Bölüm 261: Sonraki Yıllar

avatar
1020 1

Xian Ni - Bölüm 261: Sonraki Yıllar


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin umutsuzluk etki alanını yalnızca taklit edebilirdi. Nihayetinde oymayı bitirebilse de, orta yaşlı adamın umutsuzluk etki alanından yine de çok farklıydı.

 

Wang Lin kırılan oyma bıçağına baktı. Elini salladı ve bıçak yandaki bir rafa uçtu. Başka bir tahta parçası çıkardı ve parmağını oyma bıçağı olarak kullandı.

 

Zaman aktı ve göz açıp kapayıncaya kadar, on yıl geçti.

 

Bu on yılda, Wang Lin’in görünüşü daha da yaşlandı. Saçlarında beyaz saç tutamları belirdi, sırtı kamburlaştı ve uçtan uça son yıllarına girmiş gibi gözüküyordu.

 

Oymaların miktarı yavaş yavaş azalmıştı. Bu geçmiş on yılda, Wang Lin sadece bir oyma bitirmişti, o da Beyaz Bulut Tarikatı’ndaki yaşlı kadınınkiydi.

 

Aslında, yaşlı kadının oymasını dokuz yıl önce bitirmişti. Orta yaşlı adamın oymasına benzer olup asıl gücünden çok uzakta olsa da, bunun daha Ruh Oluşturma aşamasına ulaşmadığından dolayı olduğunu biliyordu.

 

Wang Lin’in başka bir oyma bitirmemesinin sebebi camgöbeği cübbeli yaşlı adamdı.

 

Ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşlı adamın oymasına zamanın geçişi etki alanını oyamıyordu. Dokuz yıl boyunca tek bir başarı olmaksızın denemişti.

 

Yaşlı adamın sayısız oymasını yapmış olsa da, hiçbirisi yaşlı adamın etki alanını taşımıyordu. En sonunda, hepsini yok etmişti.

 

Bu günde, Wang Lin yaşlı adamın oymasına bakıyordu. İç çekti ve elini oymaya salladı. Oyma toza döndü. Ardından, ayaklandı ve dükkanın kapısını açtı.

 

Tahta bir sandalyeye oturup geçen insanlara bakınırken nazik güneş ışığı bedenine düştü. Sokağın karşısındaki demir işleri dükkanı bu geçen on yılda birkaç kat genişlemişti.

 

Çok geçmeden, dört yaşında bir oğlan kafasını demir işleri dükkanından çıkardı. Wang Lin’i gördüğünde, bir gülümseme takındı ve elinde bir şarap şişesiyle Wang Lin’e doğru koşturdu. Şarabı Wang Lin’e verdikten sonra, sordu, ‘’Büyükbaba Wang, bu şarabı senin için gizlice çaldım. Şeker nerede?’’

 

Wang Lin gülümsedi. Bir tırnak boyutunda hap çıkartırken oğlanın kafasını okşadı. Hapı oğlana attı ve şişeden bir yudum aldı.

 

Oğlan çabucak şekeri yuttu ve tatmin olmuş bir bakış sergiledi. Ardından, kafasını iki küçük eline dayadı ve sordu, ‘’Büyükbaba Wang, bu şarabın tadı güzel mi? Her gün içtiğini görüyorum.’’

 

Wang Lin hafifçe gülümsedi. O anda, demir işleri dükkanından güçlü kuvvetli bir genç çıktı. Bu genç adam ve geçmişteki küçük oğlanla arasındaki benzerlik görülebilirdi. Genç adam, Wang Lin’i görünce, gözlerine duygular akın etti ve seslendi, ‘’Wang Amca, bugün daha fazla içemezsin!’’

 

Wang Lin bir kahkaha patlattı ve karşılık verdi, ‘’Tamam, bir kerecik daha içeceğim ve başka içmeyeceğim. Da Niu, baban nasıl?’’

 

Da Niu yanıtlarken yüzü kasvetlendi, ‘’Aynı eski hastalık. Büyütülecek bir şey yok.’’

 

Wang Lin gizlice iç çekti. Bir ölümlünün hayatına karışamazdı. Yaşlanmak ve hastalanmak hayatın doğal bir parçasıydı. Da Niu esnaf Zhao’nun kızıyla evlenmişti ve bu küçük oğlan onun çocuğuydu.

 

Küçük oğlan Wang Lin’i kollarından çekiştirdi ve sordu, ‘’Büyükbaba Wang, hala bu şarabın tadı iyi mi değil mi söylemedin.’’

 

Da Niu Wang Lin’e baktı. İçten içe derin bir nefes aldı ve konuştu, ‘’Büyükbaban Wang şarap içmiyor, ginseng içiyor.’’

 

Wang Lin Da Niu’ya baktı. Bakışları övgüyle kaplıydı, ardından söze girdi, ‘’Da Niu, oğlunu eve götür. Etrafta biraz yürüyeceğim.’’

 

Da Niu Wang Lin’in elinden şarabı aldı. Şarabı dükkana koydu ve kapıyı kapattı. Sonrasında söylendi, ‘’Az önce bana bugün daha fazla içmeyeceğine dair söz vermiştin.’’

 

Wang Lin kalkarken gülümsedi ve sokakta yürümeye koyuldu. Hafifçe sendeleyen figürü yaşlılığın getirileriyle kaplıydı.

 

Da Niu iç çekti ve oğlunun elini demir işleri dükkanına dönmek için tuttu. Oğlan gülümsedi ve mutlu mutlu konuştu, ‘’Baba, büyükbaba Wang’ın verdiği şeker kesinlikle tatlı. Ne zaman yesem, içim ısınıyor.’’

 

Wang Lin bütün bu yıllarda yaşadığı caddede ilerliyordu. Bütün dükkan sahipleri bunu duymuş gibi gözüküyordu. Hepsi paniklemiş ifadelerle ortaya çıktılar ve Wang Lin’in önünde yalvarmaya koyuldular.

 

‘’Patron Wang, bu işi yürütmenin kolay olmadığını anlamalısınız. Sonraki ay, söz veriyorum sonraki ay, kirayı ödeyeceğim!’’ Bu üç yıl önce yeni açılan manavın sahibiydi.

 

‘’Doğru söylüyor, Lord Wang. Şu sıralar işler gerçekten iyi değil. Birkaç günlüğüne beklemeye ne dersiniz?’’ Bu şişman han sahibiydi.

 

Benzer sesler her yerden geliyordu. Çarpıkça gülümsemeden edemedi. Nasıl olduğunu bilmiyordu, ama bu geçmiş on yılda, bu caddedekiki neredeyse her ev ona borçlanmıştı.

 

Hatta şimdi dükkanların çoğu ona aitti. Ne zaman paraya ihtiyacı olan bir dükkan sahibi olsa, para ödünç almak için dükkanını ona teminat olarak verirdi.

 

Wang Lin’in kendi dükkanına gelirsek, sahibi iki yıl önce ona satmaya gelmişti. Tabii, fiyatı ateş pahasıydı.

 

Şimdi bile, ne zaman Wang Lin dışarı çıksa, bu dükkan sahipleri gelip Wang Lin’in gözüne girmeye çalışıyordu. Aslında, bu Wang Lin’in dışarı sık çıkmadığı gerçeğiyle alakalıydı. Bazen, aylarca çıkmazdı, dolayısıyla ne zaman belirse, bu dükkan sahipleri endişelenir, borcunu almaya geldiğinden korkardı.

 

Doğrusu, borçları fazla değildi, ama burada bir süre yaşayan herkes Wang Lin’in gerçekten doğasının iyi olduğunu bilirdi, bu yüzden borçlarını ödemeyi geciktirmeye başlamıştılar. Nihayetinde, borçlarını ödememek herkesin alışkanlığı olmuştu.

 

Ne de olsa, ölümlü dünyada kimse gümüşü kullanmak istemezdi. Herkes ‘’ne kadar çok, o kadar iyi’’ şeklinde düşünürdü.

 

Wang Lin bunu harbiden önemsemiyordu, bu yüzden ne olursa öylece olmasına izin veriyor ve gökleri anlamanın bir kısmı olarak sayıyordu.

 

Bu dokuz yılda, her şey büyük ölçüde değişmişti. Eski yüzlerden pek kalan yoktu. Elini dükkan sahiplerine sallayıp ‘’Bugün borçları toplamaya gelmedim. Dağılabilirsiniz.’’ Derken bu Wang Lin’in son derece hüzünlü hissetmesine neden oldu.

 

Bütün dükkan sahipleri rahat nefesler verdi ve dağıldılar.

 

Wang Lin elleri arkasında caddede ilerledi. Kısa bir süre sonra, caddenin sonuna ulaştı. Lakin tam o anda, orta yaşlı bir adam tarafından sürülen büyük bir at ona doğru atıldı. Orta yaşlı adamın ifadesi epey çirkindi ve dudaklarının kenarından taze kan sızıyordu.

 

Atı sürerek köşeyi geçti ve tam Wang Lin’i geçmek üzereydi ki, gözleri kocaman açıldı. Çabucak dizginleri çekti ve at yüksek sesle kişnediği sırada, sırtından atladı. Wang Lin’in önüne ulaştı, lakin daha konuşma şansı dahi bulamadan, bir ağız dolusu kan kustu.

 

Kanın içinde, iç organlarının parçaları vardı. Yerde diz çöküp yalvarırken yüzü solgundu, ‘’Lütfen kurtarın beni, bay Wang!’’

 

Wang Lin bu kişiye baktığı sırada ifadesi normaldi. Bu kişi tatillerde her zaman onu ziyarete gelen ve büyük miktarda para veren, Xu Tao’ydu.

 

Wang Lin yanıtladı, ‘’Bir sorun varsa, söyle.’’

 

‘’Bay Wang, majesteleri tehlikede!’’ Xu Tao’nun endişeli sözlerini duyduktan sonra, Wang Lin yavaşça ne yaşandığını anladı. Majesteleri bir şekilde oldukça güçlü bir yetişimciyi öfkelendirmişti. Bu yetişimci belirince, majestelerinin etrafındaki bütün yetişimciler geri çekilmişti, karışmaya isteksizdiler.

 

Bugünse, majesteleri sarayında saklanıyordu. Yetişimci saraya girmenin sorun olacağını hissetmiş, dolayısıyla bütün öfkesini majestelerinin takipçilerine yüklemişti.

 

Xu Tao epey zekiydi. Bir şeyin yanlış olduğunu fark edince, hemen kaçmıştı, lakin yine de bir yetişimci tarafından yakalanmış, bu yüzden paniklemişti. O anda, sadece Wang Lin’i düşünebilmişti.

 

Tam Xu Tao konuştuğu esnada, genç bir yetişimci köşeyi döndü. Xu Tao’ya doğru yürürken epey patron vari gözüküyordu.

 

Xu Tao yetişimciyi gördükten sonra, titredi ve geriye sürünmeden önce bir ağız dolusu daha kan kustu. Umutsuzluk içinde Wang Lin’e baktı ve yalvardı, ‘’Kurtarın beni!’’ bununla birlikte, bayıldı.

 

Yetişimci Wang Lin’e baktığı esnada alayla sırıttı ve elini salladı. Anında, ölümlü gözlere görünmeyen siyah bir gaz yayıldı ve havada devasa bir kafatası oluşturdu. Kafatası yutmak için Xu Tao’ya doğru atıldı. Bu yetişimci saldırıya Wang Lin’i de katarken apaçık son derece acımasızdı.

 

Onun gözlerinde, Wang Lin sadece bir ölümlü olsa da, Xu Tao Wang Lin’in olduğu yere kaçtığına göre, o vakit ilişkileri derin olmalıydı, yani ikisini de öldürebilirdi.

 

Ölümlülerin neden olacağı herhangi bir soruna gelirsek, ustası onun için sorunu çözecekti. Bunu düşündüğü esnada, ifadesi son derece acımasızlaştı.

 

Wang Lin kaşlarını çattı. Eğer bu yetişimci sadece Xu Tao’yu hedeflemiş olsaydı, o zaman harekete geçmezdi. Xu Tao bütün o yıllarda ona karşı çok saygılı olsa da, bu Wang Lin’in harekete geçmesi için yeterli değildi.

 

Lakin şimdi, bu paçavra Temel Oluşturma yetişimcisi saldırısına onu da katmaya cüret etmişti. Sanki bir sineği kovarmış gibi elini sallarken Wang Lin’in ifadesi normal ve gözleri sakindi.

 

Aniden, kafatası çok korkunç bir şey görmüş gibi gözüktü. Bir çığlık kopardı ve yutmak için ilerlemeye devam etmeye cüret edemedi. Aksine geriledi.

 

Lakin yine de bir adım aşırı yavaştı. Wang Lin elini sallarken, şeytan Xu Liguo belirdi ve kafatasını yuttu. Yutmadan önce yüksek sesle kafatasını çiğnedi ve ardından küçük yetişimciye vahşi bir bakış attı, sonra da yavaşça kayboldu.

 

Küçük yetişimcinin yüzü kızardı ve bir ağız dolusu kan kustu. Böyle olmuştu zira kafatası yok edildiğinde, ruhu zarar görmüştü. Ardından, tek kelime etmeden, küçük yetişimci korku içinde kaçtı.

 

Wang Lin kaçan figüre soğukça baktı. Onu öldürmedi, çünkü neredeyse ölümlüye dönme olayını bitirmişti ve bu küçük meselede çabasını boşa harcamak istemiyordu.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18326 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37552 Bölüm Sayısı


creator
manga tr