Bölüm 242: Punnan Zi

avatar
1031 0

Xian Ni - Bölüm 242: Punnan Zi


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace

 

Xuan Dao Tarikatı, Heng Yue dağ sınırında.

 

Arka dağda, Wang Lin’in daha önce eğitim yaptığı yerde, sayısız el yapımı mağara vardı. Dağın zirvesinde sadece tek bir doğal mağara vardı ve Punnan Zi içinde gelişim yapıyordu.

 

Görünüşü geçmiş 400 yılda biraz dahi değişmemişti.

 

Tavandan su damlarken içeride şıp şıp sesleri yankılandı.

 

Uzun bir süre, Punnan Zi’nin yüzünden sürekli değişen garip bir ışık parladı. Yavaşça, gözlerini açtı. Gözleri adeta yıldızları barındırıyormuşçasına parladı.

 

Punnan Zi sağ elini kaldırdı ve bir mühür oluşturdu. Ardından, sağ elini öne savurdu ve önündeki taş birdenbire ışıldamaya başladı.

 

Çevrede herhangi Ruh Oluşturma gelişimcisi olsaydı, gözleri ışıldardı, çünkü belli teknikleri kullanmak için çevredeki ruhsal enerji dalgalarını etkilemek ancak Ruh Oluşturma gelişimcilerinin yapabileceği bir şeydi.

 

Punnan Zi Ruh Oluşturma aşamasının sınırındaydı. Onunu için, bu seviye uzakta değildi. Ruh Oluşturma seviyesinden onu ayıran tek şey kağıt kalınlığında bir bariyerdi ve tek yapması gereken bariyeri aşmak için doğru yeri bulmaktı.

 

Punnan Zi duvardaki ışık noktalarına baktı. Uzun bir süre sonra, iç çekti ve söylendi, ‘’Teng Huayuan, kendine böyle bir felaket getirecek kimi rahatsız ettin?’’

 

‘’Lord Shi özellikle Teng Ailesi’ni bir deney olarak kullanmıyor olsaydı, bu yaşlı adam gerçekten Teng Ailesi’nin işleriyle uğraşmak istemezdi!’’ Punnan Zi’nin yüzü kasvetlendi. O bile Lord Shi’nin Teng Ailesi’ni seçme nedenini bilmiyordu.

 

Böyle olmasaydı, o vakit yalnızca Teng Ailesi’nin kaynaklarıyla, aniden dokuz Kadim Ruh gelişimcisi kazanmaları ve Teng Huayuan’ın sadece dört yüz yılda neredeyse Punnan Zi kadar güçlü olması mümkün olmazdı.

 

Biraz düşündü, ardından ayaklanarak, kollarını savurdu ve bulunduğu noktadan kayboldu.

 

Yeniden belirdiğinde, çoktan Heng Yue Dağ Dizisi’nin zirvesindeydi. Punnan Zi bir dizinin üzerine çöktü, gökyüzüne baktı ve eliyle bir sürü farklı mühür oluşturdu. Mühürler oluşurken, daha da çok bulut belirdi ve gökyüzünde görünmez bir baskı yavaşça oluştu.

 

Punnan Zi elini savurdu ve söylendi, ‘’Bendeniz, düşük bir gelişim ülkesinden, Punnan Zi bir büyülü hazine ödünç almak istiyorum.’’

 

Bu sözleri söylediği anda, kırmızı ve yeşil, iki ışık huzmesi Heng Yue Dağ Dizisi’nden atıldı. Işıklar gittikçe daha da yoğunlaştı ve Zhao’daki bütün ruhsal enerji Heng Yue Dağ Dizisi’nde toplanmaya başladı. İki ışık huzmesi Punnan Zi’nin yanına indi. Çok geçmeden söndüler ve asıl formları açığa çıktı.

 

Asıl formları iki büyü diskiydi. Büyü disklerinde soğuk bir ışık yayan dört bıçak vardı. Hatta etraflarında uzay yarıkları bile vardı.

 

Bunun bir Kadim Ruh seviye büyülü hazine olmadığı ve Ruh Oluşturma veya daha yüksek seviyede birisi tarafından yapıldığı kolayca söylenebilirdi.

 

Punnan Zi sonunda ilahi hissini disklere gönderip büyülü eşyaları boyutsal çantasına dikkatle koymadan önce birkaç kez saygıyla secde etti. Ancak o vakit sonunda rahatladı. Güçlü bir öldürme arzusu yaymaya başladı ve mırıldandı, ‘’Teng Huayuan, bu sana yardım edeceğim son sefer. Eğer yüz yıl içinde Teng Ailesi’nde hala bir Ruh Oluşturma gelişimcisi olmazsa, Teng Ailesi’ne karşı acımasız olacağım için beni suçlama!’’

 

Bununla birlikte, iz bırakmadan kayboldu.

 

Ruhsal enerji dalgalandığı anda, Wang Lin fark etti. İfadesi değişmese de, kalbi tekledi. Ancak, soğukça homurdandı ve son merkez aile üyesinin bulunduğu yöne doğru atıldı.

 

Zhao ülkesinin sınırında son derece gizemli bir bölge vardı. Ne zaman bir ölümlü bu bölgeye gelse, korkmasına neden olurdu. Hatta gelişimciler bile bu bölge hakkında olağanüstü derecede endişeliydi.

 

Bu devasa bir siyah çamur çukuruydu.

 

Bu burna adeta yapışan bir koku yayan siyah çamurla dolu bir çukurdu. Birkaç kişi dışında bu çamur çukurunun gerçekten ne kadar derin olduğunu tam olarak kimse bilmiyordu.

 

Her yüz yılda, bu çamur çukur patlardı ve her patlama şok edici bir manzara oluştururdu.

 

Çoğu zaman, burası yasaklı bir yerdi. İster ölümlüler, ister gelişimciler veyahut yaratıklar olsun, çamur çukurunun belli bir mesafe yakınına yaklaştıklarında, güçlü bir çekim gücü tarafından çekilir ve canlı canlı yanarlardı.

 

Uzun bir zaman sonra, siyah sis sessizce belirdi ve bütün bölgeyi kapladı.

 

Burası geçmiş dört yüz yılda Zhao’da en tehlike yer olarak sayılan, Siyah Çamur Çukuru’ydu.

 

Siyah Çamur Çukuru’nun en derin kısmında siyah kristallerden yapılma bir tabut vardı. Bu siyah kristal tabut siyah çamurla kaplı değildi. Tabut ve siyah çamur arasında kalın bir beyaz kemik katmanı olduğu söylenebilirdi.

 

Bu kemikler arasında insan ve yaratık kemikleri vardı. Bu kemikler dört yüz yılda çukura çekilen canlılara aitti.

 

Bu yer Teng Sekiz’in en çok korktuğu kişinin gelişim yaptığı yerdi. Burası Teng Bir’in gelişim bölgesiydi.

 

Teng Bir Teng Ailesi’nde bir efsaneydi.

 

Bu kişi Teng Huayuan’ın oğullarından değildi. Doğrusu, Teng Huayuan’ın küçük kardeşiydi.

 

Kimsenin meydan okumaya cüret edemediği ve dört yüz yıldır Teng Bir ismini tutan tek kişiydi.

 

Wang Lin çamur çukurunun 1000 kilometre yanına yaklaştığında, bu  yerle alakalı neyin özel olduğunu fark etti. Biraz düşündükten sonra, sinek yaratığın devam etmesine izin vermemeye karar verdi ve kendi başına uçtu.

 

Wang Lin çukurun bin kilometre sınırına girdiği anda, solmuş bir el tabuttan uzandı. Yavaşça, istekelet vari bir adam ayağa kalktı.

 

Bu kişinin bütün bedeni siyahtı ve bedeninde hiç kas yoktu. Kafasında sadece birkaç tutam saç vardı. Tamamen dehşet verici gözüküyordu.

 

Gözlerinde, hayalet vari bir ışık yavaş yavaş parladı. Ardından yavaşça kafasını kaldırdı.

 

O anda, Wang Lin Siyah Çamur Çukuru’nun üzerindeydi. İfadesi öncesinden daha ciddiydi ve kısıtlama bayrağı çoktan yanında süzülüyordu. Çukura baktı. Tereddüt etmeden, gözleri kıpkırmızı parladı ve bir dizi Ji Alemi yıldırımı siyah çamura atıldı.

 

Çamur çukurunun derininde, tabuttaki, gözlerinde hayalet vari ışık olan adam kızıl yıldırımların üzerine ulaşmasını izlerken parlakça ışıldadı. Kemikli elini kaldırdı ve kızıl yıldırımlardan birine dokundu.

 

Aniden, yüksek sesli bir patlamayla, kızıl yıldırım iz bırakmadan kayboldu ve adamın parmağında çatlaklar belirdi.

 

Adam dudaklarını yaladı. Gözlerindeki hayalet vari ışıkta, güçlü bir savaşma dürtüsü belirdi. Yavaşça ayaklandı. O anda, daha fazla kırmızı yıldırım ulaştı, lakin hepsini parmağıyla engelledi.

 

Nihayetinde, bütün kızıl yıldırımlar engellendi, lakin sağ kolunun tamamı çatlaklarla kaplandı. Koluna baktı ve salladı. Anında kolu toza döndü.

 

Umursuyormuş gibi gözükmüyordu. Bedeni güçlü bir savaşma isteği yaydı. Yukarı atılırken bir gülümseme savurdu.

 

Wang Lin’in yüzü son derece çirkinleşti. Az önce, Ji Alemi’nin oluşturduğu kızıl yıldırımın engellenmesinin sadece bir kola bedel olduğunu, açıkça hissedebilmişti.

 

Böyle bir şey daha önce hiç yaşanmamıştı. Wang Lin bu kişinin gelişiminin daha Ruh Oluşturma seviyesinde olmadığını onaylayabilirdi, lakin Ji Alemi’nin saldırılarını engelleyebiliyordu.

 

Adam yukarı atıldığı anda, Wang Lin tereddüt etmeden çevreyi kısıtlama bayrağıyla çevreledi. Ardından, eliyle bir mühür oluşturdu ve doksan kısıtlama ejderha şekline bürünerek çukura atıldı.

 

Sıska adam kısıtlamalara şaşırmış bir şekilde baktı. Kaçınmadı ve kısıtlamaların bedenine vurmasına izin verdi.

 

Birdenbire, bütün bedeninde sayısız çatlak belirdi. Son kısıtlama üzerine indikten sonra, bedeni çatlaklarla kaplanmış olsa da, biraz dahi yavaşlamadı.

 

Hızlıca gerilerken Wang Lin’in ifadesi kasvetliydi. Eliyle bir mühür oluşturdu ve doksan kısıtlama daha uçarken gökyüzünü işaret etti.

 

Sıska adam bedenindeki çatlaklara baktı, ardından Wang Lin’e. Bulunduğu noktadan birdenbire kaybolurken dudaklarını yaladı.

 

Tereddüt etmeden, Wang Lin kenara kaçındı ve bir yırtılma sesiyle, Wang Lin’in kıyafetlerinin kenarı yırtıldı. Tam Wang Lin’in önceden durduğu yerde, Wang Lin’in kıyafetlerinden bir parça  tutan, sıska adam belirdi. Gözleri savaşma ruhuyla kaplıydı.

 

Sıska adama baktığı esnada Wang Lin’in derisi titredi. Bir nefes zamanı yavaş olsaydı, sıska adam tarafından vurulmuş olurdu.

 

Kısıtlamalar bir kere daha atılırken gözleri karardı ve sıska adama doğru atıldı.

 

Sıska adam bir kere daha şaşırmış bir ifade sergiledi. Kaçınmadı. Basitçe kısıtlamalaırn kendisine vurmasına izin vererek, bedeninde daha fazla çatlağın belirmesine sebebiyet verdi.

 

Wang Lin’in gözleri ışıldadı. Bütün kısıtlamalar hedefe ulaşmadan önce, saldırmak için daha fazla kısıtlama çağırırken ruhsal enerjisinden epey daha harcadı. Aynı zamanda, durmaksızın etrafta hareket ederken hiç duraksamadı. Kısıtlamaları kontrol ettiği esnada, sayısız Ji Alemi kızıl yıldırımı atıldı.

 

Sıska adam hala hareket etmedi. Ancak Ji Alemi yıldırımı üzerine tam ulaşmak üzereyken sol elini engellemek için kullandı. Yavaş yavaş, bedeninde daha da çatlak belirdi ve sol eli toza dönüşmeye başladı.

 

Bu son derece garip bir savaştı. Wang Lin’in savaş deneyiminin epey zengin olduğu söylenebilirdi, lakin asla bu kadar garip bir savaş deneyimlememişti.

 

 







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37388 Bölüm Sayısı


creator
manga tr