Bölüm 470: Yeni Savaş Gemisi

avatar
928 1

Release That Witch - Bölüm 470: Yeni Savaş Gemisi




Çevirmen: Lodos

Roland, Kuzey Yamaç Dağı yolunda ilerlerken aklında Bülbül’ün sözleri yankılanıyordu.


Aniden aydınlanmıştı: “Bu doğru…” diye düşündü: “Ben artık bütün gün şemalarla ve mühendislik işleriyle uğraşan o sıradan adam değilim. İçinde bulunduğum dünya da o değil… Şu anda büyük bir bölgenin Lorduyum ve ileride Kral olabilirim. Yani eğer durumum değişirse eski yöntemler sayesinde kendimi geri tutamayabilirim… Yalnızca kalbimi takip etmeliyim… Bazı önemsiz ‘prensipler’ falan yüzünden kendimi zorlarsam bu Anna ve Bülbül’ü incitmemle sonuçlanabilir.”


Bunları düşünmek, omzundaki yükleri bir nebze de olsa kaldırmıştı. Rahatlayarak bir nefes aldı ve bahçenin kapısını açtı.


Çelik kapıyı açmak tıpkı kalbini açmak gibiydi. Anında yepyeni bir dünya görmüştü.


“Majesteleri geliyor!” diyen Sinekkuşu ve Lucia, onu selamlamak için koştu.


“Gelmişsin…” diyen Anna tatlı bir şekilde gülümsedi. Anna’nın açık boynundaki soluk kırmızı lekeyi gördü. Aklına dünkü tutku dolu ortam gelmişti. Ama artık kararını vermişti. Bir süre daha beklese problem olmazdı yani…


“Modeli tamamladınız mı?”


“Elbette…” diyen Anna, eliyle onu çağırma işareti yaptı. Anna bir çağrı hareketi yaptı. İkisi bahçeden çıkınca etrafı karla kaplı teknede yüzen çelikten bir tekne gördüler. Çelik tekne yaklaşık bir metre uzunluğunda ve yarım metre genişliğindeydi. O kaba beton gemilere kıyasla çok daha zarif bir görünüşü vardı. Ön üç kısmı epey inceydi. Güvertesi dümdüzdü. Ama bu tekneyi asıl eşsiz kılan özellik, gövdesinin sanki bin parça gibiymiş görünen ve birbirini destekleyen çubuklarıydı.


“Bu tam olarak istediğim şey!” diye haykırdı Roland. Çelik kalıplara dökülerek yapılan beton teknelere kıyasla bu saf çelik teknenin eşsiz bir zarafeti vardı. Üst üste geçmiş çubuklar da onu bir sanat eseri gibi göstermişti. Bu modelin en ufak her bir parçasının Anna’nın siyah alevleri ile kesildiğini biliyordu. Bu model modern dünyada olsaydı on binlerce yuan ederdi…


“Bu, inşa etmek istediğin yeni bir tekne mi?”


"Evet.” diyen Roland başını salladı: “Aynı zamanda kasabanın da ilk düzenli savaş gemisi…”


Başlangıçta Roland beton gemileri sığ su gemileri olarak kullanmayı planlamıştı. Buhar motorlarının yeterli güç sağlamaması halinde bu gemilerin çok yavaş olacağını fark etmişti Roland. Uzun Şarkı yolunda saatlik hızları yalnızca 8-9 kilometre idi. Gemilerde 152 topları, barutlar ve diğer cephaneler de taşınsaydı bu hız saate beş kilometreye kadar düşüyordu. Bu da saatlik 70 millik hızın yanına bile yaklaşamıyordu. Bu problem tamamen gemilerin beton olmasından kaynaklanıyordu. Belki sıradan nakliyelerde problem olmazdı bu… Ama bir savaş gemisinde bu yavaşlığa yer yoktu.


Kasaba hala iki ay önce olduğu gibi çelik eksikliği çekiyor olsaydı Roland bu problemi mecburen çekmek zorunda olurdu. Ama Çelik Star’ın üretimi sayesinde envanterlerindeki mevcut çelik tamamen çelik kaplı tam bir savaş gemisi inşa etmelerine yetecekti. Roland en basit birleştirme yöntemini seçmişti. Bu bütün levhaların kaynak yapılarak birbirine bağlanması anlamına geliyordu. Bu sayede geleneksel bir iskelet sistemine ihtiyaç duymayacaklardı. Düşmanlarından hiçbirinde top olmadığı için de savunma konusunda çok endişelenmesine gerek yoktu. Teknenin kenarları ince çelikten yapılacaktı. Bu da ağırlığın epey az olmasını sağlayacaktı.


Hareket sistemi konusunda da Roland kürek çekme sistemi yerine bir pervane teknolojisi kullanmaya karar vermişti. Güç dişlileri döndürecek buhar motorlarından gelecekti. Anna’ya verdiği tasarımda da ileride çelik teknelerin seri üretimine geçtiğinde kullanmayı düşündüğü üçlü bir genişleme planı için boşluk bırakılmıştı zaten…


Arka bahçeye geri döndüklerinde Anna ilk çelik levhayı kesmeye başlamıştı.


Elindeki siyah ateşler, kalın çelik bir bloğu her biri 5 mm kalınlığa sahip 7 eşit parçaya bir cetvel gibi bölmüştü.


Sırada kaynak yapmak vardı. Sinekkuşu çelik kirişlerin ağırlıklarını azaltarak onları çelik levhaların arasına yerleştirdi. Anna da siyah ateşlerini ince ve sıcak bir çizgiye dönüştürerek bu üç parçayı bir ilmekmiş gibi birbirine dikmişti. Bu yöntem orijinal kaynaklama yönteminden farklı idi. Çünkü Anna’nın siyah ateşleri, çeliği eriterek her bir boşluğu doldurmuştu. Kirişler birer milimetre aşağı kaymıştı. Bu da hiç boşluk olmamasını sağlıyordu.


Çelik kirişler tarafından yapılan bir birleşim dört plakayı bağlayabiliyor ve daha fazla hacim sağlıyordu. Bu parçaların hepsinin ağırlığı Sinekkuşu tarafından hafifletilerek bir araya getirilecekleri yer olan Kızıl Su Nehri’nin kıyısına taşınmıştı.


Bütün bunlar olurken de Roland, gözlerini bir an olsun Anna’dan ayırmamıştı. Yumuşak saçları her bir kesme hareketinde yumuşak bir şekilde savruluyordu. Roland da büyüleniyordu.


...


Öğleden sonra Roland yeni uyanış yaşayan cadı olan Summer ile görüşmüştü.


Roland’ın ofisine gelebilmiş olması Bülbül’ün sorgusunu geçtiği anlamına geliyordu. Wendy zaten gerekli yetenek testlerini yapmıştı. Bu yüzden Roland da direkt olarak önüne sözleşmeyi koydu.


Summer, elindeki kalemi beceriksizce tutmaya çalıştıktan sonra utanarak: “Ben yazamam…” dedi.


“Sorun değil.” diyen Roland gülümsedi: “Parmak izini kullanabilirsin.”


Mürekkepli parmağını parşömen üzerine dikkatlice bastıran Summer, sordu: “Hepsi bu mu?”


"Evet.” diyen Roland sözleşmeyi katladı: “Wendy bana durumunla ilgili her ayrıntıyı anlattı. Yani sözleşmeyi imzalamış olsan bile kalede yaşamak zorunda değilsin. Sadece pratik yapmak ve derslere katılmak için her gün buraya gelmen gerekiyor. Wendy sana büyülü güçten ve onun özelliklerinden bahsetti mi?”


“Emredersiniz Majesteleri…” diyen Summer, kalede yaşamasının gerekmediğini öğrendikten sonra çok daha rahatlamıştı: “Leydi Wendy, her gün vücudumda biriken büyülü gücü serbest bırakmazsam uyanış günümde büyük tehlike altına gireceğimi söyledi.”


“Bu doğru. Bu yüzden iyice pratik yapmak zorundasın. Ben eminim ki; o sana büyülü gücünü nasıl kullanman gerektiğini ve yeteneğinle bağlantını nasıl güçlendireceğini öğretecektir. Anlamadığın herhangi bir şeyde Cadı Birliği üyelerinden istediğine sorabilirsin.”


“Anlıyorum Majesteleri…” diyen Summer, başını öne eğmişti: “Siz… Siz bu yeteneğin tamamen faydasız olduğunu düşünüyor musunuz? Bu soruyu Leydi Wendy’e de sordum. Cevabı yalnızca siz Majesteleri’nin verebileceğini söyledi bana…”


“Elbette hayır.” diyen Roland, gülümsedi: “Sen bir dedektifin yeteneğine sahipsin. Suçla savaşmak konusunda çok yardımın dokunacak.”


“Dedektif mi?” diye soran Summer’ın kafası karışmış gibiydi.


“Merak etme. Yakında anlayacaksın.” diyen Roland, Bülbül'ü sisinden çağırdı: “Şu andan itibaren bu cadı amirin olacak…”









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18138 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37403 Bölüm Sayısı


creator
manga tr