırlıklıydı ve anında 3 kilometre uzağa ışınlandı. Bir patlamayla az önce bulunduğu dağ çöktü. Bir mavi ışık parlamasıyla yarımay bıçağı yıkıntıdan uçarak çıktı.

 

Aynı anda yarımay bıçağından bir ilahi his mesaji geldi.

 

"Onu burada... Bırak!"

 

Wang Lin'in bedeni tekrar ortadan kayboldu fakat bu sefer sol kolunda acı hissetti. 3 kilometre ötede ortaya çıktığında sol kolundaki elbise kolu gitmişti ve bir yara belirdi.

 

"Çok hızlı!" Wang Lin ortaya çıktıktan sonra tekrar ışınlandı. Bu sefer çok uzağa ışınlanmaya cesaret edemedi çünkü bir yarığın yakınında ortaya çıkarsa tehlikeli olurdu.

 

Bu yüzden Wang Lin'in her ışınlanışında bir mavi ışık parlaması çıkıyordu ve Wang Lin'in az önce olduğu yer çöküyordu.

 

Yarımay bıçağı Wang Lin'i kovalarken çıldırmış gibiydi.

 

Bir parlamayla Wang Lin 3 kilometre uzağa ışınlandı ve anında kenara çekildi. Sonra bir yarık sessizce az önce olduğu yerin yanında belirdi.

 

Wang Lin ışınlandıktan hemen sonra bir mavi ışık parlaması az önce olduğu yerden geçti. Mavi ışığın yolundaki dağlar, yer dahil olmak üzere her şey yok edildi ve hatta önünde beliren bazı yarıklar da çöktü.

 

Wang Lin bunu görünce kafatası sızladı. Hiç tereddüt etmeden tekrar ışınlandı. Bu sefer sağ bacağında acı hissetti ve taze kan dışarı fışkırdı.

 

5 kilometre uzakta ortaya çıktıktan sonra Wang Lin'in sağ eli yaranın üzerini ovuşturup yaranın kapanıp kanın da yok olmasını sağladı.

 

'Bu hazine de ne böyle?!' Wang Lin'in gözlerine bir parça açgözlülük belirdi. Böyle bir hızı yalnızca bir şeyde görmüştü ve o da ruh bayrağının dördüncü ruhuydu.

 

İkisini karşılaştırdıktan sonra hızları neredeyse aynıydı, yalnızca bıçağın gücü daha fazlaydı. Sonuçta iğne deliği acıtabilirdi fakat bıçak darbesi kafanı gövdeden ayırabilirdi.

 

'Bu yalnızca bir ruh parçasından oluşuyor. Bu ruh parçası kime ait de bu kadar güçlü bir metal elemental gücü var?! Bu bıçak bir hazine!!' Wang Lin'in bedeni tekrar ortadan kayboldu ve az önce olduğu yerdeki her şey bir kez daha çöktü.

 

Bıçak daha da hızlandı ve Wang Lin çok geçmeden bu hızda devam edemez hale geldi. Bir anlığına bile dikkatsizlik yapsaydı yaralanırdı. Zhuque Zi'nin dördüncü ruhtan o kadar çok korkmasının sebebini artık billiyordu.

 

'Onu benim yapmalıyım!' Wang Lin'in gözleri semavi kılıcı çıkarırken parladı. Bir fiskeyle Xu Liguo'yu zorla semavi kılıçtan çıkardı.

 

"Xu Liguo, Dev İblis Klanı'nın atasında yaptığın gibi biraz dayan. Ruh parçamı geri aldığımda gelip seni kurtaracağım!" dedikten sonra Wang Lin elini salladı ve Xu Liguo uçtu.

 

Xu Liguo bağırdı ve yarımay bıçağı onu yakaladığında kaçmak üzereydi, sonra ortadan kayboldular.

 

Xu Liguo'nun bağırışı uzaktan geldi.

 

"Efendim, beni kurtarmayı sakın unutmayın..."

 

Wang Lin'in gözleri semavi kılıcı tutarken parladı. Onunla Xu Liguo birbirine bağlıydı, nerede olduğunu hissedebiliyordu. Ayrıca bıçak ruhu başka niyetleri olduğundan Xu Liguo'yu incitmezdi.

 

Ve Xu Liguo bir şeytandı, kolayca yok edilemezdi. Şu anda acelesi vardı ve bıçakla uğraşacak zamanı yoktu. Xu Liguo yem olarak bıraktığından gelecekte onu elde etmek için bolca zamanı olacaktı.

 

Semavi kılıcı kaldırdıktan sonra uzaktaki gökkuşağı renkli dağa baktı ve oraya uçmak üzereydi. Ancak tam o an ifadesi değişti ve yakındaki bir dağa bakmak için döndü. Orada kırmızı bir figür gördü. Bu figür boşluk ve yalnızlık ile doluydu.

 

Orada rüzgarla gitmek isteyen fakat kalmaya zorlanan kırmızı bir kelebek gibi duruyordu.

 

"Kırmızı Kelebek!"

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18136 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr