Bölüm 497: Karmaşık Bir Ayrılık

avatar
847 1

Release That Witch - Bölüm 497: Karmaşık Bir Ayrılık




Çevirmen: Lodos

Uzun Şarkı Limanı, Neverwinter Şehri…


İşçiler kıyıya keten torbalar taşırken iki beton gemi demir almıştı. Tarım Bakanlığı'na yeni atanmış görevliler de sayımları yapıyordu. Tüm liman enerji kaynıyordu ki; bu Şeytan Ayları’ndan yeni çıkmış bir Uzun Şarkı için biraz garip bir sahneydi. Denetlenip sayım yapıldıktan sonra bu torbalardaki tohumlar doğrudan her bir çiftçiye dağıtılacaktı.


“Majesteleri… Altın tohumlar gerçekten buğday üretimini üçe katlayabiliyor mu?” diye soran Petrov hala biraz şüpheciydi: “Çünkü öyle olunca bu şehirdeki herkes doyabilecek de…”


Barov daha önce Roland'a buna benzer bir şey söylemişti. Soyluların çoğuna göre halk için sürekli bir açlık çekmek gayet doğal bir durumdu: “Herkesi beslemek bir Lordun temel sorumluluğudur. Bu sadece ilk adım… Bir de bu yalnızca yardımseverlik yapmak falan değil… Aç halk, düzgün çalışamaz.”


"Ama... Hiç şüphesiz bu inanılmaz bir başarı… Bu krallıkta bunu başarabilecek başka bir şehir daha bilmiyorum.”


“Bu gerçekten bir başarı… Ama benim çok bir emeğim yok bu konuda... Çoğunlukla cadıların işi… Yaprak olmasaydı altın tohumlar olmazdı.”


Petrov bir süre sessiz kaldıktan sonra söze girdi: “Belki de önceden çok yanılmıştık biz…”


“Ne demek istiyorsun?”


“Cadılara karşı yanlış bir tutumumuz vardı.” diyen Petrov derin bir nefes aldı: “Soyluların çoğu Kilise’nin propagandasını umursamıyordu… Ama yine de cadıları hor görüyorduk ve güvenmiyorduk… Bu yüzden Kilise’nin uyguladığı şiddetlere ayak uydurmak bizim için zor olmamıştı. Cadıları kullansak bile onlara köle gibi davranıyorduk… Sadece siz Majesteleri, onların gerçek değerini gördünüz ve onlara insan gibi davrandınız… En inanılmaz kısmı da bu: Onlar gerçekten özeller…”


“Cadıların değerini göz ardı etmenin yanı sıra aslında daha güçlü olan halkın gücünü de göz ardı ettiniz. Cadılar bir katalizör gibi… Halkla beraber çalıştıklarında medeniyet açısından büyük gelişmeler olabilir.” diye düşünen Roland, bunları dışından söylememişti. Onun yerine: “Kaybedilen zamanı hala telafi edebiliriz. En nihayetinde hepimiz aynıyız…” dedi.


O sırada bir muhafız: “Majesteleri… Kazan hazır… Zafer de yelken açmak için hazırlanıyor.” dedi.


“Herkese gemiye binmelerini söyle. Ben de birazdan orada olacağım.” diyen Prens, Petrov'a döndü: “Tarım Bakanlığı'nın talimat ekibi bu öğleden sonra gelmiş olur… Altın tohumları nasıl ekeceğinizi gösterecekler. Maden inşaatı, nüfus artışı, evrensel eğitim ve fabrika inşaatları konusunda da toplantılarda yeterince konuştuk. Siz sadece planı takip edin ve karşılaştığını problemleri bana sormadan önce halletmeye çalışın.” diyen Roland, elini Hanımeli Ailesi’nin en büyük oğlunun omzuna koydu: “Burayı sana bırakıyorum. Eğer bana iyi hizmet edersen sonsuza kadar Uzun Şarkı’da bir yönetici olarak kalmayacağından emin olabilirsin.”


“Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım Majesteleri…” diyen Petrov eğildi.


Roland beton gemiye bindi ve yelken açılmasını emretti. Uzun bir borazan sesinin ardından Zafer yavaş yavaş kıyıdan ayrıldı ve Sınır Bölgesi’ne doğru yola çıktı.


*******************


“Kaç tane kel gemi var?” diyen Joe, dilini çıkarmıştı: “Hepsi de Sınır Kasabası’ndan geliyor!”


“Oraya Sınır Bölgesi deniyor. Lordumuz hepimizin aynı şehrin bir parçası olduğumuzu söylemedi mi?” diyen Snaketooth, dudaklarını kıvırdı. Joe garip yelkensiz gemilere ‘kel gemi’ lakabını takmıştı. Ama Snaketooth onlara beton gemi demeyi tercih ediyordu: “Şehrin adı neydi? Bir daha söylesene…”


“Neverwinter Şehri!” dedi Tigerclaw.


“Kimin umurunda? Bizimle bir alakası yok!” diyen Joe heyecanla haykırdı: “Bu gemiyle gideceksin değil mi Sınır Kasabası’na? Kürekler olmadan nasıl hareket ettiğini ve siyah beyaz dumanların ne olduğunu anlamaya çalış sen!”


“Bunun gerçekten bizimle bir alakası yok!” diye düşündü Snaketooth: “En azından şehir inşaatında herkese bir iş çıkacak…”


“Gerçekten gitmeyi mi düşünüyorsun?” diyen Sunflower, üzgün görünüyordu: “Nereye gidersen git bir tamirci olarak kalacaksan neden yabancı bir yere gidesin ki?”


“Çünkü bir ekstra gümüş kazanabiliriz.” diyen Tigerclaw gülümsüyordu: “Burada kalırsak altı gümüş… Ama oraya gidersek yedi… Her iki yerde de çalışma imkânımız varsa tabii ki daha fazla paralı olanı seçeceğiz.”


“Sana sormuyordum.” diyen Sunflower, gözlerini yuvarladı ve bakışlarını Snaketooth’a çevirdi.


Nedendir bilinmez Snaketooth aniden biraz suçlu hissetmişti kendisini… Neverwinter Şehri’nin kurulmasından sonra Lord, sözünü tutmuş ve sayılamayacak kadar fazla işe alım duyurusu yapılmıştı meydanda... Bunun yanında fareler çoğunlukla tamirci ya da taş ustası çıraklığı gibi iki iş alabiliyordu. Diğerlerine kıyasla da maaşları daha düşüktü. Maaşlar gerçekten zamanında dağıtılırsa önceki sürekli açlık çektiği hayatından daha iyi bir hayatı olacağı kesindi.


Arkadaşlarına daha yüksek maaş için Sınır Kasabası’na gittiğini söylemişti. Ama asıl istediği şey Paper’a daha yakın olmaktı. Sunflower’ın yoğun bakışlarıyla karşı karşıya kalınca gerçeği söylememeye karar vermişti: “Tigerclaw ile aynı sebepten…”


“Hiç geri gelecek misin?”


“Bip… Bip...”


Aniden limanda bir siren sesi patlamış ve kırmızı bir bayrak sallanmaya başlamıştı.


“Sıra bizde, acele et!” diyen Tigerclaw, Snaketooth'un elinden tutarak onu limana doğru sürükledi.


Siren çaldığında arkalarındaki kalabalık da hareket etmeye başlamıştı. Güvenlik denetim alanına girdiklerinde Snaketooth sanki etrafındaki insanlar onu taşıyormuş gibi hissetmişti. Bavulunu göğsüne dayadı ve geriye bakmaya devam etti. Ancak kalabalık yüzünden ne Sunflower’ı ne de Joe’yu görebilmişti...


Siyah üniformalı birkaç memur sıranın sonunda biletleri kontrol ediyordu: “Adın ne? Atandığın grup? Belgelerini çıkar!”


Snaketooth, Tigerclaw'dan hemen sonra gelmişti. Cebinden buruşuk bir kâğıt parçası çıkardı ve dikkatlice memura verdi: “Snaketooth… Kırmızı bayrak grubunun beşinci inşaat ekibi…”


Memur onun bu dediklerini görmezden gelerek bilete hızla bir bakış attıktan sonra göğsüne vurdu: “Soldaki gemi! Sıradaki!”


Tigerclaw zaten girişte onu bekliyordu: “Rüşvet istemediler! Bu inanılmaz!”


“Hakikaten istemediler…” diyen Snaketooth, isteksizce belgelerini katlayıp cebine koydu ve arkadaşlarını görmek için limana baktı.  


Beton geminin borazanı çalıp yavaşça limandan uzaklaşırken sonunda arkadaşlarını taş basamaklarda görmüştü. Sunflower, Joe’nun ceketini sallıyordu.


Snaketooth da ceketini çıkardı ve diğer yolcuların bakışlarını görmezden gelerek salladı.


Gözleri nihayet bir kez daha denk gelmişti.


“Kendinize iyi bakın!” diye bağırdı Snaketooth. Arkadaşları da bir şeyler söylüyor gibiydi. Ancak motor sesi diğer bütün sesleri bastırıyordu.


Sunflower, bir süre kıyı boyunca gemiyi takip etmişti. Ama çok geçmeden uzaklaşan gemi gözden kaybolmuştu.


O zaman bile Snaketooth ona cevabını verememişti.









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19394 Üye Sayısı
  • 809 Seri Sayısı
  • 39170 Bölüm Sayısı


creator
manga tr