Bölüm 183: Ani Değişim

avatar
1506 1

Xian Ni - Bölüm 183: Ani Değişim


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Üçüncü deneme gerçek Nirvana değildi, uzayda bir çatlaktan ibaretti. Sadece devasa çatlaktaki bir yerdi.

 

Wang Lin yavaşça üçüncü denemede ilerliyordu. Bu sırada da, etrafında boş görünen uzayı kavrıyor, ve her kavrayışında başka bir avare ruhu tüketiyordu.

 

Wang Lin uzun zamandır ruh tüketmenin verdiği o hissiyatı tatmıyordu. Dış savaş alanından ayrıldığından beri düzinelerce yıl geçtiğini hesaplamıştı.

 

Ne var ki, dünyanın yasasının gücü yüzünden, hala dün gibi dış savaş alanındaki zamanı hatırlıyordu.

 

Xu Liguo ve ikinci şeytan Wang Lin’in peşinden geliyordu, bütün zaman boyunca alarmdaydılar ve korkuyorlardı. Kendilerinden kat kat daha güçlü olan atalarının karşı koyamadan tüketildiklerini izlerlerken nefeslerini vermeye cesarete edemiyorlardı. Tamamen güçsüz hissediyorlardı.

 

Wang Lin’in muazzam ruhu o zamanlar Ji Alemi’yle baskılanmış olsa bile, ruh yutma yeteneği yine de kalmıştı, ve sonuç olarak, bir ruh ustasıydı.

 

Wang Lin ilerlerken, İlahi Hissi’ni her yöne yayıyordu. Bu alem Nirvana gibi olduğuna ve avare ruhlar barındırdığına göre, o zaman mutlaka ruh yutucular da barındırmalıydı. 

 

Wang Lin ruh yutucular birbirlerini yutabilir mi emin değildi. Son seçenek olmadığı sürece, ruh yutucular birbirine saldırmazlardı, bunun yerine sorunlarını ortak bir yolla çözerlerdi.

 

Etrafta uzun süre uçtuktan sonra, Wang Lin birçok ruh yutmuştu, lakin bir ruh yutucu daha onunla iletişime geçmemişti. Bir süre düşündü, ardından iki elini de kaldırdı ve yakında süzülen kayalar ona doğru çekilmeye başladı.

 

Çok geçmeden, kayalar birbiriyle çarpışarak devasa kayalık bir dağ oluşturdu. Wang Lin dağın tepesine zıpladı, ardından sağ elini savurarak, mavi bir alevin elinden yükselmesini sağladı.

 

Wang Lin’in gözleri titreşti. Sağ elini kayalık dağa yerleştirdi ve mavi alev dağla kaynaştı. Dağdaki kayaların arasında olan birçok çatlak soğuk hava yayan mavi bir ışık tarafından çevrelendi. Kayalık dağdaki bütün boşluklar buzla mühürlenmiş ve kayalar sıkıca birbirine yapıştırılmıştı.

 

Wang Lin sağ elini sağdan çekti ve mavi alev geri bedenine girdi. Derin bir nefes aldı. İlahi Bilincin Gözleri’ni durmaksızın kırptı ve sağ eli hızlıca hareket etti. Bir süre sonra, bir illüzyon vari çember belirmiş ve genç adam az önce oluşturduğu dağa doğru çemberi fırlatmıştı.

 

İllüzyon vari çember dağa yerleştiğinde, bütün dağ parlakça ışıldadı, lakin hızlıca normal haline dönmüştü. Wang Lin derin bir nefes daha aldı. Sağ eli harekete tekrar geçti ve önünde birer birer illüzyon vari çemberler belirip dağda birleşmeye başladı.

 

Çok geçmeden, dağ hızlıca kısıtlama dağının bir minyatür versiyonuna dönmüştü.

 

Wang Lin küçük bir adım attığında neredeyse aşağı düşüyordu. Dağın merkezine ulaşana kadar yavaşça dağa girmeye başladı. Ardından bir tane daha illüzyon vari çember oluşturdu ve çemberi taş duvara doğru bastırdı.

 

Büyün dağ sallanmış ve insan gözüyle görülebilecek bir hızda, süzülen diğer kayalarla aynı boyuta gelene kadar, yavaşça küçüldü. Artık bu ‘dağa’ bakan kişi yakındaki diğer kayalarla arasındaki farkı ayırt edemezdi.

 

Wang Lin’in dağın içindeki bedeniyle birlikte, bedeninde ruhunun küçük bir ruhunu bırakmak için Ji Alemi İlahi Bilinci’ni kullandı ve ruhunun geri kalanı bedeninden ayrıldı. Ruhunun bu kısmı hemen illüzyon vari bir beden oluşturdu. 

 

Şimdi Wang Lin’in ruhu artık bedeninde değildi, artık fiziksel formuyla kısıtlanmıyordu. İlahi Hissi her yöne dağıldı. Mesafeden, Wang Lin’in yaydığı İlahi Hissi’nin katmanları görülerek, yakındaki avare ruhların hiçlikten belirmesine ve yüzlerinin korkuyla solmasına neden olmuştu.

 

Kısa süre sonra, bütün avare ruhlar emirleri almıştı. Wang Lin’in İlahi Hissi daha uzağa yayılırken, daha da çok avare ruh Wang Lin’in varlığını hissediyordu. Hepsinin yüzleri solmuş ve dağılmaya başlamıştılar.

 

Wang Lin’in ruhu bedeninden ayrıldıktan hemen sonra, ruh yutucu formuna geri dönmüştü. Hızlıca hiçlikte ilerledi ve geçtiği bütün avare ruhlar saygıyla genç adamı selamladı.

 

Yavaş yavaş, Wang Lin başka bir çok büyük ruhun varlığını hissetmeye başladı. Başka bir ruh yutucu vardı, ne var ki, bu ruh çok garip bir durumdaydı, sanki uyuyordu. 

 

Büyük ruh Wang Lin’in İlahi Hissi’ne tepki vermemişti. Wang Lin biraz bocalamıştı. Ruh yutucuyu görmezden geldi ve ilahi hissini daha fazla avare ruhu kontrolü altına almak için yaymaya devam etti. 

 

O anda, Duanmu üçüncü denemede bir yerde bir kayanın üzerinde, yüzündeki hüzünlü bakışla oturuyordu. Yanında yüzündeki havalı bakışla Wang Qingyue vardı.

 

Duanmu ve Wang Qingyue hiçlik tünelinde beraberler ilerlemişler ve ilk denemenin altın bölgesine ulaşmışlardı. İlk denemede, Wang Qingyue’nin Beş Element Kaçış Tekniği’ne güvenerek, sakince ilk denemeyi geçmişler ve kısıtlama dağına ilerlemişlerdi.

 

Duanmu’nun kısıtlama dağını geçebildiği gerçeği onu tanıyan herkesi şaşırtırdı.

 

Bin yıl önce, Duanmu hazine pagodasından bir hazine almıştı. Bu, üzerinde bir çatlak olan bir yeşim parçasıydı. Anladığına göre, bu yeşim parçası sadece bir kez kullanılabilirdi.

 

Ardından, bayağı araştırma yapmış ve bu yeşimin bütün kısıtlamaları kırmaya yaradığını bulmuştu. Sonuç olarak, Duanmu’nun Antik Tanrı’nın Bölgesi’ne gitme isteği yeniden alevlenmişti.

 

Gelişiminin diğerlerinden daha düşük olduğunu biliyordu. Geçmişte, şansı ve dikkati sayesinde hayatını kurtarabilmişti. Sınırlarını çok iyi biliyordu ve geri asla gelmemeye karar vermişti, lakin yeşim parçasının kullanımını öğrendiğinde, fikri değişmişti.

 

Yine de, çok dikkatliydi ve ilk denemeyi bile Beş Element Kaçış Tekniği’nde uzmanlaşmadan geçemeyeceğinden dolayı tereddüt ediyordu.

 

Duanmu bunu uzunca bir süre düşünmüş ve Beş Element Kaçış Tekniği’ni öğrenme fikrinden vazgeçmişti. Öğrenmek için, bütün zamanını harcamalıydı, ve öğrense bile, ilk denemeyi geçmesi garanti değildi. Ayrıca büyük yaratıkların da saldırıları göze alınmalıydı.

 

Buz dünyasındaki deneyimlerini çok iyi hatırlıyordu.

 

Bu yüzden, Duanmu arkadaşı Wang Qingyue’ye onunla birlikte gelmesi arayıp bulmuştu. Wang Qingyue Beş Element Kaçış Tekniği’nde bir uzmandı, ve Duanmu ilk denemenin Beş Element Kaçış Tekniği’ni gerektirdiğini söyledikten sonra, denemeye karar vermişti. Sonuçta, Duanmu’nun söylediği doğruysa, bu yerin cazibesi muazzamdı.

 

Wang Qingyue’yi ikna etmek için, Duanmu yeşim parçasını çıkarmıştı. Yeşimi gördükten sonra, Wang Qingyue anında uzun zaman önce kaybolmuş antik silahı tanımış, böylece içindeki şüphe kaybolmuştu.

 

Ancak, çok ihtiyatlıydı ve hemen kabul etmemişti. Antik Tanrı’nın Bölgesi açılana kadar beklemek istemiş, ardından kararını vermişti.

 

Duanmu o zamanlar önemsememişti. Zaten kendi kararını vermişti. Wang Qingyue gelmek istemezse, o zaman bu yeşimi birkaç büyülü hazine için Altı Arzunun Şeytan Lordu’yla takas edecekti. 

 

Ne var ki, yine de Wang Qingyue’nin gitmeye karar vermesi durumunu göze alarak hazırlanmıştı. İlk ve ikinci denemeyi sorun olmadan geçebilirdi, ancak gel gör ki, üçüncü deneme sorundu. Sonuçta, bin yıl önce onların bir miras hazinesini kaçmak için bir tünel açmaya zorlayan üçüncü denemeydi.

 

Üçüncü denemedeki garip yaratıklara gelirsek, eğer sadece bir iki tane olsalar, korkmazdı. Eğer sekiz on tane olsaydılar, biraz dikkat ettiği sürece, endişelenmezdi. Yüzlerce olsalar bile, gelişimine dayanarak, hala hayatta kalabilirdi. Lakin eğer sayıları binlerce olursa, bir tanrı olsa bile, hiçbir şey yapamazdı.

 

Bu yaratıklar çok gariptiler. Neredeyse her büyüye karşı bağışıklıkları vardı. Sadece birinin bedenindeki gerçek ateş onları geri çekilmeye zorlayabiliyordu. Lakin, eğer çok kalabalık olurlarsa, hepsini takip etmek mümkün olmazdı. Eğer birinin bedenine yerleşirlerse, kişinin ruhsal enerjisini yutuyorlardı, ve eğer üzerine birçok yaratık atılırsa, o zaman önündeki tek yol ölüme çıkardı.

 

Sonuç olarak, ruhu koruyan büyülü hazineler aramaya gitmişti. Ancak, bu tür büyülü hazineler aşırı nadirdi. Biraz toplamayı başarmış olsa da, üçüncü denemeyi geçeceğine emin değildi.

 

Ta ki Nandou Şehri’ne gidip birinin Ölümün Fısıltısı hakkında konuştuğunu duyunca, daha önce duyduğu Ölümün Fısıltısı’nı aniden hatırlayıncaya kadardı. Ölümün Fısıltısı ruha saldırmaya odaklanmış bir büyüydü. Şeytani bir büyüden başka bir şey değildi. Duanmu çok heyecanlanmıştı, zira bu kişiyi yanına alabilirse, bu yeteneğinin yardımıyla, o zaman üçüncü denemeyi geçmek için bir şansı olurdu.

 

O zaman, Wang Lin’i bulana kadar araştırmaya başlamıştı. İlerleyişi başlangıçta çok sakindi. Duanmu beraber çalıştıkları sürece, ilk üç alemin bir sorun olacağını düşünmüyordu, özellikle de Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun üçüncü denemeyi geçirmek için aday olacağını öğrendikten sonra. Duanmu bir iç savaş olmadığı sürece, Antik Tanrı’nın Bölgesi’ne ulaşmanın sadece bir zaman meselesi olacağına emindi.

 

Antik Tanrı’nın Bölgesi’nde dört alem olsa da, miras hazinesine göre, dördüncü alemin birisini Antik Tanrı’nın bedenine ışınlayan yalnızca bir ışınlanma dizisi olduğunu keşfetmişlerdi.

 

Işınlanma dizisi herkesi ilk üç alemi geçiş hızına göre ışınlıyordu. Ne kadar az sürenizi aldıysa, Antik Tanrı’nın bedenine o kadar yakın yere ışınlanırdınız. Direkt Antik Tanrı’nın meridyenine bile gönderilebilirdiniz. Meridyenin içine ulaşınca, sadece Ling Qi Boncukları yoğunlaşmıyordu, ayrıca sayısız artmış hap da bulunuyordu. Miras hazinesine göre, bu arta kalan haplar arasında Ruh Değişimi Hapı da vardı.

 

Antik tanrı için, bunlar sadece artık olabilirdi, lakin onlar, gerçek bir Ruh Değişimi hapı olarak görüyorlardı.

 

Ne yazık ki, planları tünelde herkesin dağılmasına neden olan devasa ejderha tarafından bozulmuştu, özellikle de, ejderhanın ağzına atılan Wang Lin. Ardından, kırmızı bir ejderha belirmişti. Bu olay serisi Duanmu’yu şaşırtmış, ve paniklemesine neden olmuştu. Kriz durumunda, Wang Lin’le ilgilenmekten vazgeçmiş, ve hızlıca Wang Qingyue’yle kaçmıştı.

 

Aslında, ilk iki denemeyi geçip üçüncü denemeye en hızlı ulaşan oydu. Ancak, üçüncü denemede, yüzünde hüzünlü bir ifade vardı.

 

Wang Lin’in Ölümün Fısıltısı gücü olmadan, geçmiş bin yılda topladığı hazinelerle hayatta kalabilse de, dördüncü alemin girişini bulmak için derinlere gitmesi imkansızdı.

 

Sonuç olarak, o ve Wang Qingyue ilk üçüncü denemeye girse de, burada sıkışmışlardı, ilerleyemiyorlardı.

 

O anda, Altı Arzunun Şeytan Lordu da üçüncü denemede etrafta uçuyor, dördüncü alemin girişini arıyordu. Ne zaman bir avare ruh saldırsa, elini sallıyor ve gencin bedeninden mavi bir ışık parlıyordu. Işık parlayınca avare ruh Altı Arzunun Lordu’na saldırmaktan vazgeçiyor ve gence atlıyordu.

 

Fakat, avare ruhlar gencin bedenine girdikten sonra, bir iz olmadan kayboluyorlardı. Gencin bedeninin yüzeyinde, bir değişiklik olmuyordu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu ilerlerken bu yönteme güveniyordu. Birkaç kez korksa da, gerçek bir tehlikeyle karşılaşmamıştı. En kötü geçirdiği zaman binlerce avare ruhu barındıran bir grupla karşılaşmıştı, lakin elinin bir hareketiyle, gencin bedeni paylamış ve saldırmak yerine bütün avare ruhlar hemen gence atılmıştı.

 

Altı Arzunun Lordu tuttuğu gencin bedenine bakıp soğukça gülümsedi. O veledin tuzağına düşüp gelişim seviyesinin kalıcı olarak bir aşama düşmesine, erken aşama Ruh Oluşturma’ya, neden olan yıldırım tarafından vurulsa da, bin yıl hazırlamaya uğraştığı bu hazineyle, bu sefer dördüncü aleme atılacaktı. 

 

Bunu düşündükten sonra, kalbi hızlandı, kanı kaynadı ve gözleri alevlendi. Antik Tanrı’nın bedeninden bir Ruh Değişimi Hapı elde etmeye kıyasla gelişim seviyesinin bir aşama düşmesi ne ifade ediyordu? Ruh Oluşturma Hapı’nı elde ettikten sonra, bir Ying Bian aşaması uzmanı olabilirdi. O noktada, Şeytanlar Denizi’ni geç, Kızıl Kuş yıldız sisteminde bile, Kızıl Kuş İmparatoru’nu rahatsız etmediği sürece, istediğini yapabilirdi.

 

(Ç.N:Yang Bian aşaması: Ruh Değişimi aşaması.)

 

Bu düşüncelerin ardından, etrafı araştırırken hızını arttırmıştı. Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin miras hazinesi elindeydi. Başlangıçta, insanları, Antik Tanrı’nın Bölgesi’ni araştırmak için toplayan kişi ustasıydı.

 

Ustası üçüncü denemede hayatını kaybetmiş ve miras hazinesini ona vermişti. Ustası bu hazineyi ayrılmak için bir tünel açma düşüncesiyle kullanmayı planlıyordu, lakin en kritik anda, etraftaki diğer yaratıklardan farklı ve daha güçlü bir canavarın dikkatini çekmiş, ve sonuç olarak hayatını kaybetmişti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu ustasının ölümüne tanık olduktan sonra dehşete düşmüş, ve hızlıca kaçmak için tünele uçmuştu.

 

…………..

 

O sırada, üçüncü denemede başka biri daha vardı; Antik İmparator. Kendisi etrafında dönen dört bayrağıyla bir kayanın üzerinde bağdaş kurmuş oturuyordu. Yüzü boyutunda bir pagoda kafasının üzerinde duruyor, ahenk ışıkları yayıyordu.

 

Pagodanın ışığının dışındaki bölgede, eğer dikkatle bakılırsa, sayısız avare ruhun ışığın kenarında toplandığını, açgözlü bir şekilde Antik İmparator’a baktıklarını görebilirdi.

 

Ne var ki, pagodanın ışığına girmek isteyen bir avare ruh yoktu.

 

Antik İmparator’un yüzünde hüzünlü bir bakış vardı. İkinci denemeden ayrıldığında, mor yıldırım huzmesi tarafından takip ediliyordu. Hayat koruyucu hazinesine güvenerek, hayatta kalabilmişti, lakin hazinesi kırılmış ve gelişimi geç aşama Kadim Ruh’a gerilemişti.

 

Üçüncü denemeye girdikten sonra, çok derinlere girmeye cüret etmemişti. Dış bölgede bir kayayı üssü haline getirmiş, gelişimini geri Ruh Oluşturma aşamasına döndürmeyi denemeye koyulmuştu. Şu anki Kadim Ruh aşama gelişimiyle, ilk veya ikinci deneme olsa, kendisini koruyabilirdi, lakin burada, aşırı tehlikeli üçüncü denemede, hayatta kalması mümkün değildi.

 

Antik İmparator’un gerçekten hüzünlü yapan şey üçüncü denemenin giriş girdabının başlangıçta hareketsiz olup, ardından aşırı kötü bir yere onu ışınlamasıydı.

 

Üçüncü denemenin ortasına ışınlanmıştı. Eğer hemen bu pagodayı oluşturmamış olsaydı, avare ruhlar tarafından yutulacaktı.

 

O noktada, seçeneği yoktu. Tek yapabileceği pagodanın ışığının yanmaya devam etmesini sağlamaktı, burada tamamen sıkışmıştı.

 

Bunu düşünürken, yüzü nefretle kaplıydı. Bütün bunlara neden olduğu için gizemli figürü suçluyordu. Ona karşı olan nefreti muazzamdı.

 

Ancak, yine de gizemli figürün kim olduğu kafasını karıştırıyordu. Araştırmasına göre, o velet Wang Lin olmalıydı, lakin bu içler acısı duruma genç nesilden birisi tarafından itildiğine inanmayı reddediyordu. 

 

Wang Lin’den bahşetmişken, kendisi şu anda İlahi Hissi’ni yayıyordu, bunu üçüncü denemenin her yerini süpürene kadar sürdürmüştü. Onun dışında, sadece bir tane ruh yutucu vardı, ve ruhların sayısı Dış Savaş Alanı’ndan daha azdı. Çok fazlaymış gibi görülmelerinin tek sebebi bölge daha küçük olduğundandı.

 

Buna ek olarak, Wang Lin çoktan dördüncü alemin girişini bulmuştu. Giriş merkezde değildi, bunun yerine kuzeybatıdaydı. Girişin etrafında büyük miktarda avare ruh dolaşıyordu, bu denemedeki ruhların neredeyse dörtte biri oradaydı.

 

Bu sırada, özel bir yöntem kullanarak mesaj gönderdiği bütün avare ruhlar kontörlü altındaydı. Emirlerini takip eden bu avare ruhlar Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu ve Antik İmparator’u bulmuştu. 

 

Wang Lin’i şaşırtan şeyse, avare ruhların ayrıca Duanmu ve Wang Qingyue’yi de bulmuş olmasıydı.

 

Wang Lin biraz düşündü, ardından İlahi Hissi’Ni Antik İmparator’a doğru yolladı. Bir avare ruha göre, Antik İmparator şu anda en düşük gelişim seviyesinde olandı ve şu anki konumunda sıkışmıştı.

 

Kısa bir zaman zarfının ardından, Wang Lin’in ruhu Antik İmparator’un kafasının üzerindeki pagodanın ışığının sonlandığı yerde, kontrolü altındaki avare ruhların arkasında belirdi. Antik İmparator’un solgun yüzüne bakıp düşünmeye başladı. 

 

Wang Lin buradaki ruhları yutmuş ve ruhu oldukça büyümüştü. Öncekiyle aynı seviyede olmasa da, nitelik konusunda, başlangıçta olduğunun çok ötesindeydi. Sonuçta, ruhu normal değildi, Ji Alemi Ruhu’ydu.

 

Oraya vardığında, Antik İmparator gözlerini  kırpmış ve soğukça Wang Lin’in durduğu yere bakmıştı. Sadece karanlık boşluğu görebilse de, etrafındaki diğer ruhlardan çok farklı bir ruhu açıkça hissedebilmişti.

 

Bu ruh geldiği anda, diğer bütün avare ruhlar dağılmıştı. Gölgelere yakından bakarsa, avare ruhların korkuyla dolu soluk yüzlerini görebilirdi.

 

Bunu gördükten sonra, Antik İmparator’un kalbi teklemişti. Pagodanın ışığını sürdürmesine yetecek kadar ruhsal enerjisinin olduğuna emin olmak için hızlıca bir hap tüketti.

 

Wang Lin ışığın içindeki Antik İmparator’a bakıyordu. İlahi Hissi vasıtasıyla bir mesaj gönderdi ve on avare ruh ansızın ileri çıktı. Bu avare ruhların yüzleri korkuyla kaplı olsa bile, yine de ışığa atılmışlardı. Işığa değdikleri anda, güçlü bir dirençle karşılaşmışlardı. Bedenlerinde yeşil bir duman belirip, onları geri çekilmeye zorlamadan önce Antik İmparator’un 1.5 metre yakınına bile yaklaşamamışlardı.

 

Ancak, pagodadan yayılan ışık solgunlaşmıştı.

 

Wang Lin’in ruhu bir mesaj daha gönderdi. Bu sefer, yakındaki bütün avare ruhlar, on binden fazla avare ruh, gölgelere dönüşmüş ve pagodaya bakmıştı.

 

Antik İmparator’un kalbi tekledi. İşte bu kötüydü. Eliyle çabucak işaretler yaptı ve pagodaya ışık dalgaları yolladı. Her ışık dalgasıyla birlikte, yüzü daha da solgunlaşıyordu. Son ışık dalgasından sonra, yüzü tebeşir kadar beyazlamış ve gelişimi orta aşama Kadim Ruh’a düşmüştü.

 

Aynı zamanda, bütün avare ruhlar dalgalar halinde ışığa saldırmaya başlamıştı. Ancak, bütün avare ruhların bedeninden duman çıkmaya başlamış ve sadece Antik İmparator’a üç metre kadar yaklaşabilmişlerdi. Antik İmparatorla aralarındaki mesafe hala çoktu.

 

Antik İmparator durgun bir kahkaha attı. Zaten elinden geleni yapıyordu. Avare ruhların miktar direnemeyeceği kadar muazzamdı. Bin yıl önceki kıdemlileri bile bu avare ruhlar tarafından tüketilmişti. Nasıl olurda o, bu dereceye kadar zarar görmüş gelişimiyle, yaşama umuduna sahip olabilirdi? Ling Qi’sinin biteceğinden ve pagodayı kullanmaya devam edemeyerek, avare ruhlar tarafından tüketileceğinden korkuyordu.

 

Başlangıçta sona kadar, Wang Lin bir hareket yapmamıştı. Eğer dışarıda olsaydılar, Antik İmparator’un onu bir parmak hareketiyle öldürebileceğini biliyordu. Lakin burada, genç adam bir ruh yutucuydu ve avare ruhları yönetebilirdi. Bu sefer, roller değişmişti.

 

Tabii, eğer şu an direkt saldırırsa, Antik İmparator’u yenemezdi. Bir ruh yutucu olsa da, hala çok zayıftı.

 

Ancak, tıpkı bir ruh yutucunun ruhları yutma yeteneği olduğu gibi, bu avare ruhların yeteneği de yaşam gücünü yutmaktı. Kişinin gelişim seviyesi yüksek olsa bile, aşırı fazla avare ruh üzerine atılırsa, direnemezdi.

 

Birisi avare ruhları yeterince iyi biliyorsa, o zaman ölümlü dünyasında sadece bir tanesi belirirse, bir felakete sebep olabileceğini de bilirdi. Tabii ki, böyle bir şey için tamamlanmış bir avare ruh lazımdı, şeytan Xu Liguo gibi olanlardan çok daha güçlü avare ruhlar.

 

Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin üçüncü denemesi, aslında, bir ölüm tuzağıydı. Sadece birkaç kişi başarıyla bu alemi geçmişti. Antik Tanrı’nın Bölgesi sayısız yıldır varlığını sürdürüyordu, ve Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ustası üçüncü denemeye ilk giren değildi. Birçok kişi daha önce girmişti, lakin ona göre, hepsi üçüncü denemede ölmüştü.

 

Buradaki avare ruhlar kolayca yok edilemezdi, ve büyük miktardaydılar. Ruh yutulsa tüketilse bile, ruhtan bir parça geriye kaldığı sürece, dirilebilirdi. Bu sonsuz bir döngüydü.

 

Wang Lin’in bu kadar çok evde hissetmesinin nedeni dış savaş alanındaki deneyimleri ve oradayken meydana gelen özel rastlantılardı. Elinin altındaki bunlarla, buranın patronuymuş gibi hareket edebilirdi.

 

Bedeni Teng Huayuan tarafından yok edilmemiş olsaydı, Si Tu Nan Wang Lin’in ruhunu korumak için kendi Kadim Ruh’unu derin bir uykuya yatırmak istemeseydi, yanlışlıkla dış savaş alanındaki çatlağa girmemiş olsaydı, bir ruh yutucu olana kadar ruhları yutmaya başlamasaydı…eğer bu şeylerden birisi olmasaydı, ve Wang Lin yine de üçüncü denemeye ulaşsaydı, şu an olduğu gibi buradaki kral statüsüne ulaşamazdı. 

 

Tıpkı doğadaki gibi, aşırı fazla beklenmedik şey olabiliyordu, tıpkı özel koşullar altında bir karıncanın bir fili öldürebileceği gibi, veya samanlar hafif olsa dahi, bir devenin yine de sonunu getirebilmeleri gibi. Bu dünyadaki bazı şeyler tıpkı böyle olaylar gibi uygun bir açıklamaya sahip değildi.

 

Yalnızca bir şeylerin değiştiği söylenebilirdi, ve hiçbir şey sonsuza kadar kalmazdı. Tıpkı ilk denemede öldüğü varsayılan Kambur Meng’in, üçüncü denemde ikinci denemede beliren Antik Tanrı Tu Si’ye benzer bir görünüşle belirmesinin açıklanamayacağı gibi. Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin üçüncü denemesinde başlayarak, her şey ancak daha da garipleşiyor ve kafa karıştırıyordu.

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18424 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37654 Bölüm Sayısı


creator
manga tr