Cilt 14: Bölüm 12-3

avatar
535 1

Terror Infinite - Cilt 14: Bölüm 12-3


 

Çevirmen: RmLover  Editör: Thomas Shelby

 

 

Zheng ve Xuan'ın muhabbeti filoya varmadan beş dakika önce sona erdi. Uzayda beş dakikalık uçuşun baya uzun bir mesafeye denk gelmesine ve diğer takımın güçlü bir ruh gücü kullanıcısı olmama ihtimalinin bulunmasına rağmen daha fazla dikkatli olmaları gerekirdi. Diğer takım Lan'ı bulursa çok kötü olurdu.

 

Son derece yüksek seviyeye ulaşmadığı sürece ruh gücü kullanıcıları çok savunmasız olurlardı. Hatta normal bir insandan bile zayıf olabilirlerdi. Lan ifşa olursa diğer takım tehdit etmek için onu takibe alırdı. Sonuçta ruh gücü kullanıcıları en değerli yeteneklerdi.

 

(Dürüst olmak gerekirse rakip takımda ruh gücü kullanıcısı olmayabilir bile. Eğer bu doğruysa avantajımızı kullanarak onları kolayca bulmamız mümkün olmaz mı?) Zheng, kendi kendine düşündü ancak iyimser olduğunu biliyordu. Takım savaşlarına girmenin kriterlerinden biri de yeterince güçlü hale gelmekti. Normal filmlerde bile hayatta kalamayan takımlar bu fırsata erişemezdi. Kilidi açılmış üyelerin sayılarına ek olarak ruh gücü kullanıcıları da bu standart için bir ölçümdü. Ruh gücü avantajı olan takımların büyük bir avantajı vardı.

 

Zheng, sıvının içerisinde yatarken yavaşça gözlerini kapadı.  Bir hiyeroglif seti zihninde süzülmeye başladı. Bu hiyeroglifler Maya kalıntılarında buldukları hiyerogliflerdi. Xuan bunları İmhotep'den öğrenmişti ve daha sonra Tanrı'nın boyutunda incelemeye devam etti. Saklanmak, ruh gücü, savaş, koşu, maske gibi bazı yaygın kelimeleri herkese gönderdi.

 

"Bunları aklınızda tutun, bu hiyeroglifleri her zaman yazabilirsiniz. Bir kafeteryada, bir duvara falan. Dİğer takımı yemlemek için bunları rastgele bir yerlere yazın. Eğer o sırada bizi arıyorlarsa bu harflerin anlamlarıyla uğraşmaları gerekecek. Nerede olduklarını öğrenmek için bu fırsatı kullanabiliriz. Ayrıca bu şeyler onların kafasını karıştıracak ve ne yapacağımızı tam olarak kestiremeyecekler. Bu tarz bilgiler, onların bizim büyük planlarımız olduğunu ve onları çoktan bulduğumuzu düşünmelerini sağlayacak. İçlerinde oluşan endişe hata yapmalarına sebep olacak. Cümlelerin sonunda ise hiçbir anlamı olmayan 'ver, al ya da hayır gibi kelimeler ekleyeceğiz. Eğer gerçek mesajlar ise sözleri tekrarlayın."

 

Zheng konuştu. "Bu kadar kısa sürede diğerlerinin bu karışık hiyeroglifleri ezberleyebileceğinden emin misin? Pek mümkün görünmüyor."

 

Xuan cevap verdi: ''Evet. İmkansız. Öğrettiğim kişiler; sen, Lan ve Gando. Kilidi açılmış moda girmek sizin öğrenme yeteneğinizi farklı bir seviyeye yükseltecek. Diğer üçü yalnızca bu hiyeroglifleri yazanların bizler olduğunu bilmesi lazım. Geri kalanları koruyup diğer takımı bulacağız."

 

(Diğer takımı bulmak mı? Ne zor bir görev. Ama takımınızda Xuan varsa endişelenmeye gerek yok.) Zheng düşünürken uykuya daldı.

 

Bu dünyanın sivil teknolojisi gelecekte olması gereken seviyeye ulaşmıştı. Kabın içerisinde birkaç saat geçiren Zheng, kendi iyileştirme hızıyla birlikte tamamen iyileşmişti. Sağ kolundaki kemiğinde olan yara da iyileşmişti. Keşif askerleri kurtarma gemisinden filoya doğru girdi. Çoğu birden bağırmaya başladı. Tıbbi askerler yaralı askerleri revire getirdi. Hayatta kalan bu binlerce asker birer kahraman gibi tedavi edildi.

 

Evet! Kahramanlar! Filodakiler dostlarını terk ettiklerinde, kurtarma gemileri uzakta olduğunda, yaklaşık yüz bin asker bir saat içerisinde öldürüldüğünde, bu ekip, on kilometre yürüyüp dağın tepesini yedi saat boyunca savundu. Askeriyeden gelen ilk tahminlere göre bu askerler yaklaşık üç yüz bin böcek öldürdü. Millet, duydunuz. Bunların hepsi kahraman! Dostlarının intikamını aldılar, ırkımızı gururlandırdılar; bunların hepsi gerçek birer kahraman!"

 

Bu filoda bir tane seksen iki seviye savaş gemisi, on yedi tane özel savaş gemisi ve çok sayıda destekleyici yıldız gemisi vardı. Rakamlar ilk istilayı aşıyordu ve federasyonun son kuvveti oldukları söylenebilirdi.

 

Askeriye ve federasyon yetkilileri dışında çok sayıda gazeteci hayatta kalanlarla röportaj için gelmişti. Askeriye büyük bir veri yayımladı. Bu verilerden bazıları ölü sayıları, filonun kaçması gibi utanç verici verilerdi. Bazıları ise herkese söylemek için sabırsızlandıkları üç yüz bin tane böceğin öldürülmesiydi. Askeriyenin denetimi gevşetip, gazetecilere röportaj için izin vermesinin sebebi buydu.

 

Askerler daha çok askeriyenin yetersiz kaldığından ancak başçavuş Zheng ve seçtiği üç liderin öneminden bahsetti. Herkes bu dört kişi olmasa ordunun darmaduman olacağı konusunda hemfikirdi. Hükümetten ziyade herkesin hayatını bu dört kişi kurtarmıştı.

 

"İnsanların kahraman eksikliği çeken bir tür olmadığını görebiliyoruz. Biz insanlar asil bir ruha ve iradeye sahibiz. Barbar böceklerde bu yok. Bir insanın kolu, kemiği görünecek şekilde yaralanmış vaziyetteyken cephenin en önünde durup, altı saat boyunca emir verişini hayal bile edemezsiniz. Ordumuzu kurtaran kahraman buradan, Zheng! Ama ne yazık ki askeriye yaralarının çok ağır olduğunu ve zihninin yorgun olduğunu söyledi. Ordu tehlikeden kaçar kaçmaz bilinci kapandı. Böylesine asil bir asker federasyonu ve bizi korudu. Herkes sessiz olup onlara olan şükranlarını sunabilir mi?"

 

Sarışın genç adam yetkili odasında sessizce televizyondan haberleri izledi. Ufak bir el aniden televizyonu kapattı. Adam sert bir şekilde baktı. Televizyonu kapatan kişi on bir on iki yaşlarında bir kızdı ve masum gözleriyle kollarını kavuşturdu.

 

"Neos, ruh taramasını kullanmıyor. Göremiyorum gibi geliyor. Sıkıldım. Televizyon izlemek yerine gel benimle poker oyna." Ufak kız konuştu.

 

Neos ellerini sallayarak kaşlarını çattı. Kız güldü ve daha sonra zıplayıp tekrar kollarını kavuşturdu. "Gel hadi oynayalım, hadiii."

 

Neos saçını kaşıdı, ağzına bir parça çikolata atıp konuştu: "Snow, sana kaç kez beni çikolata yerken rahatsız etmemen gerektiğini söyledim. Bunu bir kez daha yaparsan k*çına tokadı basacağım. Aya, getir şimdi onu haberleri açayım. Dikkatli bir şekilde raporları okumam lazım."

 

Uzun saçlı bir kız içeriye girdi ve Snow'u alıp gitti. Siyah giyinen ince bir adam soğuk bir ses tonuyla konuştu: "Ne oldu Neos?"

 

Neos başka bir çikolata aldı ve gözlerini bir şiddet duygusu kapladı. "Bunların çok parlak göründüğünü hissetmiyor musun? Oyuncular olarak filmlerde kendimizi pek ön plana çıkarmamaya çalışırız çünkü bu durum başımıza gereksiz dert açabilir. Ancak bunların etrafını saran parlaklık çok fazla, bir kısmı kaçınılmaz olsa bile bence bunlar kasıtlı olarak kendi etkilerini yükseltiyor. Hoho, işler ilginç bir hal alıyor gibi görünüyor."

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18428 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37656 Bölüm Sayısı


creator
manga tr