Bölüm 272: Zhang Da Niu

avatar
1032 0

Xian Ni - Bölüm 272: Zhang Da Niu


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Ne zaman birisinin donarak öldüğünü görse, sanki birisi kalbini bıçaklıyor gibi acı çekerdi. Bu onları umursadığından değildi, aksine karısı için her seferinde beliren korku ve endişe hissi yüzündendi.

 

Bu zor koşullara dayanamazsa karısının onu bırakacağından endişeleniyordu.

 

Karısına ek olarak, Wang Lin hakkında da endişeleniyordu. Ona göre, Wang amcası zaten yaşlıydı. Bu soğukta bedeni iyi olacak mıydı?

 

Ebeveynlerini zaten kaybetmişti. Wang amcasının da onu bırakmasını istemiyordu.

 

Da Niu’nun oğlu, Ceng Xiao Niu, yeni Beyaz Bulut Tarikatı’na katılmıştı ve sadece Qi Yoğunlaştırma aşamasındaydı. Statüleri ölümlülerden çok daha yüksek olsa da, seviyesiyle, bu savaşta işe yaramazdı.

 

Sonuç olarak, ebeveynlerini aramayı denese de, Dört Tarikat Birliği aşırı büyüktü. Neredeyse bütün ölümlüler karı temizlemek için alınmış ve ülke boyunca yayılmıştı.

 

Olağanüstü derecede yüksek bir yetişim seviyesi olmadığı sürece, ebeveynlerini bulması mümkün değildi.

 

Da Niu bu karın ne kadar zamandır yağdığını unutmuştu. Her sabah güne, yanındaki birisinin donarak öldüğünü bularak başlıyordu.

 

Aynı zamanda, boynunun etrafındaki küçük oymanın gizemli gücünü de fark etmişti. Ne zaman soğuk hissetse, oymadan bir sıcaklık gelir ve bedenine yayılırdı. Ne kadar soğuk olsa da, güvenle atlatabiliyordu.

 

Oymanın gücünü fark ettikten sonra, Da Niu aniden Wang Lin’i hiç tanımıyormuş gibi hissetti, sanki o yaşlı adamın ardını hiç görmemişti.

 

Lakin tahta oymanın varlığından dolayı, karısı hakkında daha rahattı. Karısı tahta oymayı taşıdığı sürece, donarak ölmezdi.

 

Ancak, zaman geçerken, sonu olmayan kara baktı ve içi tekrar umutsuzlaşmaya başladı.

 

Gökyüzündeki kar azaldı, lakin hala sonu olmaksızın yağmaya devam ediyordu.

 

Bu günler sırasında, bir sürü ölümlü gizlice kaçmıştı. Yakındaki ülkelere kaçmak istiyorlardı. Her şeyden pes etmek zorunda olsalar da, en azından hala umutları olurdu.

 

Yakın ülkelerde bulutların olmadığı söyleniyordu. Bu ülkeler normal bahar ayındaydı; her şey normaldi ve güneş ışıldıyordu.

 

Sabahleyin, Da Niu ilk kalkandı. Yatağından ayaklandı. Arkasında onunla aynı sokaktan bir dükkan sahibinin ikinci oğlu uyuyordu. Bu genç adam sık sık Da Niu’yla çalışan bir işçiydi.

 

Basit bir çocuktu. Da Niu onu ittirdi, lakin aniden dondu. Elini burnuna tuttu ve acı acı gülümsedi. ‘’Ölmüş...’’ fısıldadı.

 

Oğlanı ittiğinde, çoktan bir şeyin yanlış olduğunu hissetmişti. Da Niu’nun gözlerinden iki gözyaşı şeridi aktı ve kırk yaşlarındaki adam ağlamaya başladı.

 

Evini özlemişti, karısını özlemişti, oğlunu özlemişti, Wang amcasını özlemişti, dükkanını özlemişti ve evinin sıcaklığını özlemişti.

 

Bu noktada, başka birisi de kalktı ve Da Niu’ya baktı. Ardından anında bu gece boyunca, odadaki beş kişinin donarak öldüğünü fark etti.

 

Herkes düşünmeye başladı. Uzun süre sonra, evin dışından bir bağırış yükseldi ‘’Millet, dışarı çıkın, çabuk! Birisi geç kalırsa, soğuğa atılıp donarak ölüme terk edilecektir.’’

 

Birisi derin bir nefes verdi ve herkes yavaşça dışarı çıktı. Hepsinin gözleri odağını kaybetmişti ve yüzleri sapsarıydı. Bu son birkaç aydaki kar temizleme gerçekten onları bitirmişti. Başlangıçta, yeterli yemek vardı, lakin şimdi gittikçe azalmıştı. Daha fazla dayanamayacakları noktadaydı.

 

Da Niu hala yerde ağlıyordu. Epey dost canlısı olan orta yaşlı bir adam Da Niu’yu kaldırdı ve teselli etti, ‘’Da Niu, hadi gidelim. Hayatta olduğumuz sürece, hala umut vardır.’’

 

Da Niu orta yaşlı adam tarafından kaldırıldı. Hareketsiz orada yatan oğlana baktı ve tekrardan gözyaşları aktı.

 

Odadan ayrıldıktan sonra, soğuk rüzgar bedenine vurarak, titremesine neden oldu, lakin çok geçmeden boynunun etrafındaki oymadan sıcaklık geldi.

 

Göğsünü ovuşturdu ve kapıdan çıkanlara baktı. Dişlerini sıktı ve bir karar verdi. Karısını bulacak ve bu ülkeden ayrılacaktı. Kar bitince, geri gelecekti.

 

Akşam geç saatlerde, herkes uyurken, gizlice evden ayrıldı. Soğuk rüzgar titremesine neden oldu, lakin yine de karda ilerledi.

 

Bölgeyi çevreleyen insan birlikler vardı, lakin öylece insanların kaçmasını görmezden gelemezlerdi. Bu bölgede, en azından yaşayabilirlerdi. Ayrılırlarsa, o zaman büyük ihtimalle ölürlerdi.

 

İnsanları başlangıçta durdurmuştular, lakin bir süre sonra, vazgeçtiler. Sonuçta, birisi ölmek istiyorsa, onu gerçekten durduramazdın.

 

Da Niu yavaşça karanlıkta karı yararak ilerliyordu. Dünya büyüktü, ama ait olduğu bir yer yokmuş gibi hissediyordu. Rüzgar gecenin geç saatlerinde daha da güçlüydü. Bir şeye çarparken aniden duraksadı. Ona takılan şeyin bir beden olduğunu bulduğunda şoke oldu.

 

Bu ölümünün üzerinden çok geçmemiş bir cesetti, dolayısıyla sadece ince bir kar katmanı tarafından kaplanmıştı. Da Niu düştüğünde, yüzü ölü bedenin yüzüne epey yaklaştı.

 

Hatta nefesi bile cesedin yüzüne ulaştı.

 

Bir anlığına afalladıktan sonra, bağırdı ve geriledi. Ancak, gerilerken, tekrardan takıldı. Etrafına bakınıp sayısız cesedi gördüğünde soğuğu hissetti.

 

Da Niu bir ölümlüydü. Karısını ve oğlunu arıyordu, o oğlanın ölümü ve bütün bu ölü bedenler kendini kaybetmesine neden oldu.

 

Karda kıvrıldı ve ağlamaya başladı.

 

Uzun bir süre sonra, sıcak bir el kafasını okşarken aniden bedeninin ısındığını hissetti.

 

‘’Da Niu, korkma.’’

 

Da Niu kafasını çevirdi ve önünde beliren gence baktı. Bu genç ondan çok daha genç gözüküyordu, lakin gözleri antik bir ışık yayıyordu.

 

Da Niu bu kişiye yabancı değildi. Aslında, özlediği Wang amcasıydı.

 

Lakin bu kişinin şu anki görünüşü bildiği yaşlı adamdan tamamen farklıydı. Da Niu Wang Lin’e baktı ve aniden Wang Lin dükkanın kapısın ilk defa açtığı ve yüzünü gösterdiği zamanı hatırladı.

 

O zamanki Wang Lin tam olarak şimdiki hali gibi gözüküyordu.

 

‘’Wang amca...’’ Da Niu fısıldadı. Bir süre düşündü. Onun büyümesini izleyen amcası normal birisi değilmiş gibi hissetti. Bir süre daha düşündü, ardından sordu, ‘’Sen... Sen bir ölümsüz müsün?’’

 

Wang Lin çevresine bakındı. Sonunda, Da Niu’ya baktı, kafasını salladı ve gülümsedi. ‘’Sorun yok. Wang amcan burada, korkmana gerek yok. Hadi karını bulmaya gidelim.’’

 

Da Niu rüyada gibi hissediyordu. Kafasında, Wang Lin’in görüntüsü hızla yaşlı bir adamdan genç birine döndü. İfadesi tedirgindi. Hatta paniğe dair izler görülüyordu.

 

Wang Lin iç çekti ve parmağıyla Da Niu’nun kafasını işaret etti. Da Niu uyumak için dayanılamaz bir dürtü hissetti, ardından uyuya kaldı.

 

Wang Lin sağ elini salladı. Nazik bir ışık Da Niu’yu çevreledi ve Wang Lin onunla birlikte uçtu.

 

30.000 kilometre uzakta, karı temizleyen ölümlülerle dolu başka bir evde, Wang Lin Da Niu’nun karısını buldu. Wang Lin oymaları onlara verdiğinde, ilahi hissinin bir parçasını içlerinde bırakmıştı ki bir tehlike zamanında onları kurtarabilirdi.

 

Bu ilişki otuz yılda Da Niu’yla ektikleri bir tohumdu ve meyveyi toplamak için onları kurtarmak zorundaydı.

 

Wang Lin çifti taşırken çabucak ilerledi ve sınıra vardı. Yolu engelleyen iki ışık perdesi vardı. Birisi Dört Tarikat Birliği’ndendi ve diğeri diğer taraftan.

 

Wang Lin çifti bıraktı ve elini ışığa yerleştirdi. Ruhsal enerjisini ışık perdesine aktardı ve insanların geçebileceği bir tünel açıldı.

 

Wang Lin iç çekti. Eliyle çiftin kafasını işaret etti. Arkasında küçük bir paket bıraktıktan sonra, arkasını döndü ve kayboldu.

 

Bir süre sonra, Da Niu gözlerini açtı. Az önce Wang amcasının bir rüyasını görmüş gibi hissediyordu. Wang amcasının görüntüsü bir şekilde küçükken tanıdığı Wang amcasıyla aynı hale gelmişti.

 

Derin bir nefes aldı, arından aniden yanındaki kadına baktı ve bir çığlık attı. Çabucak atıldı ve kadını sarstı. Kadın uyandı ve o da Da Niu’ya baktı. Bir süre sonra, ikili birbirlerini kucakladı ve ağlamaya başladılar.

 

Da Niu’nun karısı bir süre ağladıktan sonra sordu, ‘’Da Niu, neden buradayım? Uykuya daldığımda, hala evde olduğumu hatırlıyorum.’’

 

Da Niu bir süre düşündü ve gökyüzüne baktı. Uzun bir süre sonra, iç çekti. Yaşananın bir rüya olmadığını biliyordu. Gerçekti. Bir şey söylemedi, gözlerini tünele ve yerdeki pakete çevirmeden önce sadece karısına sarıldı.

 

Paketi açtıktan sonra, bir sürü altın buldu. Fısıldarken, o ve karısı başkente doğru secde etti, ‘’Wang amca... Teşekkür ederim.”

 

Paketi aldı ve karısıyla tünele ilerledi. Da Niu Dört Tarikat Birliği’nden ayrıldıktan kısa süre sonra, Wang Lin secde ettikleri yerde belirdi. Da Niu ve karısının kaybolan figürüne bakarken, gözleri sulandı.

 

İlahi hissiyle, buradan çok uzak olmayan bir yerde küçük bir kasaba olduğunu çoktan fark etmişti. Oraya gitmek için sadece resmi yolu takip etmeleri gerekiyordu. Da Niu hayatının geri kalanını orada harcadı. Öldüğü ana kadar dahi, onun büyüyüşünü izleyen Wang amcasını unutamadı. Ancak, Wang Lin’i tekrardan görmek için bir şansı hiç olmadı.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18098 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37356 Bölüm Sayısı


creator
manga tr