Bölüm 504: Kral Şehri Savaşı Part - 2

avatar
649 0

Release That Witch - Bölüm 504: Kral Şehri Savaşı Part - 2




Çevirmen: Lodos

Alevlerin patlamasından birkaç saniye sonra Weimar donuk bir gök gürültüsü sesi duymuştu.


Uzak bir mesafeden geliyordu. Çok yüksek bir ses olmasa da yine de güçlüydü. Kulübenin hemen yanında sesle eş zamanlı olarak toz toprak kalktığını gördü.


“Ne oldu?”


“Kar tozu mu ateşlendi?”


“Pek öyle görünmüyor. O gemi bir şey yapmış gibi sanki...”


“Güzel şaka… Yaklaşık bir mil uzakta o gemi…”


Şövalyeler kendi aralarında tartışmakla meşgulken Weimar da kaşlarını çatmıştı: “Acaba düşman zeminden işkillenmiş olabilir mi?”


Çeşitli kaynaklardan toplanan istihbarata göre Asi Kral, hem menzil hem de isabet açısından üstün kaliteye sahip son derece güçlü kar tozu silahlarına sahipti. Bu nedenle Timothy doğrudan savaşa girmemeye karar vermişti zaten… Bunun yerine Roland'ın silahlarının bozulması için kar tozu varillerini pusu olarak kullanmaya karar vermişti. Geminin önünden ateş açan şeylerin silahların geliştirilmiş sürümleri olması muhtemeldi… Daha fazla kar tozu yükleyebilmişler ve daha güçlü bir mermi ateşleyebilmişlerdi belki de… Tek sorun elle tutulan silahlardan çok daha zor üretilmeleriydi. Zaten Timothy'nin tüm şehrin demircilerini kış boyunca çalıştırmasına rağmen hala iyi silahlar yapamamış olmalarının sebebi de buydu.


Kısa bir süre sonra alevler bir kez daha ortaya çıkmış, ardından da aynı gök gürültüsü sesi tekrar gelmişti. Bu sefer toprağa çakılı olan kulübe ayağı havaya fırlayarak her yeri çamura bulamıştı.


Weimar'ın tahmini doğruydu yani… Düşman kulübeye ulaşmak için bir plan tasarlamıştı. Bu da iskeleye yakın gizlenmiş kar tozundan haberlerinin olduğu anlamına geliyordu! Timothy'nin pusu taktiği başarısız olmuştu. Weimar içinden: “Belki de surlara erişme şansları vardır…” diye düşündü.


Bu savaştan sonra kar tozu silahları mı yoksa Kral Şehri’nin surları mı daha güçlü sorusunun cevabı açığa çıkacaktı.


Tam o sırada siperlerden bir patlama sesi duyulmuştu.


Şövalyelerin hayatları boyunca duyduğu herhangi bir şeyden daha yüksek bir sesti bu… Hemen kulaklarının dibinde bir gök gürültüsü patlamış gibiydi...


İskelenin önündeki alanda yukarı doğru küçük bir tepe baş göstermişti. Bir anda havaya fırlayan o tepe arkasında bulut şeklinde bir toz duman kütlesi bırakmıştı. Toprakta şiddetli depremler yayılmış ve bir anda surların tepesi korkunç bir şekilde sallanmaya başlamıştı. Weimar içgüdüsel olarak çömelmişti. Ancak ayağı burkulan Scar, hemen yanında yere düşmüştü.


Maksimum yüksekliğe ulaşan toprak parçaları sonrasında sağanak yağmur gibi düşmeye başlamıştı. Yine de yere çarptığında herhangi bir gürültü çıkarmamıştı. Weimar'ın kulakları vızıldamış ve sarsıntılardan sonra kendine gelmesi biraz sürmüştü.


“Lanet olsun! O aptal kar tozunu tutuşturmak için bayrak sinyalini beklemedi!” diye geçirdi içinden.


Başlangıçta düz olan zemin şimdi çiğnenmiş gibi görünüyordu. Tümsekler ve oyuklar her yerdeydi. Dağılmış siyah çamurlardan yayılan sıcak ve beyaz duman havayı barut kokusu ile dolduruyordu.


Weimar siperden hafifçe başını çıkardı. Uzaktan filonun bir kez daha hareket etmeye başladığını gördü. Gemiler iskeleye doğru ilerlerken düz bir halindelerdi. İskeledeki askerler ya donup kalmışlar ya silahlarını bırakmışlar ya da kaçmışlardı.


“Ateşlemeden kim sorumluydu?” diyen Scar, öfkeliydi ve utanmış görünüyordu. Rastgele bir muhafızı tuttu ve: “Onun kafasını koparacağım!” dedi.


“Majesteleri’nin seçtiği birisiydi.” diye tersledi Weimar: “Düşmanı dikkatle izleyin! Her an kıyıya gelebilirler! Mavi bayrağı yükseltmeye hazırlanın!”


“Umarım depoda saklanan adam görevini yapabilecektir.” diye düşündü.


Ancak iskele bölgesinde hiç bir hareket yoktu. Düşman kolayca kıyıya çıkabilmişti.


*******************


Allen Alba, gök gürültüsüne benzer sesler çıkaran patlamalar olduğunda kılıcına bakım yapmakla meşguldü. Şiddetli patlamalar ve titremeler kılıcının elinden düşmesine neden olmuştu.


Bunun olacağını önceden bilse de patlayan kar tozunun sesinin bu kadar yüksek ve korkunç olmasını beklemiyordu.


Ne de olsa kendi bulunduğu yerden en az iki mil uzaktaydı: “Orada olmak nasıl olmuştur acaba?” diye düşündü.


Ellerini kullanarak huzursuzlanan atını yatıştırdı. Kılıcını kınına soktuktan sonra da arkasındaki süvarilere seslendi: “Kapı açıldığında, benim saldırımı takip edeceksiniz! Atlarınızı geri tutmayın! Onların geri çekilmekten başka bir seçenekleri yok.”


Aldığı belli belirsiz tepkiden süvarilerden çok azının patlamaların şokunu atlattığı anlaşılıyordu.


Allen yüksek sesle bağırdı: “Bu Ekselansları tarafından koyulmuş bir tuzak! Gök gürültüsünün gazabı düşmanlarımızı cezalandırır, bizi değil! Kendinizi toparlayın! Düşmanlarımızın kaçacak hiçbir yeri yok!”


“Evet!”


Bu seferki tepki biraz daha fazla olmuştu.


O sırada süvarilerin arkasında bekleyen paralı askerler hala şaşkınlardı. Allen küçümseme ifadesiyle başını salladı. Bu insanları hiç ciddiye almamıştı. Onlar sadece arkadan gelip savaş alanındaki pisliği temizlemekten sorumlulardı.


Oldukça uzun bir süre geçmesine rağmen şehir kapısı açılmamıştı.


“Neler oluyor?” diye düşündükten sonra surların tepesine şüpheyle baktı. Çelikyürek herhangi yeni bir emir vermemişti. Ancak saldırı her an başlayabilirdi. Bu yüzden Allen, pozisyonunu terk ederek durum hakkında bilgi alamamıştı. Zaman çok yavaş geçiyordu. Aniden çok uzaklardan gelen donuk ve boğuk bir ses duydu. Eğer yanlış hatırlamıyorsa bu düşmanın saldırı sinyaliydi.


Planda bir terslik mi olmuştu? Kar tozu tuzakları düşmanın dağılarak kaçmasını sağlamamış mıydı?


Allen’ın yüreğindeki kaygılar zirveye ulaştığı anda garip bir rüzgâr sesi duydu. Daha düşüncelerini toplayamadan şehir kapısının yanındaki tuğlalar bir anda ayrılmıştı.


Ka-cha!


Taşlar ve tuğlalar dört bir yana uçuşuyordu. Belinde bir uyuşma hisseden Allen, sertçe atından düştü. Ürkmüş at kaçmaya çalışırken uyluğunu defalarca tekme atmıştı.


Aşırı acı Allen'ın haykırmasına neden olmuştu: “Ahh! Bacağım!”


“Yüzbaşım!”


“Lord Allen!”


İki yaver hızla etrafını sarmıştı.


“Birliği kontrol edin! Sağda solda koşuşturmalarını durdurun!”


Allen çektiği acıya dayanmaya çalışırken bir yandan da bağırıyordu.


Süvarilerin savaş düzenleri tam bir kargaşa içindeydi. Kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyordu. Çoğu havada uçan nesnelerden kaçınmak için atlarına binmişti. Yaverler ellerinden geldiğince yüksek sesle emirleri yaymaya çalışıyorlardı. Ama durum böyleyken kontrolü ellerine almakta zorlanıyorlardı.


Allen birkaç kez ayağa kalkmaya çalışmış ama her seferinde başarısız olmuştu. Başını çevirerek uyluğunun düzensiz bir şekil aldığını ve yırtıldığını görünce içi bir kötü olmuştu. Zırh plakası deforme olmuştu ve bir tarafa doğru eğilmişti. Giydiği pantolonları yırtmış olan ve ucunda et parçaları sarkan bir de beyaz kemik görünüyordu.


Allen'ın kalbi soğumaya başlamıştı. Bir şövalye olarak kariyerinin bittiğini anlamıştı.


Tam o sırada yine garip rüzgâr sesini duymuştu.


Bu kez de olanlar şehir kapısına olmuştu.


Şehir kapısında duran iki muhafız arı sürüsü gibi süpürülmeden önce üstlerine büyük miktarda enkaz düşmüştü. Enkaz dağıldığında Allen, iki muhafızın üst gövdelerinin keskin bıçaklarla kesilmiş gibi durduğunu fark etti. Hayretler içindeydi. Taze kan, iç organlarına karışmış bir şekilde yere akıyordu. Arkalarında bilinçsiz şekilde yere yığılmış beş ya da altı atlı daha vardı. Zararsız gibi görünen ahşap parçalar ölümcül silahlara dönüşmüştü ve cesetleri bıçak gibi dilimlemişti. Sadece bir başparmak büyüklüğündeki taş parçaları bile muhafızların kasklarına etki edebilmişti.


Yaklaşık iki metre kalınlıktaki şehir kapısında leğen büyüklüğünde bir delik açılmıştı. Bütün bunlar düşman hala üç milden daha uzaktayken olmuştu!


“Şeytanlar! Düşmanlarımız Şeytanlar!”


Görünmeyen bir yerde birisi böyle bağırmıştı ve zaten korkunç ve kaotik olan sahne daha da karışmıştı.


Saldırı için hazırlanan süvariler, aceleyle atlarını geriye çevirerek dörtnala kaçmışlardı. Diğer kaçmakta olan paralı askerleri çiğnedikçe daha da büyük problemlere sebep oluyorlardı. Göz açıp kapayıncaya dek batı surundaki durum tamamen kontrolden çıkmıştı.


Allen'ın vücudunu destekleyecek enerjisi kalmamıştı. Yere çöktü ve çaresizce gökyüzüne baktı. Kalabalıktan yayılan panik çığlıkları ve bir şeylerin parçalanma sesleri gittikçe daha da uzaklaşıyordu. Çevresi yavaş yavaş sessizleşmişti.


Aklında son bir düşünce kalmıştı: Çok soğuk…

 








Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr