Bölüm 489: Suçluyu Takip Etmek

avatar
622 2

Release That Witch - Bölüm 489: Suçluyu Takip Etmek




Çevirmen: Lodos

“Böyle bir sahneye ilk kez mi tanık oluyorsunuz?” diyen Rene, Summer’ın yanına gelmişti. Endişeli görünüyordu: “Belki dışarı çıkıp temiz hava alırsanız iyi gelebilir.”


“Hayır, hayır. Teşekkürler.” diyen Summer, Bülbül'ün yere çömelerek yaraları incelediğini görünce bu teklifi reddetmişti. Bülbül böyle korkunç bir suç mahallinde sakinliğini koruyabiliyorsa onun da kalması gerekiyordu: “Daha iyiyim.” dedi.


“Ne zaman bulunmuş?” diye sordu Bülbül.


“Bu sabah erken saatlerde… Çevredeki vatandaşlar su çekmek için gittiklerinde fark etmişler cesedi… Güneş doğmadan önceymiş. Kapı şu an olduğu gibi tamamen açıkmış. Sanki katil bu eylemi herkese duyurmak istiyormuş gibi…” diye cevap verdi Rene: “Eskiden böyle bir şeyden haberimizin olması iki-üç gün sürerdi. Belediye Binası’nda ihbarlar için ödül veriliyor. Bu yüzden bu kadar erken duyabildik.”


"Kurbanın kimliğini biliyor muyuz?”


“İsmi Shovel. Köle değil, özgür.” diyen Rene odaya baktı: “Değerli hiçbir şey bulunamadı. Anlaşılan o da bir fare…”


“Dün gece onu gören olmuş mu?”


“Kontrol ettim. Kimse yokmuş.”


“Herhangi bir ses duyulmuş mu?”


“Hayır.”


“Bir terslik var gibi… Bunun gibi güçlü bir adam?” diyen Bülbül, kaşlarını çatmıştı: “Boğazı kesilmiş olsa bile hemen ölmez bir insan… Birisinin onun çırpınışlarını duymuş olması gerekiyor. Yalan söylemediklerinden emin misin?”


“Ben öyle düşünmüyorum.” diyen Rene tereddütle cevap verdi: “Cinayet büyük paniğe yol açtı. Ayrıca ihbar karşılığında halk ödül alıyor. Yalan söylemek için bir sebepleri olmamalı.”


“Her neyse… Onları buraya getir. Bizzat ben görüşeceğim onlarla… Summer?” diyen Bülbül, asistanına baktı.


“Evet?” diyen Summer, hafifçe titriyordu.


“Kaleye git ve Soraya'yı getir.”


“Tamam.”


Sendeleyerek dışarı çıkan Summer, kaleye doğru koştu.


Bir şekilde Bülbül'ün emir verme şeklini güzel bulmuştu. Her bir belirti onun karakterinin ne kadar güvenli ve güçlü olduğunu gösteriyordu. Majesteleri’nin Güvenlik Bürosu’nun başına onu atamasına şaşmamalıydı…


...


Summer geri döndüğünde yanında iki kişi daha vardı.


“Majesteleri neden bu tür meselelerle benim ilgilenmemi istemedi?” diye soran Şimşek, odaya doğru uçtu: “Bu haksızlık!”


Maggie de bir çığlık atarak katıldığını belirtmişti.


“Onları durduramadım…” dedi Summer çekinerek…


“Ben yokken Prens Roland'ı korumanız gerekmiyor mu?” diye soran Bülbül kaşlarını çatmıştı: “Bu bir macera oyunu falan değil!”


“Rahat ol… Sylvie orada. Kimse Majesteleri’ne yaklaşamaz.” diyen Şimşek, göz kırptı: “Ayrıca Majesteleri soylularla bir toplantı yapacak, kale salonunda da herhangi bir tehlike olmaz!”


“Ne kadar inanılmaz…” diye düşündü Summer. Bu iki kız böyle korkunç bir olay yerinde nasıl bu kadar rahat davranabiliyordu? Özellikle de Şimşek… Birkaç yaş gençti ve gözleri heyecanla parlıyordu. Cadı olduklarından beri neler görüp geçirmiş olabilirlerdi ki?


“Bunlar da kim?” diye soran Rene ve diğer polis memurları gözlerini dört açmış bir şekilde kıza ve kuşa bakıyorlardı.


"Onlar cadı.” diye homurdandı Bülbül: “Her neyse… Toplantı bitmeden kaleye geri dönmelisiniz! Anladın mı?"


“Aa…” diyen Şimşek’in morali düşmüştü bir anda…


“Cesedi çizmemi mi istiyordun?” diyen Soraya odaya giren son kişiydi. Summer, Soraya’nın da kendisi kadar beti benzi attığını görünce biraz rahatlamıştı.


“Cesedi değil, katili…” diyen Bülbül kapıyı kapatarak planı açıkladı: “Katilin resmini bir kez aldıktan sonra meydandaki duyuru panolarına asacağız ve ipuçları için para ödülleri vereceğiz. Katili bulmanın en hızlı yolu bu olmalı...”


Elk Ailesi’nin Kontu soluk soluğa kalmıştı: “Yani siz Bayan Summer’ın suç mahallini yeniden canlandırabileceğini mi söylüyorsunuz?”


“Değişir… Sadece sınırlı bir süre için yanılsamayı koruyabilir. Biraz şansa ihtiyacımız var yani… Anlarsın şimdi…” diyen Bülbül, Summer’a onay verdi: “Hadi bakalım!”


“Peki…” diyen Summer, gözlerini kapattı. Bülbül’ün verdiği talimat üzere gece yarısı ile şafak vakti arasında bir zamana geri döndü. Karanlıkta büyülü gücü parmaklarının uçlarından akıyor, iç içe geçerek net bir görüntü oluşturuyordu. Yavaş yavaş bazı ahşap kalaslar, bir yatak, bir masa ve sonunda da bir oda şekillenmişti. Yerde yatan kurbanın kanı, dengesiz zemine akıyordu. Önceden kilitli olan kapı ardına kadar açıktı.


“Bu… Cadının gücü mü?”


“İnanılır gibi değil!”


“Efsanevi! Yanılsama çok gerçekçi! Neredeyse şeytanların gücü gibi…”


“Şşş! Kapayın çenenizi!”


Çevredeki polisler bir anda sessizleşmişti.


“Görünüşe göre çoktan ölmüş.” diyen Bülbül, Summer’ın omzunu sıvazladı: “Büyülü gücünü boşa harcama. Başka bir zamana geç.”


İkinci seferde Summer, gece yarısına biraz daha yaklaşmıştı. Yerdeki figür aniden ortadan kaybolmuştu. Kurban, yataktaydı ve mışıl mışıl uyuyordu.


“Yani bu iki vakit arasında mı öldürülmüş?” diye soran Rene, şaşkındı.


“Evet. Katil, gece yarısı ile saat üç arasında harekete geçmiş.”


“Anladım! Bayan Summer'ın gücü uzun sürmüyor… Katilin suçu işlediği tam anı kaçırmamız muhtemel… Bu yüzden biraz şansa ihtiyacımız olduğunu söylemiştiniz…”


“Aynen öyle!” dedi Bülbül: “Katilin işi bitirdikten sonra duvardaki işaretleri çizmesi uzun zaman almış olmalı… Summer! Saat üçe yakın bir yerden başla!”


Başını sallayan Summer, derin bir nefes alarak gücünü tekrar çağırdı ve iki ile üç arasındaki zamanı belirledi. Büyülü güç duvara doğru çevrilmiş ve yatağın başucunda dikilen bir yabancıyı göstermişti. Kanlı çarşafla duvara bir şeyler çiziyordu.


“Onu bulduk gibi görünüyor.” diyen Bülbül gülümsedi: “Gerçekten şanslıydık…”


“Yani bu adam katil mi?” diye sordu Maggie.


“Çok da bir özelliği yokmuş… En azından sağlam ve güçlü biri olacağını düşünmüştüm ben…” dedi Şimşek.


“Bu açıdan sadece yüzünün yanını çizebilirim.” diyen Soraya duvarın yanındaki katile baktı: “Onu çevirmenin bir yolu var mı?”


“Summer! Bu işi sana bırakıyorum!” diye emir verdi Bülbül.


“Tamamdır.” diyen Summer, Bülbül'ün daha fazla açıklama yapmasına gerek kalmadan ne yapması gerektiğini anlamıştı. Son yanılsamayı çeyrek saat geriye attı. O an herkes katili tam olarak görmüştü. Shovel’ı bir iple boğarak öldürmüş, yere sürüklemiş ve hançerle boğazını kesmişti. Tüm bunlar yaşanırken de Shovel hiçbir tepki gösteremeyerek uykusuna devam ediyordu.


Rene başını çevirip odanın bir köşesindeki su tankına bakınca aklına gelmişti: “Shovel hiç düş suyu içti mi?”


“Öyle görünüyor.” diyen Bülbül başını salladı: “Bu yüzden hiç gürültü olmamış. Katil biraz kan bulabilmek için boğazını kesmiş. Yoksa adam çoktan ölmüş öncesinde…”


“Tanrım! Ben bu adamı daha önce gördüm!” diye aniden bağırmıştı bir polis memuru…


“Ne?” diye soran Bülbül ve Rene gözlerini polise çevirmişlerdi.


Polis memuru bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Adı Maans. Eskiden bir devriyeydi. Onunla daha önce de uğraşmıştım.”


“Nerede yaşadığını biliyor musun?” diye sordu Rene.


“İç şehirde yaşıyor diye hatırlıyorum… Batı sokağı… Sheep Tavernası’nın yakınlarında…”


“Çok iyi. Onu aramamıza bile gerek yok. Görünüşe göre Tanrı bizim tarafımızda!” diyen Bülbül, son cümlesinde biraz alay eder gibi olmuştu: “Bu yaptıkları yanına kar kalmayacak! Gidelim!”


Polisler hep bir ağızdan: “Emredersiniz efendim!” diye bağırdılar.









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18401 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37610 Bölüm Sayısı


creator
manga tr