Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

The Dark King - Bölüm 142: #####


  1. Bölüm

 

Hapis

 

****************************************************************************

 

Dikenli Çicek Hapishanesinin bir adı daha vardı, "Silvia'nın İlk Hapishanesi"!



Tarihi en eski soylu ailelere bile taş çıkartırdı. Çalışanların yanı sıra, nerede olduğunu sadece birkaç kişi biliyordu.



O sırada, devasa çelik bir araba hareket ediyordu. Kafes siyah kumaşla kapatılmıştı ve içeri rüzgar girmesin diye bazı yerlerinden bağlanmıştı.



Adliyeden 12 tane resmi şövalye mahkumlara eşlik ediyordu.



Işık Şövalyeleri kadar güçlü olmasalar da 1000 kişilik bir muhafız birliğine kafa tutabilirlerdi.



Araba durunca siyah kumaşı kaldırdılar. İçeride biri bağdaş kurmuş oturuyordu.



Dudian 7 gündür hücrede kaldığından acıkmıştı. Saçı dağınık cildi soluktu. Elleri ve ayakları sağlam bir metalle zincirlenmişti.



"İn aşağı." Şövalyelerden biri bağırdı.



Başını kaldırıp kafesin dışına baktı. Dikenli Çicek Hapishanesi dedikleri binayı görünce gözleri parladı. Hapishane bir gölün ortasındaydı. Hapishaneye uzanan dar yol hariç her yer suyla kaplıydı. Suyun içinde devasa bir gölge ilerliyordu.



"Görecek bir şey yok! Yürü!" Genç şövalye onu tekmeledi.



Dudian yavaşça ayağa kalktı ve üstünü çırpıp arabadan indi.



"Yürü!" Yanındaki şövalye Dudian'i omzundan ittirdi.



Dudian dik dik ona baktı, "Yürüyorum."



Şövalye kaşlarını çattı, "O zaman hızlı yürü!"



Dudian köprüye ayağını bastı. Önünde kocaman kale gibi bir hapishane vardı. Yürürken ayaklarındaki zincirler ses çıkarıyordu.



Thump!



Aniden yan taraftaki gölden su fışkırdı. İki metre uzunluğundaki bir balık sudan sıçradı ve onun arkasından da sekiz metre uzunluğunda timsah gibi bir canavar gökyüzüne doğru sıçradı. Canavar balığı yuttu ve suya geri döndü.



Dudian gözlerini kıstı ve olan biteni dikkatlice izledi.



"Dik dik bakma!" Yanında şövalye alay eder gibi gülümsedi.



Dudian sessizce yürümye devam etti.



Yolun sonuna ulaştılar. Hapishanenin üstü bahçeyle kaplanmıştı. O sırada, birçok hizmetkar çalıları kesiyor ve bahçeyi suluyordu.



"İçeri gir, hapishane bahçenin altında." dedi şövalyelerden biri.



Bahçedeki taş patikadan hapishanenin kapısına gittiler.



Oradan lüks ve geniş bir salona girdiler. Dudian yedi sekiz tane gardiyanın salonda oturup atıştırmalar yediklerini, kahve içtiklerini ve sohbet ettiklerini gördü. Eğer üstlerinde üniforma ve rozet olmasa Dudian lüks bir restorana geldiğini düşünürdü.



Gardiyanlar sesi duyunca onlara baktı. Dudian'i görünce bazılarının yüzünde garip bir gülümseme oluştu.



"Bu kadar küçüğünü ilk defa görüyorum."



"O benim."



"Hehe, yeni oyuncak."



"Geçen seferki çok zayıftı, birkaç dakikada öldü."



Dudian duyma yetenekleri çok iyiydi bu yüzden salondaki fısıldaşmaları duyabiliyordu.



"Onu aşağı götürün!" diye emir verdi, kapının yanında oturan gardiyanlardan biri.



Şövalyelerden biri emir verdi, "Benimle gel." Karanlık bir koridordan geçip yeraltına indiler.



Zindan işkence aletleriyle doluydu. Her yerde kan vardı, hatta bazı yerlerde et parçaları bile vardı.



Dudian'in yüzünde iç karartıcı bir ifade oluştu.



Sorgu odasının karşısında oturan gardiyan Dudian ve diğerlerinin geldiğini gördü, "Yeni mi?"



Şövalye dedi ki, "Bu bilgileri. Gerisini sana bırakıyoruz." Şövalye elindeki belgeyi genç gardiyana verdi.



Gardiyan belgeleri aldı ve baktı, "Suçu hırsızlık mı? Bir yanlış olmadığından emin misin? Bu çocuk bir hırsız ve onu bize mi gönderdiler?" Ancak, belgenin alt tarafına bakınca gardiyan ne olduğunu anladı, "Oooh, yazııık." Gardiyanın yüzünde hiç de acıma yoktu. Belgeyi rafa koydu ve Dudian'e dedi ki, "Küçük çocuk, kıyafetlerini çıkar bakalım."



Dudian hafiften kaşlarını çattı ama hiçbir şey demedi.



"Bakalım, bakalım, bakalım. Burada ne varmış! Sabahtan beri bir şey yemedim, ne dersin formaliteleri geçelim mi?" Gardiyan ayağa kalktı ve yan tarafa gitti. Elinde bir kova suyla geri döndü ve Dudian'e başından aşağı döktü.



Dudian başını öne eğdi ve ellerini sıktı.



Gardiyan Dudian'in ellerini sıktığını görünce alay eder gibi gülümsedi, "Ooo kızdın mı? İntikam ister misin? Senin gibileri seviyorum. Kendinizi sert bir şey sanıyorsunuz. Başlarda zor oluyorsunuz... Bakalım... Şimdi ellerini yere koy ve bacaklarını aç. Bakalım arkanda neler saklıyorsun!"



Dudian ona baktı.



"Küçük şeytan, karşı çıkmazsan iyi edersin." Adliyeden gelen şövalyeler ne olduğunu biliyormuş gibiydi. Dudian'e baktığında gözlerinde pişmanlık vardı, "Burayı haksız yere düşmüş olsan da sonuçta girdin ve girdin mi bir daha da çıkış olmaz. İçerdekilere karşı çıkmasan iyi edersin yoksa sana ölene kadar işkence ederler. Onları dinlesen daha iyi edersin."



Şövalyenin dediklerini duyunca gardiyanın yüzünde bir gülümseme oluştu, "Heyy, heyy, heyy. Yalan söyleme. Hapishanede şeytan yok, sadece kutsal melekler var."



Şövalye kaşlarını çattı.



Genç gardiyan gülümsedi, "Eğer ilerde bir suç işler ve buraya düşersen, sana söz veriyorum ki çok iyi bakacağım!"



"Umarım." Şövalye alay eder gibi gülümsedi.



Gardiyan Dudian'e geri döndü. Yüzündü hüzünlü bir ifade vardı, "Evlat, sağır mısın aptal mı? Ne dediğimi anlamıyor musun? Neden bu kadar inatçısın?" Yandan çelik bir boru aldı ve Dudian'in omzuna geçirdi.



Bang! Dudian acıyı hissetti ve gardiyana öfkeli bir yaratık gibi baktı.



Puff!



Gardiyana tek yumrukta havaya uçurdu. Gardiyanın kırılan kemiklerinin sesi zindanda yankılandı, anca işkence aletlerine çarpıp durabilmişti.



"Aptal!"



"Dur!"



Şövalye onu azarladı ve Dudian'i çekmek için arkasından yaklaştı.



Dudian kükredi ve elini salladı. Onu arkasından tutacak şövalye bir anda omzundan yakalandı ve kenara fırlatıldı. Şövalye yuvarlandı ve ayağa kalktı. Dudian'in gücü onu şaşırtmıştı.



Diğer şövalye Dudian'e tekmeyle karşılık verdi. Hızlı ve güçlüydü. Dudian arkasını döndü ama zamanında tepki vermedi. Tekmeyi karnına yedi ve yere düştü.



O sırada, diğer şövalye de ileri atıldı ve Dudian'i yere bastırdı.



Dudian gözleri kıpkırmızıydı, dik dik onu tekmeleyen şövalyeye bakıyordu. Dudian ayağa kalkmaya çalıştı ama kollarından, bacaklarından hatta boynundan bile tutuyorlardı. Ayağa kalkmayı bırak o anda neredeyse boğulacaktı. Normalde sıradan şövalyeler onla başa çıkamasa da şu anda Dudian bir arı kovanında gibiydi. Hareket etmesi bile çok zordu.



Üstelik, şövalyelerin lideri orta seviye bir avcının gücündeydi.



O sırada gardiyan ayağa kalkıp Dudian'e gitti ve onu yüzünden yumrukladı.



Gardiyan acıdan terler döküyordu, "Evlat, senin derini yüzeceğim!" Yarası duygularını da etkilemişti. Gardiyan kan kustu ve aniden bayıldı.



Şövalyelerden biri liderlerine sordu, "Şimdi ne yapacağız?"



"Onu hastaneye gönder ve diğerlerine haber ver." diye cevap verdi lider.



Dört beş gardiyan koridordan aşağıya indi. Yeni çocuğun bu kadar güçlü olmasını beklememişti, bu kadar çok şövalye onu anca yerde tutabiliyordu.



"Onu hücreye götürün! Bizim geri dönmemiz gerekiyor." dedi şövalyelerin lideri, yeni gelen gardiyanlara.



Gardiyanlar birbirlerine baktılar ve zincirleri bulmak için odayı aramaya başaldılar. İçlerinden biri şövalyelere dedi ki, "Çocuğa çarmıha germemiz için bize yardım edin."



Dudian'i yerde tutan 6 şövalye liderlerine baktı.



Liderleri kaşlarını çattı ama başını salladı.



Dudian'i haça doğru sürüklediler. Önce Dudian'in ellerini demir haça zincirlediler. Sonra geri kalan zinciri göğsüne sardılar. Dudian'in boyu küçük olduğundan ayaklarını yere yakın zincirlediler.



Dudian kaçmaya çalışıyordu ama altı şövalye tecrübeliydi. Onu eklemlerinden bağlamışlardı bu yüzden Dudian hiç güç uygulayamıyordu. Onlar onu zincirlerken o da umutsuzca onları izliyordu.



"Gidelim." Şövalye lideri ne olacağını bildiğinden diğerlerini gitmeleri için emir verdi.



Şövalyeler gardiyanların ellerine kırbaç aldığını görünce iğrenmişlerdi. Çabucak liderlerine merdivenlerden yukarı takip ettiler. Kapının 'pat' diye kapanış sesi etrafta yankılandı.



Beş gardiyan da hala kaçmaya çalışan Dudian'e baktı. İçlerinden biri güldü, "Debelenmene gerek yok evlat." Tuttuğu kırbacı havaya kaldırdı. Kırbaç sivri çivilerle kaplıydı.



Dudian zincirlendiği yerlerin gevşemediğini görünce debelenmeyi bıraktı.



"Yaşamak istiyorum!"



"Yaşamak!"



Aklında sürekli bu sözleri tekrarlıyordu.



Puff! Gardiyan elindeki kırbacı ona savurdu. Vücudunu çok keskin bir acı kapladı. İkinci kırbaç darbesi bir saniye bile geçmeden gelmişti.



"Çığlık at, ah, ah, çığlık at.... .... .... ..." Gardiyan Dudian'i kırbaçlarken zevk çığlıkları atıyordu.



Dudian başını öne eğdi ve dişini sıktı.



Diğer dört gardiyan gülmeye başladı.



"Ben bunu sevdim. Haa, puanlara dikkat edin!"

 

(Not: Kimin daha çok vuracağına dair oyun oynuyorlar)



"Dikenli çubukları getirin!"



"Güzell, eğlence şimdi başlıyor!"



İçlerinden biri gidip bir kutu getirdi, kutuyu açtılar ve içinden uzun dikenli metal çubuklar çıkardılar. Üstleri toz olmuştu bu yüzden üflediler. Uzun zamandır kullanmadıklarından pas tutmuşlardı ama bu gardiyanların umurunda değildi. Masadan çekici aldı ve Dudian'e doğru yürüdü.



"Aahh, yenisi gelmeyeli bayağı oldu, baksana çubuklar bile pas tutmuş." İçlerinden biri daha bir çubuk aldı ve başını sallayıp gülmeye başladı.



"Hadi ama, tut onu!" dedi elinde çekiç olan gardiyan.



Birkaçı gidip Dudian'i tuttu. Çekiçli adam çubuğu Dudian'in omzunu biraz altına koydu. Çekici kaldırdı ve çubuğa vurdu.



Puff! Sivri ve dikenli çubuk Dudian'in etine saplandı.



Bu acı mıydı ki?



Bunu duvarın dışında onlarca kez tatmıştı. Bu onun için bir hiçti.



Bang!



Genç adam çekici bir kez daha kaldırdı ve bir daha vurdu.



Dudian ağzından çığlık çıkmasına engel olamadı. Çığlığı ızdırapla doluydu.



Gardiyanlar Dudian'in çığlığını duyunca gülümsemeye başladı. İşkence odasında bir süre acı dolu çığlıklar ve çekiç sesleri yankılandı.



İki tane dikenli çubuk Dudian'in omzunun alt tarafına saplanmıştı. Çok acıyordu, Dudian çıldıracak gibi hissediyordu. Acı yüzünden hiçbir şey düşünemiyordu. Üzüntü, hayal kırıklığı hepsi gitmişti sadece acı vardı.



Gardiyanlar hiç de duracak gibi gözükmüyordu. İşkence odasından yeni aletler aldılar ve Dudian'in vücuduyla oynamaya devam ettiler.



Birkaç saat sonra gardiyanlar Dudian'in kanla kaplı vücudunu koridorlarda sürüklemeye başladı.



Havada loş bir ışık vardı. Duvarlar sarı gaz lambalarıyla kaplıydı. Hücreler demir çubuklarla kaplıydı ve birbirlerinden uzaktaydı.



"Hey, yeni biri mi geldi?"



"Zavallı velet. Kan kokuyor ahhhh... ..."



"Çok küçük? Gee! Şu yumuşacık cilde bak."



"Efendim, lütfen onu bizim hücreye verin."



Koridorun iki tarafından da heyecanlı sesler geliyordu. Herkes ıslık çalıyordu.



Dudian bir şeyler dediklerini biliyordu ama ne dediklerini tam olarak anlayamıyordu.



Kulağının dibinde bir ses yankılandı, "Küçük ve mutlu ailemize hoş geldin."



Sesi duyduğu anda Dudian buz gibi bir zemine fırlatıldığını hissetti. Yüzü yere çarptı. Yerde garip bir koku vardı. Tıpkı ekşi bir çiş kokusuna benziyordu. Titiz biri olduğu için başını kaldırmak istedi ama vücudu acıyla doluydu bu yüzden hareket edemedi.



"Click", hücrenin kapısı kilitlenmişti.



Gardiyanlar yüzlerinde gülümsemeyle gittler.



Aniden, büyük bir elin saçını kavradığını hissetti. Dudian'in görüşü bulanıklaştı ama kaba saba şişman bir yüz görebiliyordu. Adam kıkırdayarak ona dedi ki, "Şeytan! Nasıl bir suç seni buraya soktu? Güzel aslında! Çoooooook güzel! Ahhhh!"



Dudian derin bir nefes aldı, "Elini çek."



"Ne dedin? Duyamıyooooom." Obez adam alay eder gibi kulağına Dudian'e yaklaştırdı.



Dudian hiçbir şey demedi.



Şişko Dudian'i bir hasırın yanına koydu. Sonra ayağa kalktı ve Dudian'in önüne geçip pantolonunun düğmesini açtı.



Dudian isteksizce gözlerini açtı ve şişkonun şeyini gördü. Şişkonun ne yapmak istediğini anlamıştı. Beyni çalışıyordu ama vücudu acı içindeydi. Kalkmak istiyordu ama vücudundaki dikenli çubuklar yüzünden hareket edemiyordu.



Şişko Dudian'in gözlerini açtığını gördü, "Hadi ama böyle yapma, sadece biraz eğleneceğiz."



Dudian ona baktı, "O şeyi ağzıma koymaya kalkarsan yemin ederim koparırım."



Şişkonun yüzü buz kesti, "Eğer ısırmaya kalkarsan kafanı patlatırım."



Dudian ona baktı, "İnan bana acı çektiğim an yapacağım ilk şey dişlerimi sıkmak olur!"




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1036

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 786

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 555

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 549

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 504

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 468

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 243

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 197

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 112

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10634 Üye Sayısı
  • 268 Seri Sayısı
  • 14916 Bölüm Sayısı


creator
manga tr