Bölüm 94: Ölü Yin Mezhebi (3)

avatar
1731 3

Xian Ni - Bölüm 94: Ölü Yin Mezhebi (3)


Çevirmen: Zawoske

Editör: Mehmet Uyar

 

Wu Yu yalvaran ifadesiyle hızlıca konuşmaya başladı, ‘’Buradan ayrılamam, bunun yerine yapabileceğim tek şey senden Ölü Tarikatı’na gitmeni ve kıdemli acemi kardeşim, Ye Zi’ye, gelip beni kurtarmasını sormanı isteyebilirim.’’

 

Wang Lin’in ifadesi değişmedi, ‘’Ölü kukla beni fark etmeden buradan çıkabilmem için bir yöntemin var mı?’’

 

Wu Yu çabucak onayladı ve içtenlikle yanıtladı, ‘’Son Kadim Enerji’mi seni direkt olarak Ölü Tarikatı’na yollayacak bir geçit açmak için kullanabilirim.’’

 

Wang Lin dik dik Wu Yu’ya baktı. Zayıfça sırıtarak söylendi, ‘’Eğer geçit açabiliyorsan, neden geri dönmüyorsun?’’

 

Wu Yu, ciğerlerine derin bir nefesin girmesine izin verdi: ‘’Ölü kukla benden 100 kilometreden fazla uzaklaşamaz, ve ben de ondan 100 kilometreden fazla uzaklaşamam. Eğer ölü kukla 100 kilometre sınırını aşarsa, hemen ölecektir. Eğer hala bedenime sahip olsaydım, benim de ruhum ağır bir yara alırdı, ancak şu anda sadece bir Kadim Ruh’um. Gerçekten ölü kuklayla birlikte yok olma konusunda istekli değilim.’’

 

Heykelin titreyişi daha da güçlenmişti. Wu Yu, Wang Lin’in ifadesinin hala değişmediğini görünce, dişlerini birbirine kenetledi, ‘’Bendeniz Wu Yu, Kadim Ruh’um üzerine sana zarar verecek bir hareket yapmayacağıma dair yemin ederim, lütfen kurtar beni küçük dostum. Eğer istersen, sana Adai’yi hediye bile edebilirim. Dokuz tılsım onu bulduğumda zaten üzerindeydi ve her biri akla mantığa zor sığan bir gücü beraberinde taşıyor.’’

 

‘’Ayrıca, ruhsal enerjinin Yin izleri taşıdığını hissedebiliyorum. Ben de Yin gelişim yöntemleri kullanıyorum. Buraya gelişimin için Yin enerjisinin kullanmaya geldiğini varsayıyorum. Buradaki Yin enerjisi Yeraltı türünden; eğer benim Ölü Tarikatı’ma gidersen, orada Yeryüzü tipi Yin enerjisiyle pratik yapacağın bir nokta bulabilirsin.’’

 

Wang Lin gözlerini kısarak söylendi, ‘’Eğer Ölü Tarikatı’n Yeryüzü tipi Yin Enerjisinin olduğu bir yerde konumlanmışsa, neden atılım yapmak için buraya geldin?’’

 

Wu Yu, Wang Lin’e altında derin anlamlar yatan bir bakış attı; bu genç aşırı dikkatliydi! Ne kadar ikna etmeyi denemiş olsa da, Wang Lin’in ifadesi hiç değişmemişti.

 

Wang Lin’in sorusunu duyduktan sonra, çarpıkça gülümseyerek karşılık verdi, ‘’Küçük dostum, zaten Kadim Ruh’um üzerine yemin ettim. Bu ölü kukla yaşayan bir varlık değil. Bir atılım yapacağı her seferinde, Yeraltı tipi Yin enerjisi özümsemeli, işte bu yüzden buraya geldim.’’

 

Tam o anda, heykel vahşice sallandı ve her yerinde görülebilecek çok sayıda çatlak belirdi. Bir dizi çatlama sesleriyle birlikte, çatlakların daha da genişlediği fark edilmişti; yıkılmak üzere gibi duruyordu.  Wu Yu’nun ifadesi anında endişeyle kaplanırken söylendi, ‘’Küçük dostum, eğer Ölü Tarikatı’mda Yin tekniği çalışmak istersen, öğrencimmiş gibi davranabilirsin. Seni direkt olarak Ölü Tarikatı’na ışınlayacağım, kimse bir şeyden şüphe etmeyecektir. Küçük dostum, kendini düşünerek hareket et.’’

 

Konuşmayı bitirdiği anda, heykel birdenbire şiddetle sallandı. Artık çatlaklar bütün heykeli kaplamıştı, hatta bazı parçaları düzmeye başlamıştı.

 

Wang Lin’in düşünceleri ikiye bölünmüştü. Eğer ayrılmaz ise, ölü kukla içeri girdiğinde hayatının tehlikeye gireceğini biliyordu. Ölü Kuklanın soğukkanlı bir katil olduğunu anında anlamıştı.

 

Bunu düşünürken, tek kelime etmeden Wu Yu’ya doğru kafa salladı.

 

Wu Yu, sonunda derin bir nefes alabildi. İki eliyle de hızlı hızlı mühürler oluşturuyordu ki, beşgen bir halka yavaşça önünde belirdi.

 

Bu ışık halkası rengarenk ışıklar ve hissedilebilir küçük bir çekim gücü yayıyordu.

 

O anda, bir patlamayla heykel yıkılırken soğuk bir ses kulaklarına ulaştı, ‘’Usta, acaba şimdi nereye kaçacaksın; bunu gerçekten görmek istiyorum da!’’

 

Wu Yu’nun ifadesi dehşete kapılmış bir hal aldı. Geçidin tamamen açılmasını beklemeden bağırmaya başladı, ‘’Küçük dostum, ne bekliyorsun, git! Yaşasam da ölsem de her şey senin elinde!’’ Bununla birlikte, havada süzülen taş figüre doğru uçtu.

 

Aynı sırada, Wang Lin geçite doğru hücum etti. Geçit düzensiz duruyordu ve her an çökecekmiş gibiydi.

 

Garip figür bir an tereddüt ettikten sonra Wang Lin’i takiben geçide fırladı.

 

Tam da o anda, heykel tamamen çökmüştü. Genç adam alaylı gülümsemesiyle ortaya çıktı. Ne var ki, geçidi gördüğü anda, ifadesi sert bir biçimde değişti.

 

Wang Lin’e gelince, geçide girdikten sonra, kendini bir tünelde bulmuştu. Vücudunun gerildiğini hissedebiliyordu ve bulunduğu yerde, sayısız ışık noktası gökyüzündeki yıldızlar gibi ışıltılar saçıyordu.

 

Wang Lin arkasında ne var diye döndüğünde, sağa sola bakınan Adai’yi fark etti. Adai, Wang Lin’in kendisine baktığını fark ettikten sonra, ağzından çıkan garip kelimelerle bağırdı. Wang Lin’e karşı olan bakışları artık ihtiyatla dolu değildi, bunun yerine karmaşayla doluydu.

 

Ne kadar olduğu bilinmeyen bir süre sonra, bir ışık tünelin sonunda belirdi. Işık, tünelin büyük kısmını kaplayana kadar büyüdükçe büyümüştü. Wang Lin ve Adai ışıktan yayılan çekim gücünü hissetmişlerdi ki içine çekildiler.

 

Ölü Tarikatı, Zhao ülkesindeki şeytani tarikatlardan biriydi. Bir numara Gökyüzü Şeytan Tarikatı’ndan zayıf olsalar da, Ölü Tarikatı daha fazla gizeme sahipti. Zhao ülkesindeki en gizemli tarikat hangisi diye sorulsa, Ölü Tarikatı kesinlikle bir numarayı kapardı.

 

Tarikatta kaç öğrencileri olduğu, tarikatın nerede konumlandığı, kaç tane Kadim Ruh aşamasında gelişimcileri olduğu ve bunun gibi bilgilerin hiçbiri dış dünya tarafından bilinmemekteydi.

 

Ölü Tarikatı’nın çoktan yok olduğuyla alakalı söylentiler bile vardı.

 

Kısacası, bu tarikat aşırı düşük bir profil çiziyordu, ancak bu tür düşük profili dünyanın asla unutamayacağı bir şeydi.

 

İnsanların bildiği tek şey Ölü Tarikatı’nın ölümsüzlük yoluna çalışma yöntemleriydi.

 

Ölü Tarikatı’n öğrencileri bir kukla rafine etmek için sadece bir şansa sahipti. Bir kere birini rafine ettiklerinde, başka bir tanesini asla rafine edemezlerdi.

 

Bu son derece olağanüstü bir teknikti.

 

Ölü Tarikat öğrencilerine göre, kendi gelişimlerinin yanı sıra, ölü kuklalarının gelişimleri de önemliydi. Bu tekniğin bu kadar olağanüstü olmasının sebebi ise bundan 500 yıl önce, bir Temel Oluşturma Öğrencisi Kadim Ruh seviyesinde bir ölü kuklaya sahip olabilmişti.

 

Bu öğrencinin sonu gizemli bir kayboluşla bitmiş olsa da, ortaya çıkması Zhao ülkesinde bir karmaşaya sebep olmuştu, özellikle de düşük gelişim seviyesine sahip gelişimciler o andan sonra Ölü Tarikatı’na katılmayı arzular olmuştu.

 

Ancak ne kadar insan bulmayı denese de, Ölü Tarikatı; tıpkı kimsenin bulamayacağı göklerde süzülen bir bulut gibiydi.

 

Zhao ülkesinin en batısında, bütün yıl boyunca Yin enerjisi ile çevrili bir alan vardı. Ölümsüzlük yoluna adım atmış kişiler bile buraya sık sık gelmezdi.

 

Çünkü bu alanın Yin enerjisi ile tamamen sarmalanmış olmasının yanı sıra, ayrıca Kadim Ruh aşamasındaki gelişimcilerin bile dokunmak istemediği Dokuz Yeryüzü Enerjisi de burada bulunuyordu. Kadim Ruh aşamasının altındaki herhangi birisi, sadece dokunarak bile yaralanabilirdi.

 

Sözde, böyle bir sürü kısıtlamayla çevrili alanlar bir çeşit büyük hazine saklıyor olmalıydı. Bu, çoğu ölümsüzlük yoluna adım atmış kişinin kafasındaki düşünceydi. Nihayetinde, birkaç şeytani tarikat uzmanlarıyla birlikte birleşerek alanı araştırmak için kısıtlamaları deldi.

 

Ancak herkesi şaşırtan şey burada neredeyse hiçbir şey yoktu. Birkaç kişi aramayı genişleterek yeraltını dahi aramıştı, ancak sonuç her türlü hüsrandı.

 

Bu hazine avı bir şakaya dönmüştü. Akılcı tarikatlar tarafından alay edilmişlerdi.

 

Yavaş yavaş, buranın birçok kısıtlama içermesine rağmen hazine içermemesi gerçeği yüzünden, herkesin zihninden silinmişti.

 

Düzlüğün merkezinde, bir bölge sisle kaplanmıştı.

 

Sisin içinde bölgenin büyük çoğunluğunu kaplayan bir bataklık vardı ve bataklığın altında da devasa bir mağara bulunuyordu. Devasa mağarayı küçük mağaralarla ve diğer mağaralarla bağlayan sayısız tünel görülebiliyordu. Tüm yeraltı bölgesi birbirine bağlı küçüklü büyüklü mağaralarla kaplıydı.

 

Burası; Zhao ülkesinin en gizemli şeytani tarikatı, Ölü Tarikatı’n konumlandığı yerdi.

 

Merkezdeki en geniş mağara, Heng Yue Tarikatı’nın ana salonunun birkaç katı büyüklüğündeydi. İçinde, bir formasyon oluşturan sekiz mor tahta sütunu vardı. Sayısız mor enerji dalgası tahta sütunlardan yayılıyordu.

 

Sayısız garip sembol ve desen sekiz tahta sütunun üzerine oyulmuştu. Ayrıca aralarında ışık çizgilerinden bağlantılar da vardı. Eğer birisi tepeden bakarsa, bu ışıkların toplamda 49 ışık halkası oluşturduğunu görebilirdi.

 

Sekiz tahta sütunun üzerinde de sekiz genç adam oturuyordu. Her birinin arkasında bir tane tabut süzülüyordu.

 

Beş halka ışıldadı ve mavi giyinen bir genç ve bir tabut mağarada belirdi.

 

Sütunların üzerindeki sekiz gençten birisi gözlerini açtı ve daha yeni gelmiş figüre baktı. Duygusuz sesiyle söylendi, ‘’Nereden geliyorsun?’’

 

Mavi giyimli genç çabucak eğildi ve yanıtladı, ‘’Derece 2 gelişim ülkesi Lu Ölü Tarikatı şubesinden. Bendeniz Lin Yi, burada terfi sınavı için bulunuyorum.’’

 

Genç soğukça mavi giyimli gence bakıp söylendi, ‘’Sağdan 18.mağara, git.’’

 

Mavi giyimli genç saygıyla ellerini birleştirdi ve formasyondan çıktı. Sonra, bir süre bir şeyleri hesapladı ve mağaralardan birine girdi.

 

Sütunun üzerindeki genç hafifçe kafa salladı. Mavi giyimli gençle zihnini daha fazla meşgul etmedi ve gözlerini kapattı.

 

Sonraki birkaç saat içinde, daha fazla insan geçitten çıktı. Gelen en güçlü figür ancak 13 halkanın yanmasını sağlayabilmişti. 13 halka belirdiğinde, iki genç gözlerini açmıştı.

 

Zaman yavaşça geçti. Formasyondaki halkalar tekrardan ışıldadı. Bu sefer, sadece 8 halka parlamıştı.

 

Sütunlardan birinin üzerindeki genç gözlerini açtı. Tam o anda, ani bir ışık parladı ve 7 tane daha halka ışıldadı.

 

Kısa süre sonra, formasyon tekrardan parladı ve parlayan halkaların sayısı 13’ten 28’e yükseldi.

 

‘’Bu da ne?’’ O anda, başka bir genç gözlerini açtı. İkili birbirine şaşkın bakışlar attı, ardından bakışlarını dikkatle formasyona çevirdiler.

 

‘’Görünüşe göre bir kıdemli geliyor.’’ İki genç daha gözlerini açtı. Formasyona bakarken dört gencin gözlerindeki soğuk bakışların yarı sıra saygı izleri de görülebiliyordu.

 

Konuştuğu sırada, parlayan 28 ışık birer birer artarken formasyondan kükreme sesleri duyuldu.

 

Kalan dört gençte gözlerini afallamış bir ifadeyle açmıştı. 40 halka ışıldadığında, sekizi de ayaklandı, dizlerinin birini yere koydular ve hep bir ağızdan konuşurlarken garip bir sembol oluşturdular, ‘’Hoş geldiniz kıdemli…’’

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18329 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37557 Bölüm Sayısı


creator
manga tr