Bölüm 241: Wang Zhuo

avatar
996 0

Xian Ni - Bölüm 241: Wang Zhuo


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Wang Lin’in ruh yutucu ruhu Teng Ailesi’nin altı merkez üyesini öldürdükten sonra, çabucak bedenine geri döndü.

 

Wang Lin gözlerini açtı ve bir süre düşündü. O orta yaşlı adamı öldürürken, kalbini titreten bir figür görmüştü.

 

Eğer gözleri onu kandırmıyorsa, o zaman bu kişi Wang Zhuo’ydu.

 

Yanındaki kadın orta yaşlı adamın kızıydı. Açıkça aralarında bir ilişki vardı.. Kısıtlama bayrağını, bronz aynayı ve şeytanları kaldırırken gözleri ışıldadı. Ardından, sinek yaratığın üzerine sıçradı ve çabucak ilahi hissi vasıtasıyla Wang Zhuo’yla olan o kadını buldu.

 

Kadının ilerlediği gön Teng Aile Şehri’ne doğru değildi, lakin ülkenin sınırınaydı.

 

Wang Lin bir süre düşündü, ardından peşine takıldı.

 

Teng Xiu Xiu üzüntüyle kaplıydı. Uzaklaşıyor olsa da, gözyaşlarına engel olamıyordu. Babasına ne olduğunu bilmiyordu, lakin bir ağırlık hissediyordu, bu ağırlık o kadar ağırdı ki zar zor nefes alabiliyordu.

 

Wang Zhuo’nun yüreğindeki karışık duygular daha da güçlendi. Teng Aile üyeleri öldürülürken çok iyi hissetse de, şimdi derin bir aidiyet duygusu hissediyordu.

 

Wang Zhuo’nun bedeni titredi. Hareket etmeyi kesti ve ailesinin Teng Ailesi tarafından öldürülürken olanları yeniden hatırlarken gözlerini kapattı.

 

Teng Xiu Xiu Wang Zhuo’nun durduğunu gördü, bu yüzden o da çabucak durdu. Alt dudağını ısırırken ona baktı. Şu anda, bu adam, kocası, dayanabileceği tek kişiydi.

 

Bir süre sonra, Wang Zhuo gözlerini açtı ve şiddetle birkaç kez kendisine vurdu. Bayılana kadar kendisini tokatlamak istiyordu. Teng Ailesi’nin düşmanı olduğunu ve Teng Xiu Xiu’ya bir his beslemediğini kendisine hatırlatmak istiyordu.

 

Teng Ailesi’nden oldukları sürece, ölmeliydiler!

 

Teng Xiu Xiu hızlıca Wang Zhuo’yu durdurmak için ilerledi. Göz yaşları sonsuzmuşçasına akıyordu.

 

Wang Zhuo kalbini çelikleştirdi. Kolunu savurdu ve Teng Xiu Xiu’yu yana fırlattı. Söylendi, ‘’Git! Artık, seninle bir bağımız yok!’’

 

Teng Xiu Xiu Wang Zhuo’ya gözlerindeki umutsuzlukla baktı. Dudağını o kadar sert ısırdığından kanattığınını bile fark etmedi. Wang Zhuo’nun kolunu kavramaya çalıştığı esnada göz yaşları sel oldu aktı.

 

Amma velakin Wang Zhuo tekrardan sıyrıldı ve soğukça homurdandı, ‘’Gitmeyecek misin? O zaman ben gideceğim!’’ Bununla birlikte, ters yöne doğru uçmaya başladı.

 

Teng Xiu Xiu aptal aptal Wang Zhuo’nun sırtına baktı. Gözlerindeki umutsuzluk daha da güçlendi. Kalbi adeta bir bıçakla kesilmiş gibi acıyordu. Yüzü hastalıklı bir şekilde kızardı ve bir ağız dolusu kan kustu. Kendisini dengelemeye çalıştığı esnada yüzü solgunlaştı.

 

Doğrusu, Wang Zhuo arkasını döndüğü anda, kalbinin yırtılarak açıldığını hissetmişti, lakin bütün aile üyelerinin ölümlerini düşününce, kalbini çelik gibi tutmaya zorlamıştı. O esnada, Wang Zhuo’nun hissettiği acı Teng Xiu Xiu’nun hissettiği acıdan aşağı değildi.

 

Teng Xiu Xiu yumuşakça Wang Zhuo’ya seslendiği sırada acınacak halde gülümsedi. ‘’Gitme...’’

 

Wang Zhuo titredi. Aniden Teng Xiu Xiu’ya doğru dönerken yumruklarını sıktı ve bağırdı, ‘’Defol!’’

 

Bununla birlikte, hızlandı ve göz açıp kapayıncaya kadar, iz bırakmadan kayboldu.

 

Wang Zhuo’nun kaybolduğu yöne baktığı esnada Teng Xiu Xiu’nun dudaklarından yine kan sızdı. Acı acı gülümsedi ve gözlerini kafa karışıklığı doldurdu.

 

Dünya büyük olsa da, nereye gideceğini bilmiyordu. Dünyadaki onun için en önemli iki kişiden, birisinin ölüp ölmediğini bilmiyordu ve diğeri de onu terk etmişti. Bir kadın için, bu gökyüzünün çökmesinden farksızdı.

 

Wang Zhuo on kilometreyi aşkın mesafe uçtu. Elleri yumruklarını çok sert sıkmaktan kanıyordu. Aile üyelerinin ölümleri zihnini doldurdu, lakin Teng Xiu Xiu’nun üzgünlüğü ve umutsuzluğu yavaşça yerlerini aldı.

 

Uzun bir süre sonra, Wang Zhuo yere indi. Memleketinin olduğu yöne doğru diz çöktü, şiddetle secde etti ve konuştu, ‘’Baba, anne, oğlunuz... Sizin evladınız olmaya layık değil!’’

 

Konuşmayı bitirdikten sonra, gözlerini kapadı ve iki gözyaşı damlası yanaklarından aşağıya aktı. Ardından, ayaklandı ve hızlıca Teng Xiu Xiu’nun peşine takıldı.

 

Döndüğü anda, aile üyelerinin, özellikle ebeveynlerinin, ona acı dolu gözlerle baktığını görebiliyormuş gibi hissetti. Hepsi onu işaret ediyor ve onu hain olarak, Wang Ailesi’nin piç oğlu olarak çağırıyorlardı!

 

Wang Zhuo’nun kalbi Teng Xiu Xiu’yu takip ederken ikiye ayrıldı. Çok geçmeden, kafası karışık Teng Xiu Xiu’nun uçtuğunu gördü. Onu fark etmiş gibi görünüyordu, arkasını dönerek, nazik bir gülümseme sergiledi.

 

Lakin ikili buluştuğu anda, onlara doğru güçlü bir öldürme arzusu atıldı. Rüzgarla dalgalanan beyaz saçlarıyla devasa bir sinek yaratığı sürerek onlara doğru uçan bir genç gördüler.

 

Gencin arkasında sayısız Teng Ailesi’nden beden vardı. Yoğun kan kokusu peşinden geliyordu.

 

Teng Xiu Xiu’nun yüzü solgunlaştı. Bilinçsizce Wang Zhuo’nun arkasına saklandı, titriyordu.

 

Wang Zhuo beyaz saçlı gence baktı. Gözlerinde inanamayan bir bakış açığa çıktı.

 

‘’Sen...Wang Lin!!’’

 

‘’Wang Zhuo.’’

 

Wang Lin sinek yaratığın üzerinden atladı. Wang Zhuo’nun önüne indi ve arkasındaki kadına baktı.

 

Wang Zhuo bilinçsizce Teng Xiu Xiu’yu arkasına sakladı ve Wang Lin’e karışık bir bakışla baktı. Uzun bir süre sonra, yavaşça konuştu, ‘’Sadece senin ailemizin intikamını alacak güce sahip olacağını çoktan tahmin etmiş olmalıydım.’’

 

Wang Lin bir süre düşündü ve yumuşakça karşılık verdi, ‘’Wang Zhuo, üzgünüm.’’

 

Wang Zhuo acı acı gülümsedi ve söylendi, ‘’Bunu o zamanlar söyleseydin, seni affetmezdim, lakin şu anda, tek bir düşmanımız var ve o da Teng Huayuan.’’

 

Wang Lin yavaşça konuşurken gözleri soğuklaştı, ‘’Teng Huayuan kaçamayacak, Teng Ailesi’nden bir kişi dahi kurtulamayacak!’’

 

Teng Xiu Xiu titredi. Dehşete düşmüş olsa da, yine de sordu, ‘’Benim... Babam...’’

 

‘’Kapa çeneni!’’ Wang Zhuo Teng Xiu Xiu’nun konuşmasını kesti. Kendisini sakinleştirdi ve Wang Lin’e söyledi, ‘’Kendisi benim eşim...’’

 

Wang Zhuo konuşmayı bitiremeden önce, Wang Lin sakince konuştu, ‘’Baban Teng ismini almamalıydı.’’

 

Teng Xiu Xiu titredi. Wang Lin’e yönelttiği bakışları derin nefretini barındırıyordu.

 

Wang Zhuo bu sözleri duyduğu anda, Wang Lin’in çoktan Teng Xiu Xiu’nun kim olduğunu bildiğini anladı. İçindeki karmaşık duygular daha da güçlendi.

 

Wang Lin bir süre düşündü. Ufka baktı ve sordu, ‘’Wang Hao hala Xuan Dao Tarikatı’nda mı?”

 

Wang Zhuo kafasını iki yana salladı ve hüzünle yanıtladı, ‘’Çekirdeğini oluşturmayı başaramadı... Çoktan... Öldü.’’

 

Wang Lin gözlerini kapattı. İç çekti ve söylendi, ‘’İkiniz Zhao’dan ayrılmalısınız.’’ Bununla birlikte, arkasına bile bakmadı ve sinek yaratığın üzerine sıçradı.

 

Wang Zhuo’nun hareketleri açıkça Teng Xiu Xiu’nun ölmesini istemediğini ifade ediyordu.

 

Wang Zhuo Wang Lin’in figürüne baktı. Duyguları daha da karmaşıklaştı. Ailesinin ve ebeveynlerinin ölümü gözlerinin önünde belirdi. Hepsi ona bakıyor, ona Wang Ailesi’nin haini diyordu!

 

Wang Zhuo Teng Xiu Xiu’ya bakmak için dönerken acı acı gülümsedi. Eşinin gözlerinde saklanmış, derin, çok derin bir kin gördüğü esnada kalbi tekledi.

 

Wang Zhuo biraz düşündü. Nazikçe konuştuğu sırada bakışları yumuşadı, ‘’Xiu Xiu, hadi gidelim.’’ Bununla birlikte, sağ eliyle nazikçe karısının saçına dokundu.

 

Teng Xiu Xiu şaşırdı ve ardından tekrardan ağlamaya başladı. Birlikte oldukları zaman zarfından beri, ilk defa Wang Zhuo ona Xiu Xiu diyordu.

 

Ne var ki, sonraki anda gülümsemesi dondu, çünkü Wang Zhuo’nun eli Tian Lin’inin üzerindeydi. Ruhsal enerjisinin bir yükselmesiyle, karısının hayatını sonlandırdı.

 

Teng Xiu Xiu acı çekmeden öldü. Aşkının kollarında hayatını kaybetti...

 

Karısının cesetini tutarken, Wang Zhuo’nun gözleri kederle kaplandı. Wang Lin’in kaybolduğu yöne doğru baktı ve konuşmaya başladı, ‘’Wang Lin, Wang Ailesi’nin haini olmayacağım ve Teng Ailesi’nin neslinden bir parçanın kalmasına izin vermeyeceğim.’’

 

Bununla birlikte, memlekenini olduğu yöne doğru diz çöktü ve birkaç kez secde etti. Avucuyla alnına vurarak, bedenindeki hayatı sonlandırdı. Karısına bakarak yere düşerken dudaklarından kan sızdı.

 

‘’Xiu Xiu, korkma, sana eşlik edeceğim...’’

 

Wang Lin birdenbire titrerken sinek yaratığın üzerinde duruyordu. İlahi hissinde Wang Zhuo’yu temsil eden ışığın kaybolduğunu açıkça hissedebiliyordu. Biraz düşündü, ardından bedeni sinek yaratığın üzerinden kayboldu.

 

Belirdiğinde, Wang Zhuo’nun bedeninin yanında duruyordu. Wang Lin Wang Zhuo’nun bedenine yüreğindeki karmaşık bir duyguyla baktı. Wang Zhuo’nun ailesi ve aşkı arasında kaldığını anlıyordu ve en nihayetinde ailesine karşı olan suçluluğunu bitirmek için elinden ancak aşkını kendi elleriyle öldürmek gelebilmişti.

 

Aynı zamanda, karısını öldürdükten sonra, karısına olan aşkı için kendisini öldürmüştü.

 

Wang Lin bir süre düşündü, ardından Wang Zhuo’nun kaşlarının arasını işaret etti. Yavaş yavaş, her an tükenebilecek zayıf bir ruh ateşi Wang Lin’in elinde belirdi.

 

Genç adam derin bir nefes verdi ve bulunduğu noktadan kayboldu.

 

Başkentin kuzeydoğu kısmında, Wang Ailesi’ne ait büyük bir ev vardı. Beyaz saçlı bir genç Wang Ailesi’nin malikanesinde belirdi. Genç adeta saydammışçasına evde yürüdü. Hiçbir hizmetçi onu fark etmedi.

 

Beyaz saçlı genç evin içinde bir süre yürüdükten sonra, bir binanın önünde durdu. İçeride karnında bir şişlik olan bir kadın oturuyordu. Açıkça hamileydi.

 

Genç bir süre baktı, ardından beyaz bir ışık küresi çıkardı. Beyaz ışığı fırlattığı esnada iç çekti. Beyaz ışık kadının karnına girdi.

 

Kendi ruhunu daha tamamen oluşturmamış bebek yavaş yavaş beyaz ışıkla birleşti.

 

‘’Bu kişi gelecekte gelişim dünyasına adım atacak. Belki gelecekte karşılaşmak için başka bir şansımız olur.’’ Genç ayrılırken kendi kendine mırıldandı.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18164 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37440 Bölüm Sayısı


creator
manga tr