“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Sovereign of the Three Realms - Bölüm 417: Jiang Chen’in Öfkesi


“Eh? Ne oluyor be? Neden ellerimi oynatamıyorum?”

 

“Ben de oynatamıyorum, bu eleman bir tür şeytani teknik mi kullanıyor?”

 

“Bu çok kötü! Bu elemanın aurası ruh âleminden! Hepimiz birlik olup öldürelim onu haydi!”

 

“Öldürün onu! Onun yanında sadece birkaç kişi var ama biz yüzlerce kişiyiz, neden ondan korkalım ki?”

 

Birkaç yüz kişilik yetişimci grubu Şifa Salonunun kapısının önünde dizilmiş çığlık atıyordu.

 

Jiang Chen’in yüzünde soğuk bir ifade vardı, Şeytani Altın Gözü kullanarak göz alıcı ışıklar yayıyordu.

 

Puf! Puf! Puf!

 

Işık huzmeleri haydut yetişimcilerin gözlerine denk geliyordu. Yetişimciler bu ışıkla göz göze geldiklerinde titremişti, vücutları hissiyatını kaybediyordu.

 

Sanki ruhları donmuş gibiydi, üzerlerine gelen güç akımı vücutlarının hareketsiz kalmasına sebep olmuştu. Kısa sürede yetişimciler heykel gibi kalmıştı, sanki birileri tepelerinden erimiş demir döküp soğumasını bekleyerek onları katılaştırmış gibiydi.

 

Jiang Chen elini salladı: “Hadi içeri girelim.”

 

Gouyu ve Küçük Huang birbirlerine bakıyorlardı, gözlerinde şaşkınlık vardı. İzledikleri manzarada tamamen öfkeden ibaret bir adam vardı.

 

Bu tarzda kutsal bir teknik Küçük Huang’ı şaşırtmıştı, bu esnada Jiang Chen’i tam olarak tanıyamadığını bir kez daha fark etti.

 

Gouyu’nun şaşkınlığı daha fazlaydı.

 

Fakat bu ikili Jiang Chen’in güvenliği için endişeliydi ve onu takip ettiler.

 

“Şifa Salonunun başında kim görevli? Çık dışarı!”

 

Jiang Chen’in sesi yıldırım gibi yankılanıyordu.

 

“Şifa Salonunun sınırlarını ihlal eden aptal kim?”

 

“Öldürün onu!”

 

“Ah! Ah!”

 

İki adet uyarı niteliğindeki ses yükselmişti fakat kısa sürede bu sesler acı çığlıklara dönüştü. Jiang Chen bu kişileri gördüğü anda yere sermişti.

 

Jiang Chen bir elini kaldırdı ve acımasız bir ses tonuyla konuştu: “Beşten geriye doğru sayacağım, eğer bitirdiğimde Şifa Salonunun başındaki kişi ortaya çıkmazsa buradaki herkesi istisnasız şekilde öldüreceğim.”

 

“Beş!”

 

“Dört!”

 

“Üç!”

 

Jiang Chen geriye doğru sayarken aurası Şifa Salonunun her köşesine yayılmaya devam ediyordu.

 

“İki!”

 

Jiang Chen iki dediğinde Şifa Salonunun içindekiler dışarı çıktı, artık üzerlerine basan auraya dayanamıyorlardı.

 

İçeridekiler eğer daha fazla burada kalırlarsa Jiang Chen’in Şifa Salonundaki tavukları ve köpekleri bile öldüreceğinin farkına varmışlardı.

 

Çıkan kişilerin hepsi yetişimciydi, auranın arkasındaki öldürücü öfkeyi fark edebilmişlerdi, bu durum kesinlikle bu adamların karşı koyabileceği bir şey değildi.

 

“Bir!”

 

Jiang Chen parmağını doğrulttu ve çıkan kişileri saydı, önünde duran yetişimcilere bakarken gözleri sanki alev atıyor gibiydi.

 

“Sen! İleri çık!” Jiang Chen gümüş renkli cüppe giyen birine seslendi. Görünüşe göre bu adam orta seviyeli bir müdürdü.

 

Bu adam kendisine seslenildiğini görünce bacakları titredi, Jiang Chen’in çağrısından korkmuştu ve dişleri istemsizce birbirine vurmaya başladı.

 

“Mer… Merhaba.” Gümüş cüppeli adam Jiang Chen’in aurasının karşısında düzgün biçimde konuşamıyordu bile.

 

“Şifa Salonunun başındaki kişi sen misin?”

 

“Ha… Hayır… Buranın başındaki kişi Müdür Lei’dir.”

 

“Nerede o?”

 

“O henüz lobiye gelmedi, muhtemelen henüz dışarı çıkmamıştır.”

 

Jiang Chen kafasını salladı, anlamlı bir gülümseme ile bilinçaltından odaları tek tek aramaya başladı.

 

Medyumun Zihni yeteneğinin gelişmiş olması sebebiyle Şifa Salonu gibi bir yerde vücudu ile dolaşmadan zihni ile dolaşabiliyordu.

 

Kısa sürede odaların gölgelerinde saklanan üç kişiyi tespit etti.

 

Küçük Huang Jiang Chen’in yanında duruyordu, gülümsüyordu, aynı zamanda Küçük Huang da üç kişiyi tespit etmişti.

 

“Efendi Jiang, benim Şifa Salonunda minik de olsa bir geçmişim var, lütfen yardım etmeme izin verin.”

 

Küçük Huang bunları söyledikten sonra ellerini iki yana ayırdı ve önünde bir guzheng belirdi.

 

ÇN; Guzheng: Bizim kültürümüzdeki ‘kanun’ dediğimiz müzik enstrümanına benzeyen telli bir çalgı aleti.

 

Küçük Huang’ın ince ve güzel elleri guzheng’in telleri üzerine değmeye başladığında birkaç nota duyulmaya başlamıştı.

 

Müzik ilk başta sadece hafif bir öldürme arzusu ile dolu notalar veriyordu, fakat bir anda hızlanarak devasa dalgalara sahip okyanuslar gibi bir hal aldı. Notalar Şifa Salonunun odalarının gölgeli kısımlarına kadar ilerledi ve saklanan kişileri dışarı çıkmaya zorladı.

 

Küçük Huang bunu yaparken sadece ellerini kullanıyordu, Gouyu bunu nasıl yaptığını anlamamış ve şaşırmıştı.

 

Jiang Chen ise oldukça şaşkındı, Küçük Huang’ın kullandığı bu sanat basit görünüyordu fakat ardında elbette gizemli yetenekler olduğu aşikârdı, Küçük Huang notaların ilerleyeceği yönü belirleyebiliyordu. Sesin yönlendirilmesi yeteneği Jiang Chen’in sahip olmadığı bir yetenekti.

 

Şifa Salonunun içindeki gizli odaların gölgelerinden birçok acı çığlık duyuldu. Üç yetişimci kulaklarını kapatarak odalardan dışarı fırladılar. Görünüşe bakılırsa vücutları çökmek üzereydi.

 

Küçük Huang amacına ulaştığını düşünerek gülümsedi, Jiang Chen’in spot ışığını çalmaya niyetli değildi, gülümseyerek konuştu: “Efendi Jiang, Küçük Huang’ın yapabileceği bu kadar. Kalanlar size ait.”

 

“Bayan Küçük Huang’ın yardımı için teşekkürler.”

 

Aslında Jiang Chen de bu üç yetişimciyi saklandıkları yerden çıkarabilirdi fakat Küçük Huang’ın yaptığı kadar hızlı ve rahat bir şekilde yapamazdı bunu.

 

Bu üç kişiden bir tanesi altın bir cüppe giyiyordu ve diğerlerinden daha üst rütbede olduğu belli oluyordu.

 

“Sen Müdür Lei olmalısın?” Jiang Chen bakışlarını altın renkli cüppe giyen adama kilitlemişti.

 

Müdür Lei müzik kesildiğinde artık hislerini geri kazanabilmişti, fakat gözlerindeki korku bir nebze bile azalmamıştı, Jiang Chen’e korku ile bakarak konuştu: “Siz kimsiniz?”

 

Jiang Chen kafasını hafifçe salladı: “Bugün soruları soran ben olacağım. Şimdi, eğer istediğim cevapları bana adam gibi vermezseniz vücutlarınızdan bir parçayı koparacağım, ilk sorum, Song Tianxing ve diğerleri nerede?”

 

Jiang Chen’in dikkatini iyice vermişti, adamın ağzından çıkacak olan bir kelimeyi bile kaçırmayacaktı.

 

Müdür Lei zorlanarak cevapladı: “Onar… Onların hepsi ayrıldı. Şifa Salonunu bize yüksek bir fiyata sattılar. Ah!”

 

Adam cümlesini bitirdiğinde acı bir çığlık atmıştı, ellerini sol kulağına götürdü, kulağının artık yerinde olmadığını fark etmişti.

 

Jiang Chen gülümsüyordu, yüzündeki ifade acımasızdı: “Bir kez daha soruyorum, Song Tianxing ve diğerleri nerede?”

 

Müdür Lei kulağının olması gereken yerdeki boşluktan fışkıran kanı durdurmaya çalışırken nefes nefese kalmıştı, zorlanarak konuştu: “Onlar… Onlar…”

 

Pat! Pat!

 

Jiang Chen elini kaldırdı, elini indirdiğinde olağanüstü güce sahip bir metal özü kuvveti adamın sağ eline geldi, yetişimcinin artık sağ eli de kopuk haldeydi.

 

“Ah!” Yine acı dolu bir çığlık yankılanmıştı. Müdür Lei’nin kalbi artık korku ile dolup taşıyordu.

 

“Son bir şans! Eğer düzgünce cevaplamazsan bu sefer yere düşen şey kulağın ya da elin olmayacak, kellen olacak!” Jiang Chen’in ses tonunda bir nebze bile duygu yoktu, tamamen taş kalpli birinin ses tonuydu bu.

 

“Anlatacağım! Sana her şeyi anlatacağım!”

 

Müdür Lei ne kadar gurur sahibi birisi olsa da ölümle yüzleştiğinde gururunu kıracaktı elbette. Karşısındaki kişinin boş tehditler savurmadığını artık anlayabilmişti.

 

“Şifa Salonunu biz ele geçirdik, Song Tianxing işbirliği yapmaya niyetli değildi ve biz onu öldürdük.”

 

“Siz!” Jiang Chen sinirinden gülmeye başlamıştı: “Sizin gibi haydutların bunu yapmaya cesareti yetmez! Arkanızdaki güç kim?”

 

“Biz bize verilen emirle Şifa Salonundaki üç adet ilacın tarifini almaya geldik. Bize emir veren kişi Shangyang Krallığının veliaht prensiydi.”

 

Shangyang Krallığı mı?

 

Jiang Chen bakışlarını bir anda Gouyu’ya çevirdi, on altı krallık konusunda Gouyu kadar bilgili değildi.

 

Gouyu hemen cevapladı: “Shangyang Krallığı dört büyük krallıktan biridir, tıpkı Gök Ağacı Krallığı gibi. Shangyang Krallığının Mor Güneş Topluluğu ile olan ilişkisi tıpkı Gök Ağacı Krallığı ile Kıymetli Ağaç Krallığı arasındaki ilişki gibidir.”

 

Jiang Chen’in yüzü ekşidi: “Mor Güneş Topluluğu!”

 

Jiang Chen’in kaşları çatıldı, kalbindeki öfkeyi bastırdı ve tekrar sordu: “Shangyang Krallığının veliaht prensi neden Şifa Salonuna gözünü dikti?”

 

Müdür Lei’nin artık direnme arzusu kalmamıştı, bildiği her şeyi açıkça anlatıyordu: “Shangyang Krallığı Şifa Salonunun son yıllarda deli gibi kâr yapmasını uzun süredir kıskanıyordu. Veliaht prensin aklında uzun süredir bu plan vardı zaten. Mor Güneş Topluluğunun istihbarat ağından Şifa Salonunun arkasındaki gücü artık kaybettiğine dair bilgi aldılar, yani misilleme saldırısından korkacak bir sebep kalmamıştı. Bundan dolayı veliaht prens uzun süredir kâr çalma planını artık hayata geçirmenin doğru olacağına karar verdi.”

 

Sonuçta bu kadar zenginlik içeren bir mekânın hedef haline gelmesi normaldi. Fakat mademki başarılı şekilde Şifa Salonunu ele geçirmişlerdi, neden Jiang Ailesini katletmişlerdi ki?

 

Burada farklı bir durum olduğu aşikârdı.

 

“Sizler çoktan Şifa Salonunu ve ilaç tariflerini ele geçirmişsiniz, neden Jiang Klanını katlettiniz?”

 

Müdür Lei anında cevapladı: “Ben o savaşa katılmadım. Benim otoritem düşük ve o büyüklükteki meseleleri sorgulamaya ya da karışmaya hakkım yok fakat söylenenlere göre Şifa Salonunu ele geçirme planını yapan kişilerin sadece bu kadar kârla yetinmek istemediği dedikodusu dolaşıyor. Görünüşe göre Jiang Klanının hazinesi çok zenginmiş ve bundan dolayı…”

 

Küçük ipuçları birleşerek büyük resmi oluşturmuştu.

 

Jiang Chen meselenin bu olduğunu duyunca bahsedilen yarım yıllık sürenin Sonsuz Ruh Dağında kapalı kaldığı süre olduğunu anlamıştı.

 

Rakipleri tam da zamanında hamlelerini yapmıştı. Fakat Jiang Chen bunların arkasında Mor Güneş Topluluğunun olduğunu tahmin bile edememişti.

 

Mor Güneş Topluluğu ve Shangyang Krallığı!

 

Jiang Chen’in kalbindeki öfke daha da artmıştı, Şifa Salonuna bir daha göz gezdirdikten sonra sordu: “Son sorum, Jiang Zheng nerede?”

 

“Jiang Zheng mi? O özellikle Shangyang Krallığına götürüldü. Görünüşe göre onu özellikle sorgulamak isteyen kişiler varmış.”

 

Jiang Zheng Jiang Chen’in en yakınlarından birisiydi, hala yaşıyordu ve esir alınmıştı, bu ne anlama geliyordu? Bunun alamı bu olayların hepsinin hedefinde Jiang Chen olması demekti.

 

Jiang Chen kaşlarını çatarak konuştu: “Hadi gelin, Shangyang Krallığına gidiyoruz.”

 

Gouyu ve Küçük Huang birbirlerine baktılar. Jiang Chen’in kalbindeki öfkenin şiddetini gözlerinden okuyabiliyorlardı.

 

Bundan sonra olacakların ışığında muhtemelen Shangyang Krallığı büyük bir belanın içine batacaktı. Muhtemelen Mor Güneş Topluluğunda da bundan sonra yerde yuvarlanan kelle sayısı sayılamayacak derecede olacaktı.

 

Şifa Salonundakiler Jiang Chen ve diğerlerinin çıkışından sonra olaya kuşkulu yaklaşmışlardı, bir felaketin eşiğinden böyle kolayca dönebilmişler miydi gerçekten?

 

Şifa Salonundakilerden bir tanesi konuştu: “*rospu çocuğu! Beni ölümüne korkuttu! O herif sadece gösteriş meraklısıydı bence! Sözleri ve aurası güçlüydü ama bize bir şey yapabilecek cesareti yoktu! Sanırım Mor Güneş Topluluğu ismini duyunca korktu ha?”

 

“Elbette, on altı krallıkta Mor Güneş Topluluğuyla arasını bozmaya kimin cesareti var ki?”

 

Az evvel korkudan neredeyse altlarına edecek olanlar şimdi göğüslerini germiş vaziyette sert konuşmalar yapıyordu. Sanki az evvel çenelerini açıp bildikleri her şeyi anlatanlar onlar değilmiş gibi davranıyorlardı.

 

Aniden aralarından bir tanesi bağırdı: “Kesin konuşmayı! Şu sesi duyuyor musunuz?”

 

Ortamdaki herkes sustu ve sese odaklandı, sanki yerin altından bir delinme sesi geliyor gibiydi.

 

Aniden zemin titremeye başladı!

 

Bum! Bum!

 

Bir anda zeminden altın renkli ışık huzmeleri fırladı, bir keçiboynuzu ağacının dalları gibi etrafa yayılıyorlardı.

 

Sayısız Altın Yiyen Fare zeminden fışkırmıştı ve gördükleri herkese saldırıyorlardı.

 

Acı çığlıklar ve kıpkırmızı kan Şifa Salonunu doldurmuştu.




Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1459

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1200

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 992

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 907

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 801

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 782

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 719

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 638

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 632

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 599

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 151

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15267 Üye Sayısı
    • 721 Seri Sayısı
    • 33439 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr