Bölüm 184: Şeytan Tanrının Kan Denizi

avatar
1374 0

Xian Ni - Bölüm 184: Şeytan Tanrının Kan Denizi


 

Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin üçüncü denemesiyle bağlantılı sessiz boşlukta, ansızın bir beyaz ışık huzmesi belirdi. Işık parlaklaştı ve uzayda oval şeklinde bir yırtık oluşturana kadar genişledi.

 

Yırtıktan uzun tırnaklar ve kemik dikenleriyle dolu bir el çıktı. El soğuk gözüküyordu ve aşırı keskin tırnakları siyaha boyanmıştı. Şişliklerle kaplıydı, ve her şişlikten bir kemik dikeni çıkmıştı.

 

Garip görünüşlü el yırtıktan çıktıktan sonra, yırtığın kenarlarını kavradı ve acımasızca iki yana çekti. Küçük yırtık artık küçük bir oval değildi, en azından üç metre boyutuna ulaşmıştı. Kırmızı ve siyah dalgalar anında boşluktaki yırtıktan yayıldı ve devasa bir figür yırtık vasıtasıyla dışarı çıktı. Figürün sırtındaki belli şişlik, kambur gibi görünmesine neden oluyordu.

 

Üç metreden daha uzundu ve bedeni tıpkı elleri gibi, şişliklerle kaplıydı. Bazıları patlamıştı, ve keskin siyah bir sıvı sızdırıyorlardı. Her şişlikte bir kemik dikeni vardı. Bu kişiye bakarsanız, eklemleri dışında, her yerinin kemik dikenleriyle kaplandığını görürdünüz.

 

Kemik dikenlerini üzerinde biraz yırtık kıyafet parçası vardı. Bu kişinin çirkin yüzüne bakarsanız, bayağı Kambur Meng’i anımsattığını, lakin birkaç kat daha büyüdüğünü fark edebilirdiniz.

 

Kafasının üzerinde, aralarında gidip gelen mavi yıldırımla birlikte, iki sarmal boynuz vardı. Şu anda cehennemden gelen bir iblis gibi gözüküyordu. Kendisini yırtıktan kurtardı ve ardından sağ eliyle yarığı kıstırdı. Yarık tekrardan sadece bir ışık huzmesi halini alana kadar anında küçüldü. Bir iz bırakmadan kaybolmadan önce şiddetle sallanmıştı.

 

İblis boşluğa baktı ve kendi kendine mırıldandı, ‘’Usta çoktan dördüncü aleme kimsenin girmemesini emretti. Herkes burada ölmeli!’’ Sözlerini bitirdiğinde, uçmaya başlamak üzereydi, lakin aniden burnuyla bir şeyi koklayınca durdu ve güneydoğuya baktı. Söylendi, ‘’Garip, neden orada aşırı iğrenç bir koku hissediyorum? Bu iğrenç koku oraya gidip kokuyu yayan ne olursa olsun öldürmemi istememe neden oluyor.’’

 

O anda, aniden bir avare ruh belirdi, lakin bu iblisi görünce, görmezden geldi ve yanından geçti. İblis de avare ruhu görmezden gelmiş, iğrenç kokunun geldiği yöne doğru bakmayı sürdürmüştü.

 

İblisin yöneldiği yer Wang Lin ve Antik İmparator’un olduğu yerdi. Wang Lin sakince ışığın içinde sıkışmış Antik İmparator’a bakıyordu. Pagodanın ışığı 10 metreden sadece beş metreye küçülmüştü.

 

Wang Lin bir ruh yutucu olduktan sonra, bütün ölümlü duygularını kaybetmişti. Soğuk ve kalpsizdi. Avare ruhlara tekrardan saldırmalarını emretmek üzeydi ki, kontrol ettiği bir avare ruh vasıtasıyla ona doğru kuzeybatıdan gelen şiddetli bir ruh olduğunu hissetmişti.

 

Kısa süre sonra, kontrolü altındaki avare ruhların ne gördüğünü görmek için özel bir teknik kullanmıştı.

 

‘’Bu…bu…Kambur Meng!’’ Wang Lin, Kambur Meng çok fazla değiştiğinden şaşırmıştı. Yine de, genç adam bu iblisin gerçekten o olduğunu söyleyebilirdi.

 

Wang Lin bir saldırıya engellemek için ilahi hissini geri çekti ve Antik İmparator’a ilahi his vasıtasıyla bir mesaj gönderdi.

 

‘’Miras hazinesini ver…’’

 

Antik İmparator sersemlemişti. Bin yıl önce buraya geldiğinde bile, bu yaratıkların ilahi hisle iletişime geçtiğini görmemişti. Lakin hızlıca tepki verdi ve ilahi hissiyle yanıt verdi, ‘’Kı…Kıdemliler, bahsettiğiniz miras hazinesinin ne olduğunu bilmiyorum.’’

 

Antik İmparator konuşmayı bitirdikten sonra, içten içe hüzünlenmişti. Bir Ruh Oluşturma uzmanı olduktan sonra, herhangi birine kıdemli dememişti. Bu kelimeyi söylediğinde, içi acımıştı.

 

Aniden, tekrardan konuştu, ‘’Kıdemli, eğer Antik Tanrı’nın Bölgesi’nin miras hazinesini arıyorsanız, o zaman yanlış kişiye geldiniz. Onu ele geçiren kişi Altı Arzunun Şeytan Lordu diye çağırılan birisi.’’

 

Wang Lin biraz düşündü, ve güçlü ruh dalgasının yaklaştığını hissetti. Wang Lin kontrolü altındaki avare ruhları gelen ruhla arasındaki boşluğu ayarlamak için kullanıyordu. Antik İmparator’la konuşurken, avare ruhları gelen ruhun yolunu tıkamak için kullanıyordu.

 

Ne var ki, Kambur Meng’in bedeni çok garipti, ve ne kadar çok avare ruh saldırırsa saldırsın, ufacık bir zarar bile veremiyorlardı. Bu Wang Lin’i şaşırtmıştı.

 

Wang Lin miras hazinesinin onda olmadığını söylediğinde Antik İmparator’a inanmamıştı. Söylediği doğru olsa dahi, Antik İmparator ve diğerleri Antik Tanrı’nın Bölgesi’ne kaygısız girmezlerdi, yoksa tamamen Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun merhametine kalmış olurlardı. Sonuçta, o bu yerin giriş ve çıkış anahtarını tutuyor olurdu.

 

Miras hazinesi hakkında, Wang Lin ilk Duanmu ve diğerlerinden duymuştu, lakin daha fazla konuşmak istememişlerdi. Ta ki Wang Lin fark edene göre.

 

Antik İmparator ikinci denemede Altı Arzunun Şeytan Lordu’yla savaşmak istemişti. Kendi sırları olmalıydı. Wang Lin çevredeki avare ruhlara tekrardan saldırmalarını emretti.

 

Antik İmparator ilahi hissiyle bir mesaj daha gönderirken dişlerini sıktı, ‘’Bu yaşlı adam miras hazinesine sahip değil, lakin yıllar önce buraya geldiğimde, miras hazinesinin bir kısmını almıştım. Bu kısım buradan çıkmak için bir tünel oluşturma büyüsü barındırıyor, ancak, sadece Antik Tanrı’nın Bölgesi’nden dışarı çıkmak için her alemdeki çıkış girdabında kullanılabilir, yoksa burada sıkışmış olmazdım. Mirasın aldığım kısmını tekniği öğrendikten sonra yok etmiştim."

 

Antik İmparator’un söylediği doğruydu. Bin yıl önce en güçlü uzmanlardan biriydi, yani doğal olarak miras hazinesini görmüş ve bu yerden ayrılmak için kullanılan yöntemi öğrenmişti. Bu, bin yıl önce nasıl kaçabildiğinin ve yine geri gelmeye cesaret etmesinin sebebiydi.

 

O zamanlar bu büyüyü öğrenen çok kişi yoktu; ancak, neredeyse hiçbirinin kaçamamasının nedeni bu büyüyü kullanma kısıtlamasıydı. Kişi, tekniğin çalışması için bir çıkış girdabında olmalıydı.

 

İlk iki denemeyi geçen birçok kişi, bütün çabalarının boşa gideceğinden dolayı Antik Tanrı’nın Bölgesi’nden ayrılmayı düşünmüyordu bile. Sonuç olarak, ikinci denemede çıkmaktan vazgeçmişlerdi, lakin üçüncü deneme uçsuz bucaksızdı, ve çıkışı bulmak samanlıkta iğne aramaktan farksızdı. Ayrıca, avare ruhların oluşturduğu korkudan dolayı, hiç kimse ilahi hissini çok uzağa yaymaya cüret edemiyordu, dolayısıyla çıkışı aramaları daha da zorlaşıyordu.

 

Bu büyü özellikle bir çıkış girdabında kullanılmalıydı. Bir giriş girdabında kullanılırsa, bir etkisi olmazdı. İkinci denemede, Antik İmparator’un büyüyü kullanmaya yetecek zamanı yoktu, ve üçüncü denemeye zorla girmişti.

 

‘’Beni üçüncü denemenin çıkışına götürürsen, karşılığında sana büyüyü öğretirim!’’ Antik İmparator sakin görünüyordu, lakin içinde, gizlice bu kişinin neden büyüyü istediğini bulmaya çalışıyordu. Neden olduğunu bilmese de, bir karşılık vermeliydi, yoksa avare ruhlar saldırmaya devam ederdi. O noktada da, önündeki tek yol ölüm olurdu.

 

Wang Lin bir cevap vermedi. İlahi hissini gönderdi, ve bir kere daha, çevredeki bütün avare ruhlar saldırmaya başladı. Wang Lin dikkatle hesap yapmaya başladı. Avare ruhlardan aldığı bilgiye göre, Kambur Meng buraya iki tütsü çubuğunun yanmasına yetecek süre içinde varmış olacaktı.

 

Avare ruhların saldırıları Wang Lin’in kontrolü altında daha da yoğunlaşıyordu. Hızlandırma amacıyla, Wang Lin ilahi hissini daha fazla avare ruhu saldırmaya çağırmak için yaymıştı.

 

Antik İmparator’un yüzü solgunlaştı. Biraz önce söylediği şeyin bu kişinin duymak istediği şey olmadığını takip ediyordu. Dişlerini sıktı ve ışığı tutmaya devam etmek için birkaç hap daha yuttu.

 

Lakin avare ruhların saldırıları sonsuzdu. En kritik anda, Antik İmparator ilahi hissiyle bir mesaj daha gönderdi.

 

‘’Büyüyü vereceğim! Lütfen bu garip yaratıklara durmasını söyle…’’ Antik İmparator hızla bir yeşim parçası çıkardı ve bir süreliğine alnına yerleştirdi. Ardından sıkıca ellerinde tutarken çevresine baktı.

 

Bir tütsü çubuğunun yanmasına yetecek kadar zaman geçtikten sonra, Wang Lin ilahi hissini gönderdi ve bütün avare ruhlar saldırmayı kesti. Antik İmparator biraz rahatlamıştı. Biraz tereddüt etti, ve dişlerini sıktı. Ardından yeşimi ışığın sınırının dışına gönderdi.

 

Yeşim parçası dışarı uçtuğu anda, Wang Lin hemen ruhuyla aldı. Yeşim parçasını taradığında, büyü için aşırı detaylı talimatlar olduğunu fark etmişti.

 

Antik İmparator yeşim parçasını fırlattıktan sonra endişelenmeye başlamıştı. Bu kişinin yeşimi aldıktan sonra da gitmesine izin vermeyeceğinden korkuyordu.

 

Bir tütsü çubuğunun yanmasına yetecek kadar zaman geçtiğinde, Wang Lin ilahi hissini yaydı ve bütün avare ruhlar saldırmayı kestiler. Antik İmparator biraz rahatlamıştı. Az bir şey tereddüt edip, dişlerini sıktı. Ardından yeşimi ışığın sınırının dışına yolladı.

 

Yeşim parçasını gönderdiği anda, Wang Lin hemen ruhuyla yeşimi aldı. Yeşim parçasını incelediğinde, çok detaylı büyü talimatları olduğunu keşfetmişti.

 

Antik İmparator yeşim parçasını gönderdikten sonra daha da endişeli bir ruh haline girmişti. Bu kişinin yeşim parçasını aldıktan sonra da, gitmesine izin vermeyeceğinden korkuyordu.

 

Wang Lin biraz sessizce düşündü, ardından Antik İmparator’a doğru saldıran çevresindeki bütün avare ruhlar tekrar saldırmaya başladı. Antik İmparator kasvetli bir gülümseme takındı. Şeytani bir ifade sergiledi ve pagodanın ışığını sürdürmek için deli gibi ruhsal enerjisini kullanmaya başladı.

 

Lakin saldıran avare ruh miktarı aşırı muazzamdı. Çok geçmeden, pagoda sallanmaya başladı. Ardından, bir bang ile birlikte, pagodada bir çatlak belirdi ve hazine ikiye bölündü.

 

O anda, Antik İmparator’un bedeni aniden harekete geçti ve bir iz bırakmadan kayboldu. 3 metre ötede, Antik İmparator acınası bir haykırış savurdu ve kendisini gösterdi. Sayısız avare ruh üzerine atılmış ve hızlıca onu tüketmeye başlamıştı.

 

Aynı zamanda, bir avare ruh Antik İmparator’un bedeninden ayrıldı, bu avare ruh bir boyutsal çanta taşıyordu. Wang Lin avare ruhun getirdikten sonra çantayı aldı ve aceleyle ayrıldı.

 

Bu sefer, diğerleriyle uğraşmaya gitmedi, bunun yerine bedeninin saklandığı yere geri döndü.

 

Boş uzayda, Antik İmparator’un bedeni küçülüyordu, yüzü küle dönmüştü. Kadim Ruhu avare ruhların onu yutmasına engel olmak için devamlı Kaynak Ateşi’ni gönderiyordu, ancak, onları sadece bir süre durdurabilirdi, avare ruhları kovamazdı.

 

Hayat kurtarıcı hazinesi kırılmasa veya gelişimi hala orta aşama Ruh Oluşturma’da olsaydı bile, yine de onu yutmaya çalışan bu kadar avare ruhla baş edemezdi.

 

Wang Lin’in ayrılmasının üzerinden çok geçmeden, Kambur Meng o noktaya ulaşmıştı. Bedeni tıpkı bir kayan yıldız gibi ilerliyordu. Antik İmparator’a bir bakış attığı zaman, kaşları çatıldı. Tiksinç koku artık burada yoktu. Kokuyu takip etmek üzereydi ki, aniden durdu ve Antik İmparator’a baktı. Zihninde bir düşünce ortaya çıkıvermişti.

 

Uzanıp, Antik İmparator’un küçük bedenini elleriyle kavradı, ardından bütün avare ruhlar bedeninden ayrılana kadar Antik İmparator’u salladı.

 

Antik İmparator’un bedenindeki bütün avare ruhlar gidince, yüzündeki soğuk gülümsemeyle, iblis uzayda bir yırtık oluşturdu ve Antik İmparator’u içeri fırlattı.

 

Yırtık belirdikten sonra, diğer tarafının kan rengi bir dünya olduğu açıkça görülebiliyordu. Zemin kalın bir kan katmanıyla kaplıydı, ve hatta gökyüzü bile, tıpkı bir mavi kıyafet parçası kana batırılmış gibi, kan rengiydi.

 

Kan kaplamış zeminde, şu anda Kambur Meng’e bakan, sayısız gelişimci oturuyordu. Hepsi çok büyük vücutlara ve kafalarında bir ila 4 arası boynuza sahipti.

 

Bu kan bölgesinde, birçok taş sütun vardı, ve her bir taş sütunun üzerinde bir gelişimci oturuyordu. Mesafeye bakıldığında, çeşitli boyutlarda birçok taş sütun görülüyordu, lakin en çok dikkat çeken göklere giriyormuş gibi görünen bir taş sütundu. Bu taş sütunun üzerinde kırmızı saçlı bir gelişimci oturuyordu. Bu figürün yüzü açıkça görülemese de, kibirli ve kendini beğenmiş aurası hissedilebiliyordu.

 

Antik İmparator buraya fırlatıldığında, Kadim Ruhu daha avare ruhlar tarafından tamamen yutulmamıştı, bu yüzden bedeni hemen yenilenmeye başladı. Gözlerini açtığında, ifadesi anında değişmişti.

 

‘’Kızıl Ateşin Şeytan Lordu…Yenilmez Güney Delisi…Gökyüzü Şeytanı Büyücüsü…siz…siz ölmediniz mi?!’’ Antik İmparator’un bakışları, bin yıl önce onunla birlikte giren, iblisler arasındaki birkaç kişiye kilitlenirken, yüzü solgunlaşmıştı.

 

Kızıl Ateşin Şeytan Lordu ikinci denemede ölmüştü. Antik İmparator şahsen bedeninin mor yıldırım tarafından yok edildiğini görmüştü.

 

Ayrıca bin yıl önce o garip yaratıklar – avare ruhlar – tarafından yutulmuş ve bir tütsü çubuğunun yarısının yanmasına yetecek zamandan daha kısa sürede ölmüş Yenilmez Güney Delisi de buradaydı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun ustası olan Gökyüzü Şeytani Büyücüsü’ne gelirsek, Antik İmparator onu bin yıl önce yakından takip ediyordu. Kendi gözleriyle onun ayrılmak için miras hazinesini kullanarak bir tünel açtığını, ardından sıra dışı bir İlahi His tarafından saldırıya uğrayıp anında hayatını kaybettiğini görmüştü.

 

Ölmüş olması gereken bütün bu insanları görünce, istemsizce içten içe ürperdi. Aniden, kafasını çevirdi ve yarık vasıtasıyla, tıpkı Kambur Meng gibi görünen iblisi gördü.

 

‘’Kambur Meng!’’ Antik İmparator’un gözbebekleri küçüldü. O anda yırtık kapandı. Antik İmparator çok dikkatliydi. Bu yer gelişimcilerle dolu olduğuna göre, bütün bu insanların Antik Tanrı’nın Bölgesi’nde olan insanlar olduğu çok açıktı.

 

Mesafeden kalın bir ses kulaklarına ulaştı. ‘’İblis Tanrısı’nın Kan Denizi’ne hoş geldin…’’

 

Wang Lin çok hızlıydı. Kısa bir süre sonra, bu üçüncü denemeyi geçebilirdi. Lakin yarı yolda, durdu ve Antik İmparator’un konumundaki avare ruhlar sayesinde değişikliği fark etti. Kambur Meng’in yırtığı açtığı ve Antik İmparator’u içine attığını görmüştü. Yırtıktan dışarı çıkan kırmızı ışığı bile avare ruhlar vasıtasıyla görmüştü genç adam.

 

Wang Lin biraz düşündü. Buradan ayrılmak için olan büyünün olduğu yeşim parçasını alırken, Antik İmparator’un numara yapıp yapmadığını bilmiyordu. Güvende olmak için, Duanmu, Wang Qingyue, ve Altı Arzunun Şeytan Lordu’na ayrılma yönteminin aynı olduğunu soracaktı.

 

Lakin Kambur Meng’in belirmesi ve yarıktan gelen kırmızı ışık Wang Lin’in dehşete düşmesine neden olmuştu. Duanmu ve Wang Qingyue’yle diğerlerini aramaktan vazgeçmiş, bedenini sakladığı yere geri çekilme kararı almıştı.

 

Geri dönüş yolunda, devamlı olarak avare ruhlarla Kambur Meng’i izliyordu. Kambur Meng’in onun yerine Duanmu ve Wang Qingyue’ye doğru gittiğini fark etmişti. Wang Lin hızını arttırdı ve çabucak bedenine geri döndü. Şeytan Xu Liguo ve ikinci şeytan Wang Lin’İn dönüşünü fark ettiğinde, hemen kayadan dışarı uçmuşlardı.

 

Wang Lin hızlıca ilahi bilincini kullandı ve bu fiziksel bedene geri döndü. Kısa bir süre sonra, genç adam gözlerini açtı. Bu gezisi sırasında, ruhu muazzam bir şekilde gelişmişti.

 

Harekete geçti ve kayanın dışına çıktı. Tereddüt etmeden, dördüncü alemin olduğu yere yöneldi.

 

Wang Lin’in ifadesi kasvetliydi. Kambur Meng’in belirişi planlarını bozmuş ve korkmasına sebebiyet vermişti. Daha da önemlisi, Kambur Meng avare ruhların saldırılarından etkilenmiyordu.

 

Bu, Wang Lin’in üçüncü denemeden olabildiğince çabuk ayrılmaya karar vermesinin nedeniydi. Gelişim konusunda, yaşlılara kıyasla Wang Lin aşırı zayıftı. Bu yer birçok avare ruh barındırmıyor olsaydı, onlar uğraşamazdı. Hatta onlarla konuşma niteliği bile yoktu.

 

Kambur Meng’e karşı avare ruhlar işe yaramaz olduğuna göre, Wang Lin tek avantajını kaybetmişti. Eğer karşılaşırsalar, önüne çıkan tek yol ölüm olurdu. Kambur Meng’in Wang Lin’in tıpkı duman gibi kaybolmasına neden olmak için tek yapması gereken elini sallamaktı.

 

Wang Lin kendi sınırlarını çok iyi biliyordu. Bütün zaman boyunca avantajlı taraf o olsa da, gerçekte, bunun nedeninin dış kuvvetleri yardım için ödünç alabilmesinin olduğunu biliyordu.

 

Kambur Meng o zaman kasırga tarafından çevrelenmemiş olsaydı, bir köpek kadar bile şansı olmazdı.

 

Lakin şu an dış kuvvetler gitmiş ve aynı noktadan başlamışlardı. Wang Lin ne kadar cesur olursa olsun, hemen ayrılmaktan başka seçeneği yoktu.

 

Wang Lin asla aptal birisi olmamıştı. Kararını verince, alelacele üçüncü denemenin çıkışına doğru uçmaya başladı.

 

Yol boyunca, daha fazla avare ruh yutmakla bile uğraşmıyordu. Hızlıca ilerliyordu.

 

Wang Lin fiziksel bedeninden vazgeçse ve sadece ruhuyla ilerlese, hızı şu ankinden katlarca fazla olurdu, bu nedenle daha öncesinde bedeninden ayrılmıştı.

 

Tam bir yarım atmıştı ki, Wang Lin aniden durdu. Kafasını Duanmu ve Wang Qingyue’nin olduğu yere çevirdi. Avare ruhlar vasıtasıyla dehşet verici olaya tanıklık ederken yüzü karanlıklaştı.

 

Duanmu ve Wang Qingyue Kambur Meng’in saldırıları altında uzun süre dayanamamıştı. Kambur uzayı yırttı ve Duanmu ve Wang Qingyue’ye direnme şansı vermeden yakalayan devasa bir şeytan eli dışarı çıktı.

 

İblisin kafası kemik dikenleriyle kaplıydı. Etrafa yaydığı şeytani aura insanların korkuyla titremesine neden olurdu.

 

Wang Lin’in yüzü tereddüdünü sergiliyordu. İblis Xu Liguo ve ikinci iblisi geri çağırdı. Ardından ruhsal enerji sıvısından büyük bir yudum alıp bütün Ling Qi’sini hızlıca ayrılmak için kullanmaya başladı.

 

Çoktan iblis vari Kambur Meng’in olağanüstü bir hızla peşine takıldığını hissedebiliyordu.

 

Wang Lin bütün yol boyunca çabucak ilerliyordu. Zihninde bir şeyler hesaplarken yüzü asıktı. Eğer ikisi de şu anki hızlarıyla ilerlerseler, genç adam dördüncü alemin girdabına Kambur Meng yetişmeden ulaşabilirdi.

 

Ancak ardından, iblis vari Kambur Meng Wang Lin’in bilmediği bazı garip metotlar kullandı. Kambur Meng’in bedeni kan kırmızısı bir ışıkla kaplanmıştı ve hızı birkaç kat artıvermişti. Aralarındaki mesafe kısalırken, Kambur Meng’in hızı azalmıyordu, aksine artıyordu.

 

Wang Lin eğer böyle devam ederlerse, Kambur Meng’in onu bir tütsü çubuğunun yanmasına yetecek zamandan önce yakalayacağını fark edince kalbi tekledi.

 

Çıkışa ulaşması en azından bir tütsü çubuğunun yanmasına yetecek kadar zamanını alacaktı. Wang Lin ilahi hissiyle çevresini süpürerek, etrafındaki avare ruhları hızlıca bölgeyi taramak için kullandı. Çok cüretkar bir hareket düşünürken gözleri tek noktaya odaklanmıştı.

 

Biraz tereddüt etti, ardından tereddüt etmeden, yönünü hafifçe değiştirdi ve hızlıca ilerlemeye devam etti.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu hüsrana uğramıştı. Üçüncü denemede, ilahi hissini çok uzağa yaymaya cesaret edemiyordu, dolayısıyla hala çıkışı bulamamıştı. Bütün bu yıllardan sonra, çıkışın kuzeybatıda olduğunu belirlemişti.

 

Aslında, çıkışı iki yıl önce bulmuştu, lakin oradaki avare ruh sayısı, büyülü hazineleriyle bile, halledebileceğinden çok daha fazlaydı. Bu yüzden geçmiş iki yılını bazılarını uzağa çekerek, ilerlemeden önce sayılarını azaltmakla geçirmişti.

 

Çok yavaş oluyordu, lakin başarısı garantiydi. Dördüncü alem kapısına girmesi ve Antik Tanrı’nın bedenine ışınlanması yalnızca zaman meselesiydi.

 

Az önce büyük miktarda avare ruh çekmişti ve tam hepsini, gencin bedenini kullanarak, yok etmek üzereydi ki, ifadesi değişti. İlahi hissini çok uzağa yaymaya cüret edemese dahi, yine de 300 metre içinde olan her şeyden haberdar oluyordu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu üç yüz metre sınırına girmiş genci fark etmişti. Gencin kim olduğunu gördüğünde anında sersemlemiş ve ardından sırıtarak bağırmıştı, ‘’Kendini bana sunmaya gelmişsin!’’

 

Wang Lin soğukça Altı Arzunun Şeytan Lordu’na baktı. Yavaşlamak yerine, hızlandı. Anında, Wang Lin’in etrafında büyük miktarda avare ruh belirdi. Avare ruhlar tıpkı fedailer gibi etrafında duruyordu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu harekete geçmek üzereyken, aniden duraksadı. Wang Lin’in etrafındaki avare ruhlara baktığı esnada, içinde bir korku hissi belirirken, kaşlarını çattı. Bu garip yaratıklar onu çok dikkatli olmaya zorlamışlardı, lakin şu anda bu küçüğe zarar vermemekle kalmıyorlar, bir de onu koruyorlardı. Bu onu bayağı şok etmişti.

 

Düşüncesizce hareket etmeye cesaret edemiyordu, bunun yerine soğukkanlı bir şekilde Wang Lin’e bakıyordu. Bu lanet veledin ne yaptığını görmek istiyordu. Wang Lin Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun 300 metre sınırının kenarında durdu, Wang Lin’in bütün bu avare ruhları etrafına toplamasının nedeni Altı Arzunun Şeytan Lordu’nu düşüncesizce hareket etmemesi için uyarmaktı.

 

Wang Lin’in verdiği mesaj başarılıydı ve Altı Arzunun Şeytan Lordu dikkatsizce harekete geçmemişti. Wang Lin rahat bir nefes verdi. Wang Lin bütün bu avare ruhlar yanındayken Altı Arzunun Şeytan Lordu’ndan korkmasa da, Altı Arzunun Şeytan Lordu çok garip bir hazine taşıyordu. Eğer bir savaşa başlarlarsa, bu zaman alırdı, ve Kambur Meng hızla yaklaşıyordu.

 

Wang Lin dik başlı bir ifade takınırken Altı Arzunun Şeytan Lordu’na bakıyordu. Sessizce içinden zamanı hesaplıyordu. Altı Arzunun Şeytan Lordu gözlerini kıstı. Wang Lin’in avare ruhları kontrol etme özelliğine sahip değildi, dolayısıyla iblisin ona doğru ilerlediğini bilmiyordu. Wang Lin’in tereddüt eden ifadesini görünce, şüpheleri olduğu halde, soğuk bir gülümseme takındı.

 

Wang Lin’in etrafında bu kadar çok avare ruh olmasaydı, zaten çoktan harekete geçmiş olurdu. Lakin şu anda, işleri karıştırmak istemiyordu, bu yüzden soğukça homurdandı, ‘’Bu sefer, gitmene izin vereceğim; üç kadar sayacağım, defol, olabildiğince uzağa kaç.’’

 

Wang Lin gizlice birkaç saniye daha saydı ve garip bir gülümseme takındı. Mırıldandı, ‘’İşte şimdi!’’ Hemen Altı Arzunun Şeytan Lordu’na baktı ve söylendi, ‘’Teşekkür ederim!’’

 

Sözlerini bitirdikten sonra, hemen kuzeybatıya, avare ruh kalabalığının içine atıldı.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu kaşlarını kaçtı. Bu duruma tepki verecekti ki, aniden yüzü solgunlaştı. Kan kırmızısı bir meteorun üzerine doğru atıldığını fark etmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar, çoktan Altı Arzunun Şeytan Lordu’yla arasındaki mesafe yaklaşık üç yüz metreye düşmüştü. Kambur Meng’in devasa şeytani figürü ortaya çıktı.

 

‘’Sen…sen Kambur Meng misin? Sen…sen bir Ruh Değişimi hapı mı yedin?’’ Altı Arzunun Şeytan Lordu’nun gözbebekleri küçüldü. Kambur Meng’den yayılan baskının çoktan geç aşama Ruh Oluşturma’ya ulaştığını, Ruh Değişimi’nden sadece bir adım uzakta olduğunu fark etmişti.

 

Bu gelişim seviyesine ulaşmasını tek yolu Ruh Değişimi Hapı tüketmekti!

 

Ancak, Altı Arzunun Şeytan Lordu hemen önündeki gencin bedenini hareket ettirdi ve yatay hale gelecek şekilde çevirdi. Kambur Meng’e bakarken söylendi, ‘’Bu bir Ruh Değişim hapı yüzünden olmadı. Böyle olması için ne yedin o zaman?!’’

 

Kambur Meng Altı Arzunun Şeytan Lordu’na büyük gözleriyle bakıyordu. Önündeki figür çok tanıdık geliyordu. Aslında, bu hissi ilk defa hissetmiyordu. Antik İmparator’u, Duanmu’yu ve Wang Qingyue’yi gördüğünde de, hepsi aynı tanıdıklık hissini vermişti. Ancak, ne kadar denerse denesin, hiçbir şey hatırlayamıyordu.

 

Hızlıca bu hissi zihninin derinliklerine yolladı. Acımasız bir gülümseme takınarak söylendi, ‘’Benim adım Kambur Meng değil, İblis Tanrı Tu Si!’’

 

Konuşurken, kemik dikenleriyle kaplı sağ eliyle boş uzayı süpürdü ve büyük bir yarık oluşturdu. Yarık aniden belirirken, dışarı kızıl ışık dalgaları yayıldı. Çok geçmeden, üç metre uzunluğunda kızıl bir figür yarıktan dışarı çıktı.

 

‘’Bunu sana bırakıyorum. Ben diğerinin peşine düşeceğim!’’ Kambur Meng sözlerini bitirdiğinde uçmaya koyuldu.

 

Altı Arzunun Şeytan Lordu önündeki figüre bakakalmıştı. Kendi kendine mırıldandı, ‘’Usta…’’

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18324 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr