Cilt 16: Bölüm 19-1

avatar
146 0

Terror Infinite - Cilt 16: Bölüm 19-1


Çevirmen: Starshollow

Editör: Mariposa 



Siyah saçlı genç adam sekiz bayrağı aşağı attı sonra ilahi söylerken eliyle çeşitli desenler çizdi. “Qian, Dui, Li, Zhen, Xun, Kan, Gen, Kun.” (Gökyüzü, Göl, Ateş, Fırtına, Rüzgar, Su, Dağ, Dünya)

 

Bu sekiz kelimenin karakterleri yavaş yavaş bayraklardan çıktı. Bayraklar yavaşça dönmeye başladı. İlahi söylemesi devam ettikçe, bayraklar daha da hızlı dönmeye başladı. Sesi daha çok yükseldi ve yayıldı. Sanki ses gökten gelmiş gibiydi.

 

"Sekiz Trigram'ın mor alevi, sana emrediyorum..."

 

Hala ilahi söylüyordu. Büyük bir Taijitu, kılıcının altından yüzeye çıkıyordu. Taijitu, ZhuiKong'u çevreleyip dönen bayraklarla karşı karşıya kaldı. Mor alev Taijitu'nun içinde döndü. İlahinin bitmesini bekliyorlardı, sonra alev ZhuiKong'un üzerine alçalacaktı.

 

Bu kritik anda, ZhuiKong'un gözleri buz gibi soğudu. Elinde aniden 70 santimetrelik bir kılıç belirdi. Onun önünde havada kesti. Siyah Saçlı hızla yan tarafa kaçtı. Yine de kolu hala ikiye kesilmişti. İlahisinin yalnızca birkaç kelimesi kalmıştı.

 

''Telefonu aç. Telefonu aç. Ben onun kadınıyım...'' Tam o sırada, göğsünden bir ses geldi ve ritmini bozdu. Siyah Saçlı o son birkaç kelimeyi söylemek istedi fakat birkaç saniyeliğine duraksadı ve ardından bir ağız dolusu kan kustu. Suratı kireç gibi oldu. Cebinden antika bir telefon çıkardı.

 

''Alo... Anladım. Telefonu Adam'a ver... Caradhras Şelalesi'nden çok uzakta değilim... Ama o beni delirtiyor... Anlaşıldı.'' Sonra telefonu yakalayıp kulağına koyan ZhuiKong'a attı.  ''Alo, Adam'la mı görüşüyorum? Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Geçen sefer gitmemize izin verdiğiniz için teşekkürler. Yoksa iki çöp temizleyicisi kaybedecektim.''

 

Telefondan sakin bir ses yanıt verdi. ''Söylenecek çok bir şey yok. Zheng Zha ölmek zorunda. Sanırım Şeytan Takımı'yla tanıştın. Onun gibi yalnızca bir iblis olmalı. İki tane senin için bile zahmetli olurdu.  Konuşma bitmiştir. İnsanları manipüle etme becerini oynamak istersen, Luo YingLong'u burada öldürebilirsin. Nasıl olsa çekirdeği kaldığı sürece Tanrı'nın Boyutu'nda yeniden canlanacak. Ancak, çekirdeğinin elimdeki Gökyüzü ve Dünya Aynası'na döndüğünü görürsem, bu bir savaş ilanı anlamına gelir. Diğer üç takımın gitmesine izin verecek olsak bile seni öldürmek için bütün imkanlarımızı kullanırım. Bu iblisin kaçmasına izin verecek fakat sen de ondan daha küçük bir tehdit sayılmazsın.''

 

''Öyle mi?'' ZhuiKong kahkahalarla söylemeden önce uzun bir süre düşündü. ''Henüz ölemem. Küçük elmam olgunlaşmadan ölemem. O zaman uzlaşalım. Gondor Savaşı'ndan önce ona saldıramazsın. Çünkü gücü Çin Takımı'nın hayatını destekliyor ve benim küçük elmam o takımda... Bu benim kırmızı çizgim. Reddedersen, güzel Çekirdeğin gökyüzünde uçtuğunu görebilirsin."

 

LuoYingLong havadayken kendisi yerde olmasına rağmen sözlerini söylemeden önce tereddüt etmedi. LuoYingLong'un yanakları kızardı. Neredeyse saldırmaktan kendini alamayacaktı.

 

''Anlaştık. Doğrulamam gereken bir şey daha var. O adamın aynı zamanda Çin Takımı'nda olduğunu duydum. Mümkünse, ona benim Tanrı Takımı'nda olduğumu söyleyin. Aksi takdirde, bu dünya çok sıkıcı olacak.''

 

Çin Takımı elbette uzaklarda neler olduğunu bilemezdi. Zheng ve grubu, Aragorn ve diğer film karakterlerini takip etti. Dokuzu,  Uruklara yetişmek istedikleri için dinlenmeden koşturuyorlardı. Aya'nın tecavüze uğrama riski vardı. Bu, Afrika Takımı'nın Aya'yı kurtaramadığı varsayımı altındaydı.

 

Birkaç günlük koşturmacalı kovalamacadan sonra Uruklara yaklaşıyorlardı. Yerlerde sürekli cesetler beliriyordu. Rotalarının belirleyicisi olmuşlardı.

 

Dört gün dört gece sonra, başka bir sabah oldu. Zheng dahil herkes bedenlerinin daha fazla devam edemeyeceğini hissediyordu. Aragorn'un üç saat dinlenmeyi kabul etmekten başka şansı yoktu. Güneş üç saat içinde doğacaktı, onlar da takibe tekrar devam edebilirlerdi.

 

Legolas güneşe baktı ve ''Güneş kan renginde. Anlaşılan dün gece çok uzakta olmayan bir katliam olmuş."  dedi.

 

Herkes yorgun görünüyordu. Dinlenmeden, sadece yeme içme için mola vererek dört gündür koşuyorlardı. Yine de, hala Uruklara yetişememişlerdi. Uruklar olağanüstü dayanıklılığa sahipti.

 

Herkes uyanınca, Legolas her birine bir parça bisküvi verdi.  Sonra buzdan heykeli kontrol etmeye gitti. Her gün bunu yapıyordu. Yerdeki izleri takip ederek, yolda grubu tekrar yönlendirdi.

 

Göz alabildiğince uzanan çimenli bir araziye vardılar. Haritaya bakılırsa, Rohan bölgesine, süvariler krallığına girmişlerdi. Rohan'ın özelliği atlar ve elit binicilerdi. Güçleri insan krallıkları arasında Gondor için yalnızca ikinciydi.

 

Öğlende, herkes yorgundu. Aniden uzaktan kişneme sesleri geldi. Kalpleri duracakmış gibi oldu çünkü çok sayıda atın koşan ayak sesleri kişnemeleri takip etti.

 

Grup güvende olmak için büyük kayaların arkasına saklandı. Hücuma geçmiş bir grup süvari gördüler. Süvariler elitlerdi. Atlar Kabus'tan daha küçüktü ama belli ki iyi ırklardı. Bir atın büyüklüğü, savunması ve hızı, bir süvarinin saldırısının gücünü belirlerdi.

 

''İyi eğitilmiş olduklarını görebilirsiniz. Koşarken bir savunma dizilişi sürdürdüler.'' Xuan, Zheng şövalyelerin gücünü sorduğunda cevap verdi.

 

Zheng onayladı. ''Son soru, savaş Qi'sini kullanabiliyorlar mı? Kullanıyorlarsa, bu ordu aşırı güçlü olurdu.''

 

Süvariler yanlarından geçmişti. Yaklaşık beş yüz kişilerdi. Bazı şövalyeler ayrıca fazladan atlara liderlik ediyordu. Aragorn saklandığı yerden çıktı ve bağırdı. ''Rohan Süvarileri! Mark'tan ne haber? Az önce savaşmış gibi duruyorsunuz.''

 

Öndeki lider durduğunda, şövalyelerin geri kalanı sanki birisi onlara emretmiş gibi liderin etrafına koşturdu. Dizilimlerini sürdürmeye devam ettiler. Süvarilerin lideri Aragorn'a baktı ve şövalyelerini üzerine yöneltti.

 

Gimli, Legolas ve diğer oyuncular da öne çıktılar.

 

Şövalyeler dokuzunu merkezde kuşattılar. Mızraklarını grubun üzerine çevirdiler. Dokuz kişi birkaç yüz süvarinin arasında çok silik görünüyordu. Lider çembere girdi.

 

Grubu soğuk bir sesle sorguladı. ''Bir Elf, bir erkek, bir cüce, bir kadın ve bir kızın Riddermark'ta ne işi var? Böyle tuhaf bir grupla ne yapmayı planlıyorsunuz!''

 

Gimli kendini tutamadı. ''Bana adını söyle ki at efendisi, ben de sana benimkini söyleyeyim.''

 

Lider atından indi ve Gimli'ye doğru yürüdü. Boyları tam bir zıtlık içeriyordu. Soğuk bir tonla konuştu. ''Kelleni uçururdum, cüce, eğer yerden biraz daha yüksekte duruyor olsaydı.''

 

''Kelleni uçururum mu?'' Lider cümlesini bitirdiğinde, Zheng'in kılıcı çoktan onun boynundaydı. Zheng aynı soğuk tonla tekrar etti.

 

 








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18414 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37635 Bölüm Sayısı


creator
manga tr