Bölüm 508: Oyun

avatar
578 1

Release That Witch - Bölüm 508: Oyun




Çevirmen: Lodos

“Siz… Siz… Majesteleri… Ben... Anlamıyorum.” diyen Marquis Wyke, alnındaki terleri sildi: “Ne… ‘Oyun dışı kalmak’ ile neyi kastediyorsunuz?”


“Oyun dışı kalanlar ya asılacak ya krallıktan sürülecek ya da madenlerde ağır işçilik cezasına çarptırılacak. Ya da belki de tüm varlıklarına el konulacak.” diye açıklayan Prens, gırgır yapar gibi konuşuyordu: “Oyun kuralları kraliyet yasalarına uygundur. Yeterince makul ve adil...”


“Hayır… Ben babanızın hükümdarlığından beri kraliyet ailesine sadakatle hizmet ediyorum. Bunu yapamazsınız…”


“Ama artık kral benim. Ne istersem yapabilirim.” diye Marquis’in sözünü kesen Roland, devam etti: “Paniğe gerek yok. On sorunun tümüne de doğru cevap verenler terfi alacak, ödüllendirilecek. Sadece ceza olsaydı, ödül olmasaydı sıkıcı olurdu, değil mi?”


“Ben… Bunu kabul edemem.” diyen Sir Pilaw, başını salladı: “Bahsettiğiniz cezalar sadece mahkeme tarafından verilebilir. Bu kadar ciddi şeyleri hafife alamayız. Majesteleri üzgünüm ama ben rahatsızım biraz… Ayrılmama müsaade veriniz…”


Döndü ve odadan çıkmayı denedi. Ama kapının kapalı olduğunu ve kapının yanında ifadesizce bekleyen iki askeri fark etmesi çok sürmemişti. Çıkışı kapatmışlardı, geçit vermiyorlardı.


“Ben fikrinizi sormuyorum Bay Pilaw... Oyundan çıkmakta ısrar ederseniz korkarım yeni bir ceza daha eklemek zorunda kalacağım.” diyen Roland, silahla ateş etme ifadesi yaptı eliyle: “O ceza da sizi vurmak olacak…”


Korkmuş soylular gözlerini dört açarak geriye doğru birkaç adım attılar. Etraflarındaki askerler de aynı anda silahlarını kaldırmışlardı. Sakin bir ifadeyle soyluları izliyorlardı.


“Her neyse… Artık oyun zamanı.” diyen Roland ayağa kalktı ve ellerini çırptı: “İlk soru! Mültecilere batıyı işgal ettirmek konusunda yapılan zorlamalarda yer aldınız mı? Sizinle başlayalım Sayın Başbakan…”


“...”


Bir süre sessiz kalan Marquis Wyke söze girdi: “Ben Timothy'nin doğu ve güneyden mülteci getirme emrini uyguladım evet… Ama söylediğiniz diğer meseleye katılmadım.”


Tam o anda Roland, Bülbül’ün sağ omzunu hafifçe sıktığını hissetti.


“Üzgünüm… Her soruyu dürüstçe cevaplamak için sadece bir şansınız olacağını söylemiştim.” diyen Roland elini salladı: “Onu bu salonun altındaki zindanlara götürün.”


“Majesteleri… Doğru söylüyorum…”


“Hayır… İkimiz de yalan söylediğini biliyoruz. Şu an bile...” diyen Roland, başbakanı yarıda bölmüştü. Koridordan sürüklenirken arkasından baktı ve soylulara dönerek yavaşça konuşmaya başladı: “Eğer akıllıysanız yalan söylemenin size hiçbir faydası olmadığını anlamanız lazım… Çünkü bana doğruyu söyleyip söylemediğinizi anlıyorum.”


Soyluların hepsi şaşkınlıktan açılmış ağızlarıyla Roland’a bakıyordu. İçlerinden kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.


“Soruyu cevaplamak için gönüllü olan yoksa ben direkt olarak isimler söyleyeceğim.” diyen Roland, Adalet Bakanı’na baktı: “Ya siz Bay Pilaw?”


...


Durumlar tam istediği gibi gidiyordu. Bu bir duruşmaydı.


Bazı sorunları çözmek için buradaki soylularla hızlı ve etkili bir şekilde uğraşmak zorunda kalmıştı. Tıpkı Mağlup Ejder Sırtı’nın güneyindeki bölgelerde yaptığı gibi burada da çok zaman harcayamazdı. Savaş sonrası şehir yönetimi, Belediye Binası tarafından eğitilen personele devredilecekti. Karşılaşacakları direniş de muhtemelen yerel soylulardan ve Kara Sokak çetelerinden gelecekti.


Şehrin sorunsuz bir şekilde normale dönmesi için ihtiyaç duyduğu uzun zaman ve enerjiye sahip değildi Roland. Bu yüzden Timothy ile gizli anlaşma içinde çalışmış olan suçlu soyluları bizzat kendisinin hızla ortaya çıkarması gerekmişti. Kara Sokak sorununu ise Theo’ya bırakacaktı.


Ne de olsa yaptıkları sürpriz saldırının amacı Timothy'nin halkı anlamsız ve uzun sürecek bir savaşta harcamasını önlemek idi. Timothy’yi devirdikten sonra şehirden uzaklaşarak buradaki kaosu olduğu gibi bırakırsa Timothy’den bir farkı kalmazdı.


Kral Şehri’ni krallığına katmayı planlamamıştı. Ama şehri kendisi için çalıştıracak birini bulmak da istemiyordu. Bütün bir senelik sıkı çalışma ve gelişmeden sonra gücü kalmamıştı.


Ama soylularla ya da Kilise ile karşı karşıya gelmek başkaydı. Onları ne olursa olsun yenecek güce sahipti.


“Şimdi son soru… Cadılar da dâhil olmak üzere insanlara hiç zorbalık ettiniz mi ya da onları ezdiniz mi?”


Dokuz sorunun sonunda 50den fazla olan soylulardan geriye 10dan azı kalmıştı. Böyle yüksek bir oran aslında Roland'ı hiç şaşırtmamıştı. Çünkü Timothy'nin çoktan işine yaramayanları saraydan attığını biliyordu. O atılan insanlar da ya Timothy’nin tahtı gasp ettiğini düşünenler ya da Kral Wimbledon III’ün ölümünü sorgulayan insanlardı. Ama Roland’ı asıl şaşırtan şey, Belediye Binası’nda Timothy’nin planlarıyla ya da Kilise ile hiç alakası olmayan 7 kişinin olmasıydı.


“Majesteleri… Ben suçluyum…” diyen soylu dizlerinin üstüne çöktü. Bolca terlemişti: “Adamlarıma bir sivili dövmelerini emretmiştim. Çünkü ayaklarıyla pantolonuma leke bulaştırmıştı. O zaman öfkemi geri tutamamıştım. Onu sadece dövdüm ama… Onu öldürmedim.”


“Benim… Benim bir dükkân sahibinin kızıyla gizli bir aşk ilişkim vardı. Ama önce o beni baştan çıkarmıştı!”


“Kâhyam ben dışarıda avlanırken karımla yatmış… Ben de onu mahkemeye göndermek yerine oracıkta penisini kestim… Ama Majesteleri… Kâhyalar sayılmaz… Değil mi?”


Roland bu çeşitli komik cevapları dinlerken yüz ifadesini bozmamak için zorlanmıştı. Bu önemsiz şeyler soylular tarafından suç hatta hata olarak bile görülmezdi. Ama tüm bunların yalan olarak kabul edileceği korkusuyla her şeyi itiraf ediyorlardı.


Hepsi cevaplarını verdikten sonra Roland boğazını temizledi: “Başka bir şey var mı?”


“Hayır.” dedi soylular.


Bülbül’ün sol omzundaki elini hisseden Roland, nihayet başını salladı ve: “Tebrikler geçtiniz!” dedi.


Soylular büyük ölçüde rahatlamıştı.


“Kazananların ödüllendirileceğini söylemiştim. Güvenin bana… Sözümü tutacağım. Özellikle de belediyede çok fazla boş yer olduğu zaman... Ama yine de bir sorum var.” diyen Roland, odanın arkasında duran iki kişiye baktı. Hiç yasaların dışına çıkmamış gibi görünüyorlardı çünkü hiç konuşmamışlardı. Her soruya ‘Hayır.’ diye cevap vermişlerdi ve cevapları da Bülbül tarafından onaylanmıştı: “İsimleriniz nedir ve Belediye’deki pozisyonlarınız ne?”


“Ben Alva Taber Majesteleri…” diye cevapladı içlerinden birisi: “Yıldız görüntülemeyle ilgili konulardan ben sorumluyum.”


“Blanche Orlando…” dedi diğeri. Bir kadındı: “Ben tören memuruyum.”


“Demek bu yüzdenmiş. Onların pozisyonlarındaki insanların kötü şeyler yapmak için pek şansları olmaz. Bu ikisi Belediye Binası’nda tamamen temiz olan tek kişiler gerçekten…” diye düşünen Roland tahtına geri dönerek söze girdi: “Artık saraydan ayrılabilirsiniz. Ailem hakkındaki birkaç meseleyi hallettikten sonra sizleri tekrar çağırırım. Benim hükmetme yolum ve yöntemim hem babamdan hem de Timothy’den çok farklı… Bunu yakında göreceksiniz. Oyunu nasıl kazandığınızı unutmayın: Dürüstlük ile… Bunu devam ettirin. Bu oynadığınız son oyun olmayacak…”


Soylular itaatkâr bir şekilde geri çekildiler.


Roland da Bülbül ile bodruma yöneldi ve içinden: “Şimdi ‘canım kardeşim’ ile buluşma zamanı…” dedi.

 


...

Şu başbakan bozuntusu nasıl da korkuyor ama… Roland da efsane taktiklerle bir hükümdar nasıl olunur gösteriyor, ağırlığını koyuyor hakikaten… Oyun bittikten sonra da Roland, can kardeşiyle buluşacakmış. Bakalım neler olacak?

Takipte kalın! Yorumlarınızı bizimle paylaşmayı ve serimizi beğenmeyi de unutmayın lütfen! Görüşmek üzere!









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr