Bölüm 480: Düğün

avatar
777 0

Release That Witch - Bölüm 480: Düğün




Çevirmen: Lodos

Üç gün sonrasında kalede Baş Şövalye Carter Lannis ile Batı’nın Yıldızı May’in düğünü yapılıyordu.


Aile üyelerinin yanı sıra Yıldız Çiçekleri Topluluğu, Belediye Binası ve Cadı Birliği'nden de üyeler vardı.


Bu devirde düğün törenleri hep Kilise’nin eşliğinde yapılırdı. Kraliyet ailesinin ya da soyluların düğünlerinde bölgesel bir piskopos olurken, işadamlarının ve düşük seviyeli soylularda rahipler ya da rahibeler bulunurdu. Halktan kişilerin kendi başlarına Kilise’ye gitmeleri ve düğünlerinde bir rahip isterlerse birkaç gümüş ödemeleri gerekiyordu. Ama bunu göze alamayan insanlar da elbet oluyordu. Onlar da evlenmemiş bir şekilde beraber yaşıyorlardı.


Batı bölgesinde Kilise yoktu. Onların yerine Belediye Binası vardı. Roland, Belediye Binası’ndaki bazı memurları evlilik belgelerini ve kayıtları yapsınlar diye görevlendirmişti. Carter’ın yapacağı düğün halk için epey sağlam bir örnek olacaktı: ‘Uygun, tamamen yasal ve hiçbir ücret olmadan!’ gibi bir slogan bile düşünmüştü.


Gelin, gelinliğiyle göründüğünde herkes etkilenmişti. O bir cadı değildi. Ama batının yıldızıydı, bu da epey ilgi çeken bir durumdu zaten… Roland bile Carter’ın turnayı gözünden vurduğunu itiraf etmeliydi. Ortada halka yapılacak bir reklam ve Carter’ın büyük yalvarmaları olmasaydı Roland, gelinliği başka bir zaman için saklayabilirdi.


Harika siyah kıyafetler giyinmiş Damat Carter Lannis de olağanüstü görünüyordu. Yan yana durduklarında cennetten gelen bir çift gibilerdi.


“Birlikte harika görünüyorlar.” dedi Anna.


“Bizim günümüz de elbet gelecek.” diyen Roland, Anna’nın ellerini nazikçe sıktı: “O zamana kadar da herkes seni tanıyacak.”


“Mmm…” diyen Anna, tatlı bir şekilde gülümsedi.


Bir cadıyla evlenmek iş değildi, kolaydı. Ancak halkın buna onay vermesini sağlamak zordu. Bu da yalnızca mutlak bir güç ve prestij sayesinde başarılabilirdi. Bu uğurda da aşılacak en temel mihenk taşı; krallıktaki iç savaşı azaltmak ve Gökhisar’ın tek kralı olmaktı. İşte bundan sonra evlenebilirdi Anna ile… Anna’nın bir soylu olan Roland’ın oyuncağı falan olduğunun düşünülmesini istemiyordu.


Ve Roland bütün bunların çok uzun sürmeyeceğini düşünüyordu. Şeytan Ayları’nın bitiş gününden beri Sınır Kasabası önlerindeki bahar saldırısı için tamamen odaklanmış bir şekilde hazırlık yapıyordu. Şiddetli savaşlar yakındı… Timothy’nin tahtının devrilmesi de öyle...


“Yüzükler lütfen! Ee… Şimdi de…” diyen Belediye Binası’nın bir memuru, Roland tarafından belirlenen yeni düğün talimatlarına aşina değildi. Deftere bakmak için başını eğdi ve: “Şimdi birbirinizi öpebilirsiniz…” dedi.


“Vaaay!” diye bir ses çıkmıştı etraftaki konuklardan. Yıldız Çiçekleri Topluluğu’nun bir üyesi olan Irene elleriyle hızla alkışlamaya başladı. Günışığı’nın da kolundan tutarak diğer konuklara haber vermesini ve alkışlamalarını sağladı.


“Öpüşme mi?” diyen Şimşek’in ağzı seğirmişti.


Şimşek’in kafasında oturan güvercin Maggie de kanatlarıyla gözlerini kapatmıştı.


“Bu düğünün uygulanma şekli gerçekten uygun mu Majesteleri?” diyen Scroll, ellerini alnına koydu.


“Bu özel bir çift… Her çiftin bunu yapması gerekmiyor.” diyen Roland gülümsedi: “Sonuçta bu evlilik sadece bir reklam için kullanılıyor. Daha çekici ve güzel görünmesi lazım!” dedikten sonra Soraya’ya döndü: “Bu anı detaylı olarak resmetmeni istiyorum.”


“Rahat olun Majesteleri, hallediyorum hemen…” diyen cadı gözlerini kırpıştırdı. Ellerinde büyülü bir kalem parlamıştı.


Carter belli ki gerilmişti. İlk şokunu atlattıktan sonra May, ayakuçlarının üstünde yükselerek onu öptü.


Bahçede bir alkış patlamıştı.


“Majesteleri’ni buyur edin! Onayını verecek!”


Bunu duyan Roland, kalabalıktan sıyrıldı ve yeni evli çiftin yanına geldi. Carter’ın sırtını sıvazlayarak: “Tebrikler!” dedikten sonra May’e döndü: “Sonsuza dek mutlu olun!”


“B-Bu kadar mı?” diye soran Carter, tereddütte idi.


“Elbette! Şimdi eve gidin ve dinlenin. İki gün izinlisin!” diyen Roland, gülümsedi: “Vader bu öğleden sonra kasabaya dönmüş olacak. İşlerini ona bırakırsın…”


“Teşekkür ederim Majesteleri…” diyen yeni evliler aynı anda gülümseyerek cevap vermişlerdi.


Düğün, Yankı’nın çıkardığı havai fişek sesleri ile sona ermişti.


Öğleden sonra Barov ve Karl, Tee Projesi’ndeki ilerleme raporlarını sunmak üzere Roland’ın ofisine gelmişlerdi.


“Su temini için gereken sistem tüm yaşam alanlarına kuruldu. Isıtma borularının da yarısı bitmiş durumda…” diyen Karl, şehir planlama haritasında bazı bölgeleri işaret ederek konuşmasına devam ediyordu: “Ancak güç kaynağı biraz daha sürecek gibi Majesteleri… Sizin önderliğinizde ilerleyen fabrika bölgelerinde kurulum yakında bitecektir. Diğer dört yerleşim alanında hala hendek kazma aşamasındayız. Siz Uzun Şarkı’ya gittiğinizden beri çok bir ilerleme kaydedemedik maalesef…”


Roland başını salladı. Bu konuda yapılacak hiçbir şey olmadığını biliyordu. Ondan başka hiç kimse bir devrenin ne olduğunu ya da elektriğin nasıl çalıştığını anlamıyordu. Belki nisan, muhtemelen de mayısta tüm kasabaya yayılabilecekti elektrik... “Önemli değil. Zaten Şeytan Ayları sona erdi. Isıtma sistemi ilk önceliğimiz olmaktan çıkabilir artık.” diyen Roland, bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Sıradaki en önemli iş güç kaynağı ve Krallık Yolu… Elektrik zaman kullanımı açısından büyük fayda sağlayacak. Krallık yolu da şehir inşası tamamlandığında iki bölge arasındaki iletişimi güçlendirecek. Bir de Krallık Yolu bittikten sonra o aldığımız gereksiz işçileri dağıtmayın. Sahile giden yolun inşasında onlara ihtiyacımız olacak.”


“Güney dağ bölgesine doğru olan yeri mi kastediyorsunuz Lordum?”


“Evet. Orası denize girişimiz olacak bizim.” diye onayladı Roland: “Tilly ve grubu, Uyku Adası’na döndükten Lotus, batıya geri dönecekti. O zaman Kontes Spear’ın da yardımı ile dağlarda yeni bir yol açmak daha az vakit alacaktır. Buna ek olarak Neverwinter Şehri kurulduktan sonra o işçiler benim halkım olmuş olacak. Krallık Yolu biter bitmez onlara vatandaşlık vermek istiyorum.” diyen Roland, Barov’a döndü: “Bu iş sende…” -


“Emredersiniz Lordum…”


“İnsan getirme işini durdurmayın. Kızıl Su Nehri’nin güneyinde ya da Uzun Şarkı ile kasaba arasında yer olacaktır onlar için… Nüfus genişlemesi bizim en büyük önceliğimiz… Yılsonuna kadar kentsel nüfusu üç katına çıkarmak istiyorum.”


Barov’un nefesi kesilmişti: “Lordum… Bu yaklaşık 100.000 kişi demek…”


“Halledebileceğimize inancım tam.” diyen Roland’ın sesi kararlı geliyordu: “Senin hedefin bu olacak!”


Gerçekten de Gökhisar Krallığı’nda büyük bir nüfus potansiyeli vardı. 20.000 nüfuslu bir şehir en az 100.000lik bir banliyöyü karşılayabiliyordu. Şehir ne kadar müreffeh ve olgun bir şehir olursa banliyö nüfusu da o kadar artıyordu. Bu olay, modern tarımda da görülebiliyordu. Batı bölgesinin de bir sınırı yoktu. Hele bir de buhar motorunun icadından sonra malzeme temini üzerinde çalışması gereken oranı azalmıştı. Daha rahat bir hayat sürebiliyorlardı artık…


“Son olarak… Madem fabrika bölgesinde artık elektrik var… Şehir inşaatı tamamlandıktan sonra günde 8 saatlik üç vardiya sistemine geçilecek.” diyen Roland, Barov’a bakarak konuşuyordu: “Her vardiyanın maaşı önceki günlük ücretlere göre belirlenecek. Ne kadar fazla yaparlarsa daha fazla alırlar. Şimdiden bunun reklamını ve teşvikini yapmaya başlayın. Umarım Gökhisar’ı birleştirene kadar çalışmaya devam eder o fabrika…”


“Emredersiniz Majesteleri!” diyen Barov, eğilerek selam verdi.









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37377 Bölüm Sayısı


creator
manga tr