Bölüm 476: Zafer Günü

avatar
881 1

Release That Witch - Bölüm 476: Zafer Günü




Çevirmen: Lodos

Dışarısı hala karanlıktı ve birisi durmadan Kukasim’in kapısını çalıyordu. Esnedi ve bilinçsiz bir şekilde paltosuna uzandı. Hemen sonrasında da paltosuna ihtiyaç duymadığını fark etmişti.


Kalın tuğlalar duvardan soğuk geçirmiyor, ısıtma sistemi de içeriyi sıcacık tutuyordu Dışarıda felaket kar yağışları olsa olsa bile çatı artık sızdırmıyor, duvarlar rüzgâr geçirmiyordu. Böyle yüksek kalitedeki bir evde Valencia’da sadece soylular oturabilirdi. Burası biraz küçüktü ama yine de epey iyiydi.


Kapıyı açtı. Dışarıda genç bir çocuk duruyordu; Asistanı Pike. “Kaptan niye hala kalkmadın? Acele etmemiz lazım! Yoksa iyi bir yer tutamayız!”


“Bu kadar erken mi?” diyen Kukasim, başını dışarı uzatarak gökyüzüne baktı. Şafak ışıkları bulutların arasından süzülüyordü. Yumuşak sabah güneşi de yavaş yavaş kendini belli etmeye başlamıştı.


“Elbette!” diye haykırdı çocuk: “Kutlamalar esnasında Yıldız Çiçekleri grubu performans yapacakmış! Geç kalırsak kaleye giremeyiz!”


“Tamam, tamam… Bekle bir dakika…” diyen yaşlı adam omzunu silkti ve üstünü değiştirmek için yatak odasına döndü: “Zafer günü ha… Acaba Uzun Şarkı’da da var mıdır bir zafer günü? Yoksa Vader, bunu kaçırmış olacak…”


Meydana gittiklerinde her iki tarafta da ağaçlara asılmış flamalar görmüşlerdi. Kasaba güneşin altında parlıyordu resmen… Yol boyunca onlara insanlar katılıyordu. Muhtemelen onlar da meydana gidiyorlardı.


Kukasim kutlamayı Pike'dan duymuştu. Prens, Şeytan Ayları’ndan sonraki ilk günü o zor zamanları sağ salim atlatabildikleri için Zafer Bayramı olarak adlandırmıştı. O gün kasabadaki herkes izinliydi. Meydanda büyük bir partisi yapılacaktı. Kukasim'in asistanı da bunu öğrenerek meydana beraber gitmeyi teklif etmişti. Biraz düşünen yaşlı adam da kabul etmişti.


Meydana girdikleri anda meydanın merkezinde çitlerle çevrili bir alan ve orayı koruyan bir dizi siyah üniformalı polis görmüşlerdi. Bir grup insan da onlar gibi erken gelmişlerdi ve sahnenin etrafında bekleşiyorlardı. İkisi hızla sahneye yakın bir yere geçerek sohbet etmeye ve kutlamayı beklemeye başlamıştı.


Öğlene doğru meydan iyice kalabalıklaşmış ve Majesteleri de sahneye çıkmıştı. Halk onu gördüğü anda devasa bir alkış ve tezahürat yaygarası kopmuştu. Halk ellerini kaldırıyor ve bağırarak: “Majesteleri çok yaşa!” gibi sloganlar haykırıyorlardı.


Prens Roland gülümsedi. Alkışların dinmesini bekleyip yumruğunu kaldırdı ve yüksek sesle: “Kötülüğü bir kez daha yendik!" dedi.


Meydandaki kalabalık anında çıldırmıştı. Sağır edici bu ses Kukasim’in kalbini sarsıyordu. Çok uzun zamandır böyle saygın bir Lord görmemişti.


“Halkım! Nereden geldiğiniz önemli değil! İster batı, ister kuzey, ister doğu isterse de güney! Kasabamıza katkıda bulunduğunuz sürece bu zafer sizin zaferinizdir ve size aittir! Bu Sınır Kasabası için kanını ve terini döken herkese aittir!” diyen Prens’in sesinde sanki büyülü bir güç vardı. Bağırmasına gerek kalmadan herkes onu duyabiliyordu: “Bugün Zafer Bayramı! Bugün sizin sayenizde ortaya çıktı! Kötülük tamamen yok olmuş değil! Er ya da geç mutlaka geri dönecek! Ama bir olup beraber çalıştığımız sürece zafer bizim olacak!”


Kukasim hayatında hiç ‘biz’ zamiri kullanan bir soylu görmemişti. Halkla aynı tarafta olduğunu gösteriyordu bu… Ve Majesteleri de aynen o şekilde bakıyordu halka… Hiçbir küçümseme ya da kibir olmaksızın… Sanki o ve halkı bir bütündü. Bu inanılması zor bir şeydi. Ama işte… Gözleriyle görüyordu Kukasim.


“Şimdi bu zor kazanılan zaferimizi kutlayalım ve kadeh kaldıralım!”


“Majesteleri çok yaşa!”


“Yaşasın Zafer!”


Meydanda alkış kıyametleri kopuyordu. Kukasim de dâhil olmak üzere bütün insanlar sağ ellerini kaldırarak saygı gösterisinde bulunuyorlardı.


“İşte benim sadık olacağım bir Lord!” diyen Pike da bağırarak göğsüne vuruyordu.


Artık Yıldız Çiçeği Topluluğu’nun sırasıydı. Kalabalık heyecanla ıslık çalıyordu.


“Çok uzun zamandır izleyememiştik onları!”


“Bayan Irene hala çok güzel!”


“May’e kıyasla hala biraz geride!”


“O artık Bayan May. Haberleri duymadınız mı? O Baş şövalye ile evlenecek! Majesteleri düğün hediyesi bile yollamış!”


Etrafındaki insanları dinleyen Pike, merakla sordu: “Bir grup, genellikle tiyatro adıyla ya da şehir adıyla aynıdır. Peki Sınır Kasabası’nın grubu neden böyle garip bir isim almış?”


“Sen bir batılı değilsin, değil mi?” diye sordu hemen birisi: “Bayan May ve Bayan Irene Uzun Şarkı Tiyatrosu'ndan gelme… Ayrıca Bayan May’e ‘batının yıldızı’ Bayan Irene’e de ‘yarının çiçeği’ denir. Şu an ikisi de Sınır Kasabası’nda yaşıyor. Bu yüzden de grup ismi Yıldız Çiçeği Topluluğu!”


“Bakın! Başlıyor!”


Bu, Kukasim'in ilk kez izlediği tiyatro gösterisi değildi. Ama bu hikâye epey eşsizdi. Soylular arasında geçen sıradan bir aşk hikâyesi yerine batının tarihi anlatılıyordu. Oyuncular, Sınır Kasabası’nda yaşayan sıradan insanlardan seçilmişti. Başta çaresiz ve şaşkın bir şekilde Şeytan Ayları boyunca etrafta dolanmışlardı. Sonra kasabada kalarak şeytani canavarlara karşı savaşmaya karar vermişlerdi. Bütün hikâye çok sürükleyici geri dönüşlerle süslenmişti. Karakterler açlıktan, soğuktan öldüklerinde ya da surlarda savaşarak can verdiklerinde halk kendilerini sanki o anları yaşıyorlarmış gibi hissetmişti.


Kukasim, gösterinin içine çekilivermişti. Batıya daha yeni gelmiş insanlar bile Sınır Kasabası halkının hayatta kalmak için ne fedakârlıklar yaptığını görebiliyor, hissedebiliyordu.


Gösteri sona erdiğinde halk sanki gök gürüldüyormuş gibi alkışlamaya başlamıştı.


Daha sonra gördükleri Kukasim’i daha da şaşırtmıştı. Uzun ve düz saçları olan bir kız elinde siyah bir şerit tutuyordu. Ahşap sahneyi çeşitli parçalara bölerek devasa bir şenlik ateşi yakmak için kullanmıştı.


Kalabalık bundan korkmamıştı. Aksine onun adını bile haykırmışlardı: “Bayan Anna! Bayan Anna!”


Koyunlar şenlik ateşinde pişiriliyorken meydandaki atmosfer de zirveyi görmüştü. Kasaba halkı uzun bir sıra oluşturarak garip bir şekilde dans etmeye başlamıştı. Kukasim ve Pike’a göre dans devam ettikçe mangallar da yanmaya devam edecekti.


“Kaptan! Biz de gidelim!” diye haykıran Pike, epey istekliydi.


“Ben dans etmek için çok yaşlıyım.” diye başını salladı Kukasim: “Sen katıl onlara…”


“Ben gideyim o zaman!” diyen Pike, dilini çıkardı: “Mangaldan alınca sana da getiririm biraz!”


Kalabalıkla beraber dans eden çocuğu görmek Kukasim’i güldürmüştü. Uzun zamandır kendisine verilen beton gemiye ne isim vereceğini düşünüyordu. Şu anda aklına bir fikir gelmişti.


“İsmi Zafer olacak!” diye düşündü. 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18421 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37653 Bölüm Sayısı


creator
manga tr