Bölüm 507: Hile

avatar
628 1

Release That Witch - Bölüm 507: Hile




Çevirmen: Lodos

“Majesteleri! Saray yolu temizlendi, şehir artık sizin!”


Demir Balta, Roland'ın önünde diz çöktüğü esnada heyecanla haykırdı.


Savaş dün başlamış, bu sabahın erken saatlerine kadar da bitmemişti. Şehre giren Birinci Ordu, dört saatte iki ana görevinin ikisini de tamamlamıştı: İç şehirdeki sarayı ele geçirmişler ve doğudaki büyük kiliseyi almışlardı. Sonrasındaki adımlar düşmanları temizlemek ve Timothy’nin direncini kırmaktı.


Roland etrafa baktı. Herkesin heyecanlandığını fark etmişti. Birinci Ordu’daki askerlerin ve cadıların hepsi çok hevesli görünüyorlardı. Resmi duyuruyu yapmış olsaydı muhtemelen zafer tezahüratları başlamış olurdu. Ama henüz yapmamıştı. Timothy’nin yönetimi devrildikten sonra taç giyme töreni olmadan bile o Gökhisar Kralı idi.


Ama Roland şaşırtıcı derecede sakin ve huzurlu hissediyordu.


Gökhisar Krallığı'nın siyasi ve ekonomik merkezi olan bu ‘muhteşem başkent’ Roland ile bir bağ kurmuş değildi, Roland da o toprağa ait hissetmiyordu kendisini doğrusu… Roland'a göre burası yalnızca Uzun Şarkı’dan daha az gelişmiş olan sıradan bir şehirdi. Onu memnun eden tek şey varis yarışından doğan kaos ve karmaşanın nihayet sona ermiş olmasıydı. Artık topraklarının gelişimine odaklanabilirdi sadece…


Durum buydu evet… Ama yine de ortada kazanılmış önemli bir zafer vardı. Bu fetih haberi ülkeye yayıldığında itibarının ve saygınlığının artacağını düşünüyordu Roland. Aynı şekilde daha fazla otorite de kazanabilecekti. Sonrasında da reformlarını rahatlıkla ilerletebilirdi. Son dört aydır hazırlandığı bahar taarruzu planı yarı yarıya tamamlanmıştı. Hala fethedilmesi gereken tek bölge güney bölgesiydi. Roland Mağlup Ejder Sırtı’nın ve aşırı güneyin olduğu bölgeye doğru baktı. Ele geçirmek zorunda olduğu bölge orasıydı.


Derin bir nefes alan Roland, bu düşünceleri bir kenara attı ve: “Haydi şehre girelim!” diye emir verdi.


“Emredersiniz Majesteleri!” diyen Demir Balta büyük bir saygıyla ayağa kalktı ve hevesle emir bekleyen muhafızlara seslendi: “İkili sütun kurun! Yeni Kralınızı koruyun!”


Askerler silahlarını aynı anda kaldırarak bağırdı: “Yaşasın Kral Wimbledon!”


“Majesteleri çok yaşa!”


Savaş gemisinden inen Roland, saraya doğru yol aldı.


...


Ordu şehir kapısına girdiğinde sokaklarda çok az insan vardı. Savaşın izleri hala görülebiliyordu. Saraya yakın bölgelerde başka herhangi bir yerden daha da fazlaydı hatta…


İç şehirde her yerde yıkımlar, bariyerler, kırık kemik parçaları ve kan lekeleri görmüştü Roland. Birinci Ordu, kısa sürede işgali tamamlayabilse de bu yaptıkları en yoğun savaş idi.


Caddenin her iki tarafındaki kalıntıları görmek Roland'ın kalbini ağrıtmıştı. Kayıplar hala bilinmiyordu. Nana’nın zamanında yardım etmeye gelmesine rağmen arkaya gönderilen asker sayısı 20’den fazlaydı. Nana’nın yardımları olmasaydı bu sayı rahatlıkla üç katına çıkabilirdi.


Roland saray alanına girdiğinde muhafızlar diz çöktü. İki sütun şeklinde dizilmiş askerler kaleye giden yol boyunca dizlerinin üstüne çökmüş halde bekliyorlardı. Böyle bir sahne askeri selamlamanın kullanıldığı Birinci Ordu için biraz nadir bir sahneydi. Ama Roland askerlerin gözlerinden ona ordu selamı vermediklerini anlayabiliyordu. Askerler sadece yeni Kral’ın halkı olmaktan duydukları onuru gösteriyorlardı.


Roland yeşil kale bahçesinden geçerken çocukluğundan bir anı belirmişti aniden… Üçgen oluşturan üç mavi taş yapı su bahçesinin etrafını kuşatmıştı. Wimbledonların nesiller boyunca yaşadığı yerdi burası… Solda sık sık tören ve ziyafetlerin yapıldığı Gök Kubbe Salonu duruyordu. Ne yazık ki bomba tarafından tahrip olmuştu. Geriye sadece on taş sütun kalmıştı. Sağda her ikisi de şu anda Birinci Ordu tarafından korunan Belediye Binası ve kütüphane bulunmaktaydı.


Ortada Çift Kuleler’in En Görkemli Kutsal Tapınağı duruyordu. Modern dünyadaki gökdelenlere benzer bir yapısı vardı. Temeli oval şekilli üç katlı bir platform üzerine kuruluydu. Sınır Kasabası’ndaki kale bölgesinden bile daha büyüktü. Podyum binanın her iki tarafında da yüce birer kule vardı. Bir kule bir kral tacı, diğer kule de bir kraliçe tacıydı. Her ikisi de kraliyet ailesinin yüce gücünü temsil ediyordu. Çift kulelerin merkezinde Kamon’un iki silahını temsil eden demir kablolar asılıydı. Hem mimarinin tasarımı hem de arkasındaki fikir, tarihe geçebilecek ve ölümsüz kalabilecek başyapıtlardı.


Roland uzun spiral merdivene bastı ve Kutsal Tapınağa girdi. İlk defa ziyaret ediyor olmasına rağmen buradaki her odayı ve her bir koridoru bilmesi garipti. Tapınakta silahlı askerlerin yanı sıra bir grup yerinde duramayan soylu da vardı. Roland içeri girdiğinde hepsi onu selamlamak için diz çöktü.


“Lütfen kalkın.”


Roland duruşunu düzelttikten sonra onlara yukarıdan bakmaya başladı.


Soylular arasında birkaç tanıdık yüz görmüştü: Hazinedar Lauren Moore… Diplomasi Bakanı Bullet Flynn… Adalet Bakanı Pilaw… İstihbarat Yöneticisi Marshall... Başbakan Marquis Wyke vb…


Bu insanlar Kral Wimbledon III için çalışmışlardı. Bazılarının aile geçmişleri Wimbledon ailesinin yerleştiği zamana kadar uzanıyordu. Timothy Wimbledon tahta geçtiğinde de hepsi ona bağlılık yemini etmişti. Şimdi aynı numarayı Roland’a karşı da yapmayı düşünüyorlardı anlaşılan…


Ama maalesef ki Roland'ın onlara ihtiyacı yoktu.


Bu bir müzakere değildi. Bu bir duruşmaydı.


“Timothy Wimbledon… Prens Gerald'ın ölümünden, ihanetten ve Kilise ile gizli anlaşma yapmaktan şüpheli… Artık gözaltında ve ağır cezalandırmalarla karşı karşıya kalacak. Yakında bütün ülke ve kamuoyu bunu öğrenecek. Bu konuda bir şey söylemek isteyen var mı?”


“Bunların hepsi idamlık suçlar… Ben onu durdurmaya çalıştım ancak başarısız oldum.” diyerek söze ilk giren kişi Marquis Wyke olmuştu: “Gökhisar Krallığı’ndan bir vebayı söktünüz Majesteleri...”


Diğer tüm soylular da evet dercesine homurdanmışlardı.


“Gerçekten mi?” diyen Roland gülümsedi: “O bu suçları işlerken sizin eliniz kolunuz bağlı mıydı? Boş sözlerinizle onu durdurmaya çalıştığınızı söylemeyin bana…”


“Eh…” diyen Marquis kaşlarını çatmıştı: “Majesteleri… Gerçek durumu bilmiyorsunuz. Timothy tahtı aldıktan sonra Lanry, Scar ve Marquis Morris gibi sadık takipçilerini terfi ettirdi. Biz ne şövalyelere ne de orduya emir verebiliyorduk…”


“Aynen öyle Majesteleri… Aynen böyleydi her şey…”


“Prens Gerald'ı giyotine göndermeden önce duruşma bile yapmadı.” diyen Pilaw kendisini savunurken öksürdü: “Cellat da bir şövalye idi. Biz onu durduramadık.”


“Yani bu sene olan hiçbir şeyin sizinle bir alakası olmadığını mı söylüyorsunuz?” diyen Roland, bakanları daha da kötü görüyordu. Kral için kullanışlı yardımcılar değillerdi. Onlar sadece kraliyet ailesinin sundukları faydalardan yararlanmaya çalışan ve yalnızca kendi çıkarlarını önemseyen bir grup kan emiciydi. Belki de bu aristokrat bakanlar Gökhisar Krallığı en başta kurulduğunda krala çok yardımcı olmuşlardı. Ancak son birkaç yüz yıldır çok kötü bir gidişatları vardı: “Madem masum olduğunuz konusunda ısrarcısınız… O zaman bir oyun oynayalım…”


“O-Oyun mu?” diyen soyluların hepsi aynı anda şok olmuşlardı.


“Benim sorduğum, sizin cevap verdiğiniz bir ‘duruşma’ oyunu...” diyen Roland her bir soyluyu bakışlarıyla süzüyordu: “Toplamda on soru var. Yalan söyleyen oyun dışı kalır. Unutmayın! Her bir soru için yalnızca bir cevap hakkınız olacak!” 



...

Her ne kadar etraflarındaki herkes heyecanlansa da Roland kendisini bu topraklara ait hissetmediği için biraz sakin… Her ne kadar kendisi olmasa da eski prensin anıları hücum ediyor zihnine… İnsan üzülüyor be… Bakalım şu oyun ne hakkında olacak, meraklandık doğrusu…

Takipte kalın! Yorumlarınızı bizimle paylaşmayı ve serimizi beğenmeyi de unutmayın lütfen! Görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr