Bölüm 503: Kral Şehri Savaşı Part - 1

avatar
655 0

Release That Witch - Bölüm 503: Kral Şehri Savaşı Part - 1




Çevirmen: Lodos

“Majesteleri iskele bölgesini koruyan bir müfreze var.” diyen Şimşek düşmanın durumunu izlemekten sorumluydu: “Yaklaşık 100 kişiler. Üniformalarından yola çıkarsak… Ordu gibi görünüyorlar.”


“Sadece 100 mü?” diyen Roland biraz şaşırmıştı. Timothy'nin dış bölgenin iskelesine asker yerleştireceği tahmin edilebilir bir şeydi. Büyük filonun Kızıl Su ve Gümüş Şehirleri’nden geçerken fark edilmesi kesindi. Buharlı gemiler, yelkenli gemilerden çok daha hızlıydı. Ve yelkenlilerin 7 günde alacağı mesafeyi 5 günde alabilse de sürekli at değiştiren ve gece gündüz yol alan atlı habercilerden hızlı değillerdi. Güvercinlerden bahsetmeye bile gerek yoktu… Timothy’nin casusları raporları sunmak için güvercinleri kullandıysa eğer haber iki ya da üç gün önceden ulaşmış olmalıydı.


Ama Timothy'nin iskeleyi savunmak için sadece 100 kişiyi görevlendirmesi beklenmedik bir şeydi. Roland’ın aklına ilk savaşın bu civarlarda gerçekleşeceği gelmişti. Roland, askerlerinin kıyıya başarıyla inmesini önlemek için nehrin her iki yakasına arbaletli adamlar, silahşörler ve hatta mancınıkların koyulacağını düşünmüştü. Bu yüzden bahar saldırısı için gerekli olan iç nehir savaş botlarını zamanında inşa etmek istemişti. Su ulaşımının verimliliği karadan çok daha yüksekti. Ancak dezavantajı ise düşman birliklerinin bir iskelede bir anda ortaya çıkarak pusu yapabilecek olmalarıydı. Eğer ordusu kıyıya saldırabilseydi herhangi bir pusuyu kolayca halledebilir ve güvenli bir çıkış noktası oluşturabilirdi.


Roland'ın birliklerinin inerken sahip olacakları büyük avantajdan çoktan vazgeçmiş gibi görünüyordu Timothy. Roland'ın bakış açısına göre; bu doğru bir karar olmasına rağmen yine de gerekçesiz bir karardı. Timothy'nin 152 mm deniz topunun menzilini ve gücünü bilmesi imkânsızdı.


Roland bunu düşündükten sonra Sylvie'yi çağırdı: “Askerlerde çılgın hapları var mı?”


Sylvie büyülü gözünü açtı ve bir süre gözlem yaptı: “Hap gibi görünen hiçbir şey yok. Bazılarının üzerinde silah bile yok. Ama... Zeminde garip bir şey var.”


“Zeminde mi?”


“Toprağa bir şeyler gömmüşler… İskelede de var biraz…” diyen Sylvie, daha dikkatli gözlemlercesine kaşlarını kaldırdı: “Çömlekler ve variller... Koyu gri tozla dolular.”


“Barut mu?” diye yüksek bir sesle sordu Bülbül.


“Eh… Mantıklı olur bu…” diyen Roland, olabildiğince sakin davranıyordu: “Askerler bizim dikkatimizi çekmek için sadece bir yem. Bize karaya çıkmak ve iskeleyi ele geçirmek için sahte bir fırsat sunuyor. Ama çıktığımız anda Timothy barutu ateşleyecek ve hepimizi havaya uçuracak.”


Dışarıdan göründüğü kadar sakin değildi içinde… Bu strateji geçmişteki savaşa benziyordu ve gerçekten de iyi bir plandı. Erkenden görmüş olsa bile birliklerinin kıyıya inmesi gerekecekti. Sudan ilerleme seçimini çoktan yapmıştı. İskele mutlaka geçmesi gereken bir noktaydı. Görünen oydu ki; Timothy de bunun farkındaydı. Muhtemelen Roland'ı düz bir şekilde savaşmak yerine bir pusu kurarak şaşırtmayı umuyordu. Sylvie olmasaydı Roland'ın gerçekten tuzağa düşme ihtimali vardı.


Ama bu sorun da gayet çözülebilir bir sorundu. Timothy'nin barutu tutuşturmak için kablosuz çalışan ekipmanları olmadığından ateşlemeleri yapmak için insanları varillerin yanına yerleştirmek zorunda kalacaktı. Roland'ın tek yapması gereken bu insanları ortadan kaldırmaktı. Ne olursa olsun iskeleyi elinde bulundurmak ve korumak önemliydi. Öbür türlü mühimmatları veya topları taşıması mümkün olmazdı.


Sylvie'nin dikkatli gözlemleri sayesinde Roland, ateşlemenin gerçekleştirilebileceği iki yeri tespit edebilmişti. Biri iskelenin kenarındaki bir kulübedeydi ki onu en yakın namluya bağlayan uzun demir boru açıkça görülebiliyordu. Diğeri iskelenin deposunda bulunuyordu. İki yerin de ortak bir özelliği vardı: Bir Tanrı Gözü’nün İntikamı’nın oluşturduğu bir kara delik…


Demir Balta ile yapılan konuşmaların sonrasında Roland hızlıca savaş planına karar vermişti.


İlk olarak Bülbül depoya gizlice girerek ateşleme ekibini sessizce halledecek ve kapıyı herhangi bir patlamaya karşı koruyacaktı. Sonrasında Roland donanma toplarını kulübeyi yok etmek için kullanacaktı. Bu, barutu tutuşturacak olsa da iskele iyi durumda kaldığı sürece bir problem olmayacaktı.


*******************


Kral Şehri’nin batı tarafındaki bir çatıya yaslanmış olan Çelik Yürekli Weimar, teleskopunu kaldırdı ve nehirdeki hareketi gözlemledi.


Uzun ince kanal, kahverengi ve beyaz ovaları kesen ışıltılı bir altın şerit gibiydi. Birikmiş karların çoğu erimişti ve filizlenen çimler aralardan baş vermişti. Bu, dünyanın hayata geri döndüğünün kanıtıydı. Bu sahneyi görmek zaman ne olursa olsun insana zevk veriyordu. Sahnenin uyumunu bozan tek şey, kanalın hemen üstünde tüten siyah dumanlardı.


Buna da Asi Kral Roland Wimbledon'un filosu sebep oluyordu.


Kral Şehri’ne saldırmaya cesaret edeceğini hiç düşünmemişti Weimar. Bunun gülünç bir durum olduğunu hissetmesine rağmen Roland’a inceden bir hayranlık duymuyor da değildi.


Bu başkent, 200 yıldan önce inşa edildiğinden beri hiç saldırıya uğramamıştı. Düşmanlar şehrin heybetli surlarını gördükten sonra doğal olarak bir çekinirlerdi. Karşı tarafın o devasa surlar gibi mutlak bir avantajı olduğunda, her düşman aynı yüreklilikle savaşmaya istekli olmazdı.


En azından Timothy Wimbledon kesinlikle böyle bir yüreğe sahip değildi…


“Bu yüreğe sahip olan da maalesef ki bizim düşmanımız…” diye düşündü.


Weimar, onuruna bağlı bir insandı. Kral Şehri’nin koruyucu şövalyesi olarak savunma sorumluluğu ona emanet edilmişti ve sonuna kadar görevini yerine getirmek zorundaydı.


“Efendim! Asi Kral’ın filosu burada!” diye bağırdı bir yaver.


“Sessiz ol. Uzun zaman önce gördüm.” diyen Weimar teleskopunu yere koydu ve tükürdü: “Emrimi ilet! Bir ve ikinci süvari ekibi atlarına binsinler ve şehir kapısının arkasında benim emrimi beklesinler! Paralı askerler de süvarilerin arkasında bekleyecekler! Barut patladığında altlarına işememelerini söyle. Düşmanın şehir duvarının bu tarafına erişebileceğinden şüpheli olsam da petrol kazanları da ateşe verilecek.”


Yakındaki şövalyeler bir kahkaha atmışlardı.


Plana göre asi kralın iskeleyi işgal etmesini sağladıktan sonra surlar boyunca bayraklar yükselecekti. Şu anda iskelenin yakınında gömülü olan kar tozu ateşlenecekti. Bu da düşmana büyük ölçüde zarar verecekti. Daha sonrasında süvari saldırısı başlasın diye şehir kapıları açılacak ve sonuçta rahat bir zafer kazanacaklardı.


"Batı bölgesinin bu ahmakları muhtemelen Kral Şehri’nin onların o sözde ‘görkemli’ Uzun Şarkı’ları ile karşılaştırılabilir olduğunu düşünüyorlar. Bir merdiven uzatacaklar ve ellerine geçirecekler şehri…” diyen Ironfeather Şövalyesi Scar, söze girmişti: “Yakacak odun yerine onları alıp mı yaksak?”


“Bunlar sadece önlem. Ne aptal…” diye düşündü Weimar: “Kaynar yağ veya atış taşları gibi şeyler savaşta etkili olmasa bile Majesteleri’nin uğruna savaş alanında rol almalıdır. Bu zihniyetle er ya da geç Timothy onu şövalyelikten atacaktır.”


Teleskopu bir kez daha kaldırdı. Sadece filonun en önündeki yelkensiz geminin ayrıldığını ve tek başına iskeleye doğru gittiğini gördü. Geminin üstünde tüten siyah duman uzaktan görülebiliyordu. İki tarafın hiçbirinde kürek yoktu. Geminin nasıl işlediği belli değildi. Ama bunlar önemsiz detaylardı. Bir gemi ne kadar garip olursa olsun kıyıya gelip savaşamazdı.


Yelkensiz gemi yavaş yavaş hızını düşürdü ve karşı kıyıdaki iskeleye sakince demir attı.


“Ne yapmaya çalışıyor bunlar?” diyen Scar, kaşlarını kaldırdı: “Karşı kıyıya mı çıkmak istiyorlar? Bana 100 askerin Asi Kralı korkuttuğunu söylemeyin…”


Weimar da şaşırmıştı. Genellikle bir düşman iskelenin savunmasız olduğunu gördüğünde hızlı bir şekilde saldırmayı denerdi. Bir şeyler söylemek için ağzını açtığı anda garip görünümlü geminin önünde bir yangın patlamıştı.


Turuncu-kırmızı alevler yeni bir şafak yaratıyor gibiydi…









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18322 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr