Bölüm 240: Teng Üç

avatar
1015 0

Xian Ni - Bölüm 240: Teng Üç


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Teng Üç genç gözükmüyordu. Saçı çoktan beyazlamıştı ve yaklaşık 40 50 yaşlarında gözüküyordu. Yakından bakılırsa, Wang Zhuo’nun karısının ona benzediği görülebilirdi.

 

Son derece yakışıklıydı. Kusursuz yüzünde gözleri bir çift siyah mücevher gibi parlıyordu.

 

Teng Üç yavaşça konuştu, ‘’Xiu Xiu, şu anda, Teng Ailesi güçlü bir düşmanla karşı karşıya ve ata ortaya çıkmayacak. Bütün bu olanlar aşırı garip. Ancak Teng Aile Şehri’ne ulaştığında güvende olacaksın, orada küçük kardeşinle kal ve bir yere ayrılma.”

 

Teng Xiu Xiu Teng Üç’ün kızıydı. Teng Üç’ün gizli bölgesinden ayrılmasının nedeni Teng Ailesi Şehri yolunda kızını korumaktı.

 

Teng Xiu Xiu onayladı.

 

Teng Üç biraz tereddüt etti ve devam etti, ‘’Eğer... Eğer bu sefer ölümden kaçamazsam, o zaman küçük kardeşini bulmak için Teng Aile Şehri’ne gitmeyi unut. Hemen Zhao’dan ayrıl. Gidebildiğin kadar uzağa git.’’

 

Wang Zhu bütün bunları yandan sessizce dinledi. İfadesi sakin olsa da, içinden soğuk soğuk gülüyordu.

 

Teng Üç Wang Zhuo’ya bakarken gözleri birinin kalbine kadar görebiliyormuş gibi gözüküyordu. İfadesi değişmiyordu, dolayısıyla kimse mutlu mu sinirli mi bilmiyordu.

 

Teng Xiu Xiu’nun saçlarını okşadığı esnada kalbinde duygular kabardı.

 

Yıllar önce karısından atanın zoruyla ayrıldığından beri, sonsuza kadar atanın gölgesi altında yaşayacağını biliyordu. Bütün bunlar karısı bir ölümlü ve onunsa atanın büyük büyük torunu olmasındandı. Önemli bir Teng Aile üyesi bir ölümlüyü karısı olarak alamazdı.

 

Çünkü neslinin devamının yetişim yapacak niteliği olmak zorundaydı.

 

Bir şeyleri değiştirmek istiyorsa, o zaman güce sahip olmalıydı. Atayı bastıracağı bir yetişim seviyesine ulaşmalıydı.

 

Yıllar sonra, yetişiminde başarılı olmuş ve iki kızını yetişim yoluna itebilmişti, lakin karısının zamanı çoktan dolmuştu. Kalbindeki acı bütün bu yıllar boyunca hiç dinmemişti.

 

Bu yıllarda, sırf yetişime odaklanmıştı. Ancak yetişim yaparak karısını düşünmeyi bırakabiliyordu.

 

Belli bir derecede, daha çok Teng Üç’ün karısına benzeyen, Teng Xiu Xiu, sadece kızı değildi, ayrıca karısına olan bütün sevgisini de taşıyordu. Bu yüzden Teng Xiu Xiu’nun ne zarar görmesine ne de birisinin onu üzmesine izin verirdi.

 

Soğukça Wang Zhuo’ya baktı ve söylendi, ‘’Wang Zhuo, Teng Xiu Xiu yüzünden, yaşamana izin vereceğim. Şimdi defol! Bundan sonra, Teng Xiu Xiu’nun seninle hiçbir ilişkisi yok.’’

 

Wang Zhuo’nun gözleri ışıldadı. Teng Üç’e baktı ve konuştu, ‘’Şu asabiliğe bak!’’ Bununla birlikte, geriye zıpladığında ayrılmak üzereydi.

 

Teng Xiu Xiu bunu duyduktan sonra, çabucak ilerledi ve Wang Zhuo’nun kolunu kavradı. Arkasına döndü, babasına sulu gözleriyle baktı ve tek kelime etmeden alt dudağını ısırdı.

 

Teng Üç’ün gözleri hala soğuktu, lakin yavaşça iç çekti ve arkasını döndü. Teng Xiu Xiu’nun ifadesi az önce tıpkı karısınınki gibiydi. Teng Xiu Xiu’nun acı çekmesini istemediğinden Wang Zhuo’yu öldürmek istemiyordu.

 

‘’Wang Zhuo, Teng Ailesi aileni katletmiş olsa da, umarım Xiu Xiu’ya zarar verecek bir şey yapmazsın. Siz ikiniz... Sonuçta bir yetişim çiftisiniz. Ebeveynlerin seninle olamayacak olsa da, karın hayatının geri kalanında yanında olacak. Wang Zhuo, neyin en iyisi olduğunu unutma.’’

 

Wang Zhuo bir süre düşündü. Teng Xiu xiu’ya karışık bir bakışla baktı. Ne yapacağını bilmese de, bugünün geleceğini biliyordu.

 

Teng Xiu Xiu hayatındaki en önemli insanlar olan ikiliye baktı ve konuştu, ‘’Baba, Wang Zhuo yapmayacak, yapmayacak!’’ Sonunda, sesi kararlılıkla kaplandı! Bu kadın, sonuna kadar dahi, Wang Zhuo’nun onu incitmeyeceğine inanıyordu.

 

Teng Üç’ün ifadesi aynı kalsa bile, öldürme dürtüsü büyük ölçüde arttı. Teng Ailesi’nin dengeli zamanlarında olsaydı, Wang Zhuo yaşasın yaşamasın önemli değildi, zira Wang Zhuo’nun dikkatsizce hareket etmeyeceğine emindi.

 

Lakin şu anda, Teng Ailesi tehlikedeydi, yani durum epey farklıydı. Teng Üç kararını verdi. Teng Aile Şehri’ne dönünce, Wang Zhuo’yu öldürmek için bir şans bulacaktı.

 

Çünkü hala Wang Zhuo ölmediği sürece, Teng Xiu Xiu’nun tehlikede olacağına dair içinde bir his vardı.

 

Ne var ki, bu fırsata sahip olmayacaktı.

 

Kara bir bulut birdenbire gökyüzünü kapladı. Kara bulut her an çökebilirmiş gibi hissettiriyordu.

 

Teng Üç’ün bakışları aniden ciddileşti. Tereddüt etmeden, karnını işaret etti ve biraz kan özü kustu. Aynı zamanda, boyutsal çantasından bir ışık noktası uçup kan özüyle birleşerek, önünde oval şeklinde bir ışık oluşturdu.

 

Teng Üç eliyle uzandı ve ışığı kavradı. Teng Üç Teng Xiu Xiu’yu oval ışık halkasına fırlatırken kadın şaşkınlıkla bağırdı. Teng Xiu Xiu babasına umutsuz bir bakışla baktı ve bağırdı, ‘’Baba!’’

 

Sesi ona ulaştığında, Teng Üç acımasız olamayacağını hissetti, bu yüzden tekrardan uzandı. Bu sefer, Wang Zhuo’yu kavradı ve şiddetle oval ışığa fırlattı.

 

İkili oval ışıkta kayboldu.

 

Bütün bunlar son derece çabucak yaşandı. Kara bulut belirdiği anda, Teng Üç kendi yetişimini düşürmeyi umursamadan Teng Xiu Xiu ile Wang Zhuo’yu uzaklaştırmak için muazzam miktarda kan özü kullanmıştı.

 

Bütün bunları yaptıktan sonra, başka bir pişmanlığı kalmadı. Bedenini dikleştirdi ve ses çıkarmadan, turuncu renkli bir uçan kılıç yanında belirdi.

 

Bu uçan kılıcı kendisi yapmıştı. İsmi Tao Yun’du, çünkü karısının isminde Yun kelimesi geçiyordu.

 

Her gün, kılıcı kendi ruhsal enerjisiyle temizlerdi. Bu kılıca kimsenin dokunmasına izin vermezdi, Teng Huayuan’a bile.

 

Ayrıca diğerleriyle savaşırken bu kılıcı hiç kullanmamıştı.

 

Bu kılıca olan sevgisi Teng Xiu Xiu’ya olandan aşağı değildi, çünkü bu kılıç yapıldığında, karısı içine bir damla kanından bırakmıştı.

 

Bu ölümlü kanı damlasından dolayı bu kılıcın gücü büyük ölçüde zayıflamıştı. Lakin Teng Üç umursamıyordu, çünkü bu kılıç burada olduğu sürece, karısının varlığı sürecekti. Eğer kırıç kırılırsa, karısı ölürdü.

 

O anda, Teng Üç’ün kalbi savaşma dürtüsüyle kaplandı, çünkü bugün öleceğini biliyordu.

 

Nasıl öleceğini seçme şansı olsaydı, bu kılıçla birlikte ölmeyi umardı.

 

Nazikçe uçan kılıca dokundu. Bu kılıcı ruhsal enerjisiyle temizleyeceği son seferdi. Kararlı bir bakışı gözler önüne serdi ve tek kelime etmeden, kılıç bir uğuldama koyuverdi ve gökyüzündeki buluta doğru uçtu.

 

Teng Üç hızla havaya sıçradı ve uçan kılıcın arkasından takip etti. Bedenindeki bütün ruhsal enerjiyi kullandı ve uçan kılıçla birlikte kara buluta doğru bir kayan yıldız misali atıldı.

 

Kayan yıldız misali atılımının orasında, karısının gülümseyip kendisini çağırdığını görebiliyordu.

 

Kayan yıldız gökyüzünü aştı, kara bulutu deldi geçti ve yüz kilometre uzağa indi.

 

Bütün kara bulutlar toplandı ve Wang Lin’e benzeyen bir şekil oluşturdu. Genç adam düşünceli düşünceli kayan yıldızın gittiğine yöne doğru baktı.

 

Orta yaşlı adam gözlerinde bir korku belirtisi olmadan Wang Lin’e atılmış ve Wang Lin’in Ji Alemi’ne hayatını teslim etmişti. Tam ölüm anında, Wang Lin Teng Üç’ten gelen yas hissiyatını hissetmişti.

 

Wang Lin uzun bir süre düşündü, lakin bu kişiden mükemmel şeytan yapılacak olsa da ruhunu almadı. Teng Ailesi’nde sevdiğini bu kadar önesmeyen birisi olduğunu hiç düşünmemişti. Ancak, yine de ölmek zorundaydı. Teng Aile’sinde doğmamış olmalıydı.

 

Yüz kilometer uzakta, Teng Üç yere indi. Bedeninde hiç yara yoktu, lakin ölüydü.

 

Elinde, Tao Yun isimli kılıç son kez parladı ve parçalandı...

 

Teng Aile Şehri.

 

Teng Huayuan dokuz parça yeşime bakarken Teng Ailesi’nin atasal evinin en üst katındaydı. Yeşimlerden beşi çoktan kırılmıştı ve tam Teng Huayuan iç çekerken, Teng Üç’ü temsil eden yeşim ikiye bölündü.

 

Teng Huayuan titredi. Yüzü aniden epey daha yaşlı gözükmeye başladı. Yavaşça kırılan bütün yeşimlere dokundu ve eli Teng Üç için uzandığında, yaşlı gözleri geçmiş dört yüz yılda hiç salmadığı göz yaşlarını serbest bıraktı.

 

Teng Huayuan fısıldadı, ‘’Hai Er.”

 

Teng Hai Teng Üç’ün gerçek adıydı.

 

Birisi Teng Ailesi’nin bir merkez üyesi haline geldiğinde, özel bir yeşime ruhlarının bir parçasını bırakırlardı. Sadece iki günlük zamanda, bu yeşimlerden bir sürü parçalanmıştı ve ne zaman biri parçalansa, Teng Huayuan yüreğinde bir acı hissediyordu.

 

Özellikle Teng Beş’te. Teng Beş’in önünde ölüşünü öylece izlemişti. Aralarında sadece otuz metre olsa da, sanki Teng Huayuan’ın bile geçemediği bir uçurumla ayrılmış gibi hissettirmişti.

 

Teng Beş, Teng Bir dışında, en çok Teng Li’ye benzeyendi, dolayısıyla Teng Huayuan ona epey dikkat ediyordu.

 

Teng Dokuz’un acı çocukluğu sapkın kişiliğine neden olmuştu, bu yüzden hayat çalmanın uç yolunu seçmişti, lakin bu yüzden kendikini kısaltıyordu. Teng Huayuan onun için birkaç yüksek kalite hap hazırlamıştı, lakin şimdi bu hapların hiçbiri işe yaramazdı.

 

Teng Sekiz, Teng Altı ve Teng Dört, hepsi Teng Huayuan’ın kalbinde önemli yere sahipti, ancak, Teng Üç hala en önemli olandı.

 

Teng Huayuan her zaman Teng Üç’ü ailenin rezilliği olarak saymıştı. Bir merkez öğrenci olarak doğmuş, ancak düzgünce yetişim yapmak yerine, gitmiş bir ölümlü kadına bağlanmıştı. Teng Huayuan zorla onları ayırmış ve zamanın acımasız akışının o kadını öldürmesini sağlamıştı.

 

Teng Huayuan Teng Üç’ün ondan nefret ettiğini biliyordu.         

 

Ne var ki, bu Teng Huayuan’ın Teng Üç’ü ne kadar önemsediğini etkilemiyordu. Aslında, o zamanlar ikisini ayırdığından pişmanlık duyuyordu. Lakin şimdi, Teng Üç’e pişmanlığını anlatmak için asla bir şansı olmayacaktı, zira Teng Üç çoktan ölmüştü...

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37388 Bölüm Sayısı


creator
manga tr