Bölüm 498: Roland Silah Gemisi

avatar
892 2

Release That Witch - Bölüm 498: Roland Silah Gemisi




Çevirmen: Lodos

Roland'ın Sınır Bölgesi’ne dönmesi bütün bir gününü almıştı, sırtında deli gibi bir yorgunluk vardı. Yüzünü yıkadıktan ve dişlerini fırçaladıktan sonra erkenden yatmış ve ertesi günün öğlenine kadar kendisine geldiğini hissedememişti.


“Özel teknemde ses geçirmez bir kabin, yumuşak bir sandalye ve büyük bir yatak olmalı… Aksi takdirde, titreyen sert bir güverte taburesinde oturarak motor sesini dinlemek zorunda kalacağım ve hem bedenim hem de ruhum işkence görecek…” diye düşündü.


Ofise girdiğinde yaptığı ilk şey Barov Mons’u ve Tarım Bakanı Sirius Daly'yi çağırmaktı. Bahar saldırısının planlanan tarihine sadece bir hafta kalmasına rağmen Demir Balta’nın orduyu kontrol ettiğinden emindi… Şu anda en önemli olan şey tarımsal üretimi yani ilkbahar ekimini iyi yönetmekti. Sonuçta elinde bir tahıl kaynağı olduğunda bir endişesi azalmış olurdu.


“Uzun Şarkı’ya taşınan altın tohumları gördüm. Bu sene oradaki mahsul kötü olmayacaktır. Ama biz Sınır Bölgesi’ne odaklanmalıyız! Herkesin rol modeli ve motivasyonu biziz!” diyen Roland, bir eliyle masayı tıklattı: “Bahar ekimleri ne durumda? Söyleyin biriniz…”


“Majesteleri durum şöyle…” diye söze girdi Barov: “Terfi edilen ilk çiftçi grubunun sadece %30'u çiftçiliğe devam etmek istiyor. Yeni istihdam edilenlerle beraber tarımsal nüfus yaklaşık 10.000 kişi… Geçen yılki ortalama buğday verimine göre bu 10.000 çiftçinin üreteceği tahıl 40.000 ila 50.000 kişiyi besleyebilecek…” diyen Barov, bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Bu sayı tahıl alan vatandaşların kotasına göre hesaplandı. Bu vatandaşlar da diğer şehirlerdeki günlük ortalama tüketimden çok daha fazla tüketiyor. Yani eğer insanların sadece hayatta kalması gereken tahıl miktarına dayanırsak bu sayı 20.000 artabilir.”


“Durum bu Majesteleri…” diye söze giren Sirius, devam etti: “Ancak bu sonuçlar iki yıl önceki istatistiklere göre yapıldı. Bu yıl, özellikle yeni istihdam edilen çiftçilerin yarısı Leydi Yaprak tarafından değiştirilen ikinci altın tohumlarını kullanacak. Dürüst olmak gerekirse kendi gözlerimle görmeseydim bir buğday başağının o kadar çok tane verebileceğine inanmazdım. Ayrıca 2.000'den fazla çiftçi de bu yıl patates ve mısır ekmeye geçecek. Bu yılki tüm mahsulü tahmin etmek biraz zorlaşıyor yani…”


“Ekim sürecinde de… Şu anda araziler sürülüyor. Tarım Mahsulü Broşürü’ne göre tarım arazilerinin üç kez sürülmesi gerekiyor. Geliştirilmiş gübre de toprakla karıştırılmalı... Genellikle bu işlem işçi sayısına ve kullanılan çiftlik araçlarına bağlı olarak üç ila dört hafta sürer. Ancak demir aletler sayesinde süreç epey hızlanabilir…”


“Hendek derinliği ve tohumlama mesafesi konusunda da çıraklara yeni çiftçileri broşür doğrultusunda eğitmelerini söyledim.”


Kurt Ailesi’nin eski şövalyesinin çiftçilik konusunda çok fazla araştırma yaptığı anlaşılıyordu. Tüm yönleri göz önünde bulundurmuş ve Roland'ın da aynı fikirde olmaktan başka bir şey yapamayacağı meseleleri halletmişti.


Araziye olan aşırı bağımlılık bu çağda tarımın az gelişmiş olmasına yol açmıştı. İnsanlar araziye sahip olmanın çiftçilik için yettiğini düşünüyorlardı. Arada bir tarım arazilerini korumak için birkaç yıllık dinlenmeler yaparlardı ki bu çok verimsizdi. Neverwinter Şehri, kontrol edilebilir sulama sistemleri, doğal gübreler, bilimsel ekim yöntemleri ve Yaprak’ın modifiye edilmiş tohumlarına sahipti. Verimler tüm halkı büyük ölçüde şaşırtmıştı. Ama 30.000lik toplam nüfusun üçte biri tarımsal üretimle uğraşıyordu. Roland için bu çok yüksek bir oran idi… Hayvansal veya mekanik güçler sayesinde çalışabilen tarımsal ekipmanlar yaparak tarımdaki nüfusu verimli bir şekilde azaltmak istiyordu.


“Böyle devam edin.” dedi Roland: “Bu modeli her yere yaymak istiyorsak Uzun Şarkı’ya atanan insanlar her şeyi güzelce belgelemeli…”


Tarımsal meseleleri halleden Roland, kaleden ayrıldı ve Bülbül ile muhafızların eşliğinde Kızıl Su Nehri iskelesine gitti.


Anna tarafından inşa edilen gemi, iki gün önce silah yüklenme aşamasına geçmişti. Şu anda gövdesi gri ve kırmızı bir bozulma önleyici kaplama ile boyanmış şekilde traverslerin üzerinde duruyordu. Yaklaşık üç beton gemi büyüklüğündeydi ve son derece güçlü görünüyordu. Kabini olmayan yandan çarklı vapurların aksine bu geminin yan tarafı hemen hemen üç metre genişliğindeydi ve kazan ile buhar motoru rahatlıkla sığabiliyordu. İki tarafında da kürek tekerlekleri yoktu. Bir başka özellik de gövdenin merkezinde bir köprü olmasıydı. Sadece altı metre boyunda olmasına rağmen yine de çok belirgin görünüyordu bu köprü…


Tabii ki bir sığ su silah gemisi olarak en önemli donanımı 152mm’lik dev top idi… Üretim süresinden tasarruf etmek için Roland, Anna'nın deniz topları üretmesini istememişti. Surlardakini sökerek gemiye monte edecekti.


İskelede duruyor ve son adım olan kaldırılmayı bekliyordu.


“Majesteleri!” diyen Anna, Roland’ı görünce el sallamıştı: “Buraya gelin!”


Prens yüzünde bir gülümseme ile yürüdü: “Nasıl gidiyor? İnşaat iyi mi?”


Sınır Kasabasında Roland’ın yokluğunda Anna tüm üretim çalışmalarını halletmişti. Püf noktalara dair tüm planlara sahip olsa da eşi benzeri görülmemiş büyük bir projeydi. Bu yüzden sorunlar olması çok normaldi.


“Çok iyi değil…” diyen Anna başını salladı: “Bazı zorlayıcı problemler vardı. Yan gövde deformasyonu, pervane sızıntısı, köprünün kaynaklanmasından sonra oluşan gövde eğimi… Silah platformu topu dengede tutamadı bir de… Ama hepsini çözdüm.”


“Hepsini… Çözdün mü?” diye soran Roland, şaşkındı.


"Evet.” diyen Anna, gülümsüyordu. Parmaklarıyla sayarken açıkladı: “Gövde deformasyonu vardı çünkü tahtanın çelik plakası çok inceydi. Sabitlenmiş taşıyıcılar ekledim. Pervane sızıntısı kasa ile vites kolu arasındaki boşluktan kaynaklanıyordu. Bu yüzden boşluğu bir musluk ile sardım, böylece içindeki su her yere akmıyor ve bir buhar motoru tarafından da pompalanabiliyor. Gövde eğimi eşit olmayan ağırlıklardan kaynaklanıyordu, ufak bir düzeltme ile çözüldü. Silah platformu problemi en zor olanıydı. Ancak altıpatların tasarımından ilham aldım. Önce alt halkada bir dizi girinti kestim, sonra dişliler arasına bir dalgalı kaynak yaptım. Bu sayede o da düzelmiş oldu.”


Gözlerini kırpıştıran Roland, uzun bir süre bekledikten sonra: “Sen bir dâhisin!” dedi. Onun için bu sorunların üstesinden gelmek zor değildi. Ama Roland, önceden sayısız mekanik şemalar ve planlar çizmiş birisiydi. Anna ise bir dahi idi…


“Bu arada Majesteleri… Geminin bir adı var mı?”


“Henüz değil…” diyen Roland, kaşlarını kaldırmıştı: “Neden ki?”


“Birinci Ordu’dan bazı askerler birkaç günde bir geliyorlar ve kendi isimlerini vermek için hevesle tartışıyorlar. En iyi topçunun adını bir gemiye vereceğinle alakalı bir şeyler söylüyorlar...”


“Ah... Anladım…” diyen Roland’ın aklına topçu taburundan Rodney ve Nelson gelmişti: “Ama bu gemi için olmayacak o… Çünkü ilk savaş gemisinin adı sadece geminin kendisini değil, aynı zamanda rütbesini ve model numarasını da temsil ediyor.” diyen Roland, dudaklarını büktü: “Bu onuru başkasına veremem… Bu yüzden ona Roland adını vereceğim: Roland No. 1…”









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19427 Üye Sayısı
  • 806 Seri Sayısı
  • 39159 Bölüm Sayısı


creator
manga tr