Bölüm 479: Bülbül’ün Kalbinin Seçimi

avatar
983 2

Release That Witch - Bölüm 479: Bülbül’ün Kalbinin Seçimi




Çevirmen: Lodos

Wendy’in hayatı son zamanlarda gayet mutlu gidiyordu.


Paper, cadılar ve büyülü güç ile ilgili bilgileri hızla öğrenmişti. Okuma yazmanın yanı sıra Doğa Bilimleri hakkında da epey ilerleme kaydetmişti. Şu anda, zaten kendi başına bu konu ile ilgili yeni kelimeler öğrenmişti. Sadece ders hakkında biraz endişesi vardı Wendy’nin… Bazen onun bile cevap veremediği sorular oluyordu. Onların cevapları ise ya Majesteleri’nde ya da Anna’da idi…


Ve bütün bunları yapan Paper’a kıyasla Summer'ın ilerlemesi çok daha yavaştı. Bu belki de bir yaş meselesiydi. Harfleri hatırlamak için her kelimenin ona birkaç kere okunması gerekiyordu. Dahası Doğa Bilimi’nden de çok bir şey anlamıyordu. Ama Wendy bunu problem etmiyordu. Şu anda Wendy’nin bolca zamanı vardı. Zaten her öğrencisi Anna kadar zeki olsa problem ancak öyle olurdu.


Her sabah bir gün önce verilen ödevi kontrol etmek ve pratik yapmak için oturma odasına çağırıyordu iki öğrencisini… Bu, Majesteleri’nin her bir öğretmene sürekli söylediği bir şeydi: “Pratik yapmadan öğrenilen bilgi kolayca unutulurdu. Sadece düzenli pratikler sayesinde hatırlanabilirdi. Wendy de bu fikre tamamen katılıyordu.


Bir sonraki ders büyülü güç pratiği idi. Bu konuda Paper Agatha'nın asit üretmesine yardımcı oluyor ya da çimentonun sertleşmesini hızlandırmaya yardımcı olmak için tersaneye gidiyordu. Bu nedenle esas olarak yeni gelen Summer'a ders veriyordu. Wendy, Summer’ın yakında Güvenlik Bürosu’nda Bülbül’e katılacağını ve suçları tekrardan canlandırma konusunda Majesteleri’ne hizmet edeceğini duymuştu. Yani öğrenilmesi gereken en önemli şey büyüsünü nasıl kesin olarak kullanabileceği idi.


Neyse ki; büyü yeteneğini kullanmak cadılar için nefes almak kadar doğal bir şeydi. En yavaş öğrenciler bile büyü çalışmasını öğrenmeye başladıktan sonra çok fazla yanlış yapmazlardı. Wendy, Summer'ı teşvik etmek için sık sık Maggie örneğini veriyordu. Bir güvercin bile evrimleşebildiyse normal bir cadı da kesinlikle bunu yapabilirdi. Ama her Maggie’den örnek verdiğinde de Maggie’ye bir parça balla kızartılmış et veriyordu.


Akşamları ilköğretim dersleri devam ediyordu. Farklı öğrenme adımları da göz önünde bulundurularak Majesteleri, Cadı Birliği’ni iki sınıfa ayırmıştı. Erken gelenler Scroll’dan dersleri almaya devam ediyor ve aynı zamanda da ilköğretim fizik ve kimya öğreniyorlardı. Yeni gelenler ise her zamanki derslerinden sonra Wendy'den ekstra ders alıyordu..


Bu, Wendy için gününün en rahatlatıcı kısmıydı.


Wendy, öğretim konusunda diğer kız kardeşleriyle arasındaki bilgisel uçurumu epey açmıştı. Majesteleri’nin Wendy’yi Birlik’in başına getirmek için kurguladığı fikir onun omuzlarında büyük bir baskı oluşturuyordu. Sadece de yeni gelenlere bir şeyler öğretirken kendisinin son gücüne kadar kullandığını düşünüyordu.


İki öğrenciye ödevlerini veren Wendy sıcak bir banyo yapmaya gitti. Rahatlamış bir şekilde yatak odasına döndüğünde Bülbül’ün ellerinde Doğa Bilimleri Kitabı’nı tutarak boş boş baktığını gördü.


Evet, kesinlikle boş boş bakıyor olmalıydı. Kitaba ciddi ciddi odaklanmış olsa birkaç dakika içinde uyuyakalmış olurdu.


"Ne oldu?” diye soran yorganını kaldırıp Bülbül’ün yanına geçti.


Wendy’nin kendisine şaşkın şaşkın baktığını gören Bülbül, başını çevirerek Wendy’ye doğru gözlerini yuvarladı. Wendy, Bülbül’ün yüzündeki bu ifadeyi ilk defa Gümüş Şehir’de tanıştıklarında görmüştü. O zamanlar Bülbül, yağan karları umursamadan boş boş yürürdü sokaklarda...


“Majesteleri Roland çoktan Anna ile birlikte…” diye mırıldandı Bülbül: “Ve Roland’ı da teşvik eden bendim…”


“…”


Wendy kelimeler içinde kaybolmuştu. Majesteleri ve Anna’nın son zamanlarda çok yakınlaştıklarını fark ediyordu. Zaten bu bilinden de bir şeydi, kimse garipsemiyordu. Anna, Majesteleri’nin tanıştığı ilk cadıydı ve her bakımdan kusursuzdu. Doğum yapamaması dışında Scroll onu Kraliçe olmak için mükemmel bir aday olarak görüyordu. Tek şaşırtıcı şey; bu ilişkisinin temelini Bülbül’ün sağlamlaştırmış olması idi.


“Kendimi hazırlamıştım ve bunların yaşanacağını biliyordum. Yine de onları birlikte görmek… Neden... Neden bu kadar acı hissediyorum?” diyen Bülbül, Wendy'nin elini sıkıca kavradı: “Bunu uzun zaman önce çözmüştüm güya…”


Wendy, Bülbül'e bakarken kötü hissetmeye başlamıştı. Bülbül hakkında hissettiği en güçlü duygu onun kuvveti ve cesaretiydi. Gümüş Şehir’deki uzaktan akrabalarını bıçaklamak ya da Kilise’ye karşı savaşmak olsun Bülbül, sürekli soğukkanlılığını koruyabilmiş ve savaşmaya devam edebilmeyi başarmıştı. Cara ile karşılaştığında bile en ufak bir korku belirtisi göstermemişti. Ama bu ilişki işlerinde çaresiz bir çocuğa dönüşmüştü yine… Ve Wendy de herhangi bir şekilde yardım edemiyordu.


Duygular konusunda kesin bir doğru ya da yanlış yoktu.


Wendy'nin yapabileceği tek şey onu kucaklamak ve sırtını okşamaktı: “Ağlayabilirsin istersen… Rahatlarsın…”


Bülbül başını salladı ve mırıldanarak konuşmaya başladı: “Gilen Ailesi’nden ayrıldığımdan beri… Bir daha ağlamamaya yemin ettim… Bir daha ağlamamaya… Bir daha ağlamamaya…” diyen Bülbül’ün sesi kademeli olarak azalmıştı. Wendy çok geçmeden omzunda hafif bir ıslaklık hissetmişti. Ama yine de Bülbül’den hiçbir ses çıkmıyordu. Kendisini büyük ölçüde kısıtladığı için omuzları titremeye başlamış ve Wendy’ye daha da sıkı sarılmıştı.


“Ağlamıyorum…”


“Evet, evet… Ağlamıyorsun, biliyorum…” diyen Wendy gözlerini kapattı ve bir zamanlar Bülbül'e söylediklerinden dolayı pişman hissetti. Majesteleri’nin yanında kalmak basit bir çözümdü. Aslında cadıların çoğu Majesteleri’nin yanında kalmayı seçerdi. Ancak Majesteleri’nin etrafında olmakla ilgili olan problem, mesafe ile alakalıydı. Tıpkı güneş ışığı gibiydi. Herkes onun ışıltısından ve sıcaklığından faydalanabiliyordu. Ama güneşe yakınlaşıldıkça da insan yatıyordu. Bülbül’ün niyeti de belli ki güneşe uzaktan bakmak değildi.


Bu kolay bir yol değildi.


“Ya vaz geçmek?” diye yavaşça sordu Wendy: “Belki biraz geri çekilirsen yanında sana eşlik edecek kız kardeşlerin yine olacaktır.”


Devam eden uzun sessizlik zamanı dondurmuş gibiydi. Wendy sanki bir duruşmayı bekleyen sanık gibiydi. Sanık o değildi belki ama… Yine de buna dayanmak çok çok zordu. Birkaç defa bir şeyler söylemek için ağzını açmış olsa da hiçbir şey diyemeden geri kapatmıştı ağzını…


Bu hal, Bülbül başını kaldırana kadar devam etmişti.


Gözleri biraz kırmızı görünüyordu. Ancak gözyaşlarından eser yoktu. Koynunda hissettiği ıslaklık yanlış bir histi demek ki… Bülbül’ün gözlerini gören Wendy, duruşmanın bittiğinin farkına varmıştı. Ama aynı zamanda bunun, her şeyin bir sonu olmadığı da anlaşılıyordu.


“Vaz geçmeyeceğim…” diyen Bülbül başını salladı: “Ne olursa olsun sonuna kadar onun yanında kalacağım ben…”


Güneşe çok yaklaşıp yanmak umurunda bile değildi.


Bülbül’ün kalbi seçimini yapmıştı.



 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18331 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr