Cilt 15: Bölüm 2-2

avatar
383 1

Terror Infinite - Cilt 15: Bölüm 2-2


 

Cilt 15: Bölüm 2-2

Amun-Ra kitabını kullanan kişi canlandırma esnasında canlandırılan kişinin geçmişini ve düşüncelerini gözetleyebildiği için herkes bu işi Zheng'in yapmasında karar kıldı. Bu yüzden herkes puanlarını ve ödüllerini Zheng'e aktardı.

 

"Liderin takım arkadaşlarının gizliliğini koruma sorumluluğu var."

 

Bu söz yalnız değildi ancak bu sözün Xuan'dan gelmesi Zheng'i garip hissettirdi. Yerinde durup bir süre düşündü ancak Xuan'ın ne planladığını fark edemedi. Xuan öylece gülümsemek yerine sakin bir şekilde kalsaydı, Zheng onun bir dolap çevirdiğine inanacaktı.

 

Sonrasında herkes onaylar bir şekilde başını salladı ve Zheng üç kişiyi canlandırma sorumluluğunu üzerine aldı. Gizlilik açısından en iyi karar buydu sonuçta.

 

"Canlandırılacak ilk kişi, Zhao Yinkong."

 

Canlandırma bildirimi duyurulduğunda Zheng'in zihninde görüntüler ortaya çıktı.

 

Karanlık bir sokak vardı. Minyon bir kız, soğuk görünen fakat suratında bir gülümseme olan bir adamla kavga ediyordu. İnsan gözüyle takip edilemeyecek kadar hızlılardı. Attıkları her adım, yaptıkları her hareket ve saldırı neredeyse mükemmeldi. Birinin yapacağı ufacık hata ölüme yol açabilirdi.

 

Kızın gözü öldürme niyetiyle doluydu. Zheng, onu hiç böyle görmemişti. Daha önce onunla savaştığında bile gözleri buz gibi sakindi. Bu bir suikastçinin kalbiydi, zihni her zaman duygusuzdu.

 

Ancak nefsine yenik düşmüş gibi görünüyordu. Yakışıklı adama bakarkan öfkesi patladı. Kendi hayatı pahasına olsa bile onu öldürmek istiyordu. İlk defa bu şekilde görünüyordu, en azından Zheng için.

 

Kavga en zirve noktasına ulaştığında, adam aniden arkasını döndü ve koşmaya başladı. Kız, adamın kaçmasını izin veremezdi ve peşinden koştu. Neredeyse Zheng'in Yıkım Tekniği'nde ulaştığı hız ile koştu. Ancak köşeyi döndüğünde çelik bir tel ile kızın kafası kesildi.

 

Zheng bunu gördüğünde gözlerini kapattı ancak görüntüler hala zihninde akıyordu.

 

Tepede sessiz bir konak vardı. Bir adam konağın önünden elinde iki, üç yaşlarında bir kız taşıyordu. Adam bir elma alıp kıza verdiğinde kız sevindi. Ancak kız elmadan ısırık almadan önce adam sert bir şekilde kızın suratına tokat attı. Kızın suratı şişti ancak ağlamadı. Sessizce gözünün kenarında az bir şey akan yaşları sildi ve elmayı ısırdı. Daha sonra ağzındaki kanla birlikte elmayı yuttu.

 

O kız büyüdü. Yaklaşık beş-altı yaşlarında, kendi yaşındaki çocukların bulunduğu yeni bir ortama geldi. Herkes ufak bir çanta taşıyordu. Çantanın içerisinde bir şişe su ile birkaç parça bayatlamış ekmek vardı. Kızın da ekmeği ve suyu vardı ve ekmeği çantada sakladı. Diğer çocuklar onun ekmeğini çalmaya geldiğinde rahat bir şekilde çocukları yere serip onların ekmeğini çaldı. Daha sonra kendi ekmeğini yemeye devam etti.

 

Çocukluğu çok fazla açlık ve mücadele ile geçmişti. Karşılaştığı tek şey düşmanlar değildi. Güvendiği dostları ve arkadaşları da vardı. Hayat zordu ancak dostlarıyla birlikte savaşıp vakit geçirdiğinde, sonu olmayan bir gülümseme ve sevgi gösterecekti.

 

O adam gelene kadar suratındaki gülümseme bir bıçak gibi keskindi. O adam onu korudu ve onun yanında durdu. O kabusa kadar her zaman o adama karşı tarif edilemez hisleri vardı. Onu koruyan adam, tüm arkadaşlarını öldürmüştü. Çocukluğunu anılara gömmüştü.

 

Zheng sessizce Yinkong'un gözlerini açmasını izledi. Gözlerinde hala lav gibi akan bir öfke vardı. Birkaç saniye sonra hiçbir kelime söylemeden gözlerini kapattı ve daha sonra taşın üzerine düştü.

 

"Öldüm mü?" Yinkong birkaç saniye orada yattıktan sonra ayağa kalktı.

 

Gözlerinin kenarında hala biraz yaş vardı ancak normal umursamaz ifadesine geri dönmüştü. Sanki öfkesi hiç var olmamış gibiydi. Ancak Zheng bu öfkenin kaybolmadığını biliyordu. Onları yüreğine gömmüştü. Bu öfke bir daha ortaya çıktığında, tıpkı son savaşında olduğu gibi onu ve düşmanlarını yok edecekti.

 

Zheng, Yinkong'un kollarından tuttu ve daha sonra gözlerine bakıp konuştu: "Sorun değil. Baştan başlayacağız. Onunla tekrar karşılaştığında kazanacaksın! Ve biz senin dostlarınız değil mi?"

 

Yinkong şaşkınlıkla Zheng'e baktı. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmişti ancak Zheng'de meydana gelen değişikliği hissediyordu. Ancak ne tür bir değişiklik olduğunu ifade edemiyordu. Zheng'i ileriye doğru itti ve başını salladı. Daha sonra diğer insanların yanına yürüdü.

 

Lan Yinkong'a sarıldı. Yinkong'u rahatlatmak için onun başını eğdi ve daha sonra sert bir şekilde Zheng'e baktı. Sanki onun kaba hareketini kınıyor gibiydi.

 

Zheng de bunun çok ani olduğunu biliyordu. Garip bir şekilde kahkaha attıktan sonra canlandırmaya devam etti.

 

Ayrıca Yinkong'a söylediği sözleri de kalbine gömdü. ''Evet. Baştan başlayacağız. Onunla bir dahaki karşılaşmamızda kazanacağız!"

 

"Zhang Heng'i canlandır!"

 

Yine aynı karanlık sokak. Heng, elindeki yayıyla birlikte bir kız ile yüzleşiyordu. Garip olan şey surat ifadesinin acı dolu olmasıydı, kızın suratından da gözyaşları akıyordu. Her ikisi de okunu attı fakat Zheng gibi bu işin erbabı olmayan biri bile onların birbirlerini vurmaya çalışmadığını söyleyebilirdi. Öyle olmasa bile ikisi de birbirinin ölümcül noktalarına ok atmamıştı.

 

Kavgaya dayanamayan ilk kişi Heng oldu. Bir karar vermiş gibi görünüyordu ve bir sonraki oku attıktan sonra bir sokağa doğru ilerledi. Kızın bir an için dikkati dağıldı ve onun gitmesine izin verdi. Daha sonra hemen kanatlarıyla Heng'in peşinden gitti.

 

Heng ana yolda durdu. Kızın uçarak yaklaşmasını izledi ve daha sonra aniden yayını çekti. Ciddi bir ifade ile kızın kafasına nişan aldı.

 

Kız bir rahatlama ile gülümsedi ve okuyla Heng'in kalbine hedef aldı.

 

Her ikisi de oklarını bıraktı. Heng'in oku kızın vücudunu sıyırıp geçti. Zheng, bu okun ilerideki bir binaya nüfuz ettiğini görebiliyordu. Binanın üzerinde birisi var gibi görünüyordu. Ancak Heng'in kalbi boş bir hale geldi.

 

İki ufak evin yanında bir kız ve bir erkek birlikte oyun oynuyordu. Elleriyle birbirlerini tutup kahkaha atıyorlardı. Yaşları çok fazla değildi ancak aralarındaki sevgi belli oluyordu. Belki de insanlar buna çocukluk aşkı diyebilirdi.

 

Ancak o gün bir trafik kazası ile sonlandı. Çocuğun annesi öldü ve okçuluk, kariyeri olan babası kolunu kırıp okçuluk yeteneğini kaybetti.

 

Çaresizlik, umut kaybı, sevdiği insanı kaybetmesi ve zihinsel sorunlar, babasının giderek kötü bir hal almasına sebep oldu. En ufak sinirlenişte çocuğa kaba kuvvet uygulardı. Çocuk sürekli dayak yediği için gittikçe zayıf bir hal aldı. Ne zaman biri ona vurmak istese hemen korkup yere çömeliyordu. Geri tepki verip direnebileceğini biliyordu ancak uzun süre şiddet gördükten sonra cesareti ortadan kaybolmuştu.

 

Yetişkin olana kadar kız ile erkek uzun yıllar ayrı kaldı. Erkek çalışmaya başladı. Babası ölmüştü. Ve sonunda sevdiği kızla tekrar karşılaştı. Sanki gökler bile onun geçirdiği çocukluğa acıyordu ve ona gelecekte mutluluk sunmak istiyordu. Tabi bu mutluluğu ele geçirebilirse...

 

Ancak yapamadı. Aracı bozulup holiganlarla karşılaştığında ve holiganlar da 'öldürmek' kelimesini kullandığında korkuları gün yüzüne çıktı. Kaçtı, sevgilisini arkasında bırakıp oradan sonsuza dek kaçtı. Mutluluğunu kendi elleriyle parçaladı!

 

Heng gözlerini açtı. Yüzü gözyaşlarıyla doluydu. Zheng suratına yumruk atmadan önce canlandığını fark etmemiş gibi görünüyordu. Heng beş metre ileriye uçtu.

 

"Korkak, hala bir şansın var! Bizimle gel ve bu şansı geri al!"

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18381 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37593 Bölüm Sayısı


creator
manga tr