Bölüm 462: Saptama

avatar
1016 1

Release That Witch - Bölüm 462: Saptama




Çevirmen: Lodos

Joe hastalanmıştı.


Paper kaçırılarak gruptan ayrılmadan önce gurubun en zayıfı Joe idi. Meydandan döndükleri gece durumu iyiydi. Ama ertesi gün Snaketooth onu samanların üstünde halsiz ve yanakları al al bir şekilde yatarken bulmuştu. İnliyordu Joe hafifçe…


“Soğuk sıtması kapmış.” diyen Sunflower, Joe’nin alnına dokundu: “Yanıyor…”


Joe, gözlerini kısarak hafifçe sordu: “Ölecek miyim?”


Kimse cevap verememişti.


Soğuk sıtması son derece inatçı bir hastalıktı. Bir kez vücuda girdi mi yapılacak tek şey vücudun dayanıklılığına güvenmekti. Fiziksel olarak iyi olan insanlar genelde tutulmazlardı bu hastalığa… Hastalığı kapanlar genelde cılızı ve güçsüz olanlardı. Bu yüzden de çok azı hayatta kalabilirdi. Fareler için bu, ölüm demekti genelde…


“Ben gidip Kanas’a bakınayım…” diyen Snaketooth, sessizliği bozmuştu.


“Neden?”


“Joe'ya daha fazla yemek vermesi için yalvaracağım.” diyen Snaketooth, ayağa kalktı: “Hasta sıcak tutulursa ve yeterince beslenirse hayatta kalma şansı artıyor diye duymuştum…”


“Sana yemek vermeyecek.” diyen Tigerclaw, başını salladı: “Hepimiz onun nasıl bir herif olduğunu biliyoruz.”


“Aynen öyle… Dayak bile yiyebilirsin.” diyen Sunflower, samanları toparlıyordu: “Fareler işe yaramayan insanları beslemez.”


“Joe işe yaramayan bir insan değil!” diye çıkıştı Snaketooth: “O, okuyabiliyor!”


“Yalnızca birkaç kelimenin Kanas’a ne faydası var? O başkalarını soyabilen ve hırsızlık yapabilen adam arıyor.”


"..."


Snaketooth dişlerini sıktı. Arkasını dönerek Sonsuz Sokak’taki yönetici odasına doğru gitti. Kanas’tan sopalı bir dayak yiyecek olsa bile bunu denemek zorundaydı.


Şaşırtıcı bir şekilde Kanas daha dönmemişti.


Dönüp arkadaşlarına haber verdi. “Şanslısın.” diyen Tigerclaw, sırıtıyordu: “Bir hasta daha ile ilgilenmemiz gerekebilirdi.”


Sunflower derince iç çekti: “Ekmek dağıtım vaktinde hepimiz Joe’ya kendi paylarımızdan birer parça daha verelim. Böylece daha fazla yiyebilir…”


Snaketooth hiç şanslı hissetmiyordu kendisini. Bir şeylerin ters gittiğini hissetmişti.


“Bloodyhand’a mesaj göndermek yalnızca birkaç saat sürer. Gerekli önlemleri konuşmakta dolayı Bloodyhand’in dün gece geri gelmemiş olması normal… Ama vakit öğlen oldu. Çoktan dönmüş olmalılardı…” diye düşündü Snaketooth. Ama adamlar kapıyı açınca Kanas’ın ve sevgilisinin orada olmadığını görmüştü.


Bir süre sonra yiyecek dağıtma vakti geldiğinde Snaketooth, dağıtan kişinin Kanas değil de onun bir arkadaşı olduğunu fark etmişti.


Aldıkları şey de yarım dilimlik bir esmer ekmek parçasından başka bir şey değildi.


...


Dört gün geçmesine rağmen Joe’nun durumu daha da kötüye gidiyordu.


Dün üşüdüğünü söylerken bugün tek bir kelime bile edemiyordu. Pembe yanakları solmuş, nefesleri zayıflamıştı.


“Elimizden gelenin en iyisini yaptık…” diyen Sunflower eliyle karnını tutuyordu. O da epey halsizdi.


Son birkaç gündür her biri yiyeceklerinin yarısını Joe’ya veriyordu. Eğer bunu da yapmasalar bu kadar yaşayamazdı Joe… Eskiden o çok enerjik görünen Tigerclaw bile epey baygın görünmeye başlamıştı.


Kanas son birkaç gündür gelmiyordu.


Odada yüzden fazla fare toplanarak bu meseleyi konuşmuşlardı. Ama bu sadece bir konuşmaydı. Ne de olsa her zamanki gibi yemeklerini alabiliyorlardı. Ama özellikle o gün daha da bir gürültü vardı…


Duyurusu yapıldığı gibi o gün ücretsiz yemek dağıtım günüydü.


Uzunca düşünen Snaketooth, dişlerini gıcırdatarak: “Ben meydana gideceğim. Yalnızca ekmekten daha fazlasını yemeliyiz. Bir kâse sıcak yulaf ezmesi yedirebilirsem Joe biraz daha dayanabilir…” dedi.


"Deli misin?” diye sordu Sunflower: “Kanas’ın nasıl uyardığını hatırlamıyor musun bizi? Dudaklarının birbirine dikişlenmesini mi istiyorsun?”


“Gizlice sıvıştığımı öğrenirse olur bu… Kanas'ın nerede olduğunu bile bilmiyoruz. Ya Lord gerçekten onlara saldırırsa?”


“Ama Kanas’ın adamları hala burada… Öğrenirlerse bu işten sıyrılabilir misin sence?” diyen Sunflower, Tigerclaw’a baktı: “Sen de bir şey söylesene şuna…”


“Ben de seninle geliyorum.” deyiverdi Tigerclaw aniden…


“İkinizi de…”


“O yemek dağıtımı çoktan mahvolmuş olabilir… Ya da belki de hiç yiyecek yoktur. Bu da sadece soyluların bir taktiğidir. Bu Kanas’a itaatsizlik sayılmamalı bence…” diyen Tigerclaw’ın ağzı seğirdi: “Ben güçlüyüm. Joe’yu sırtımda taşıyarak oraya koşabilirim. Çok uzun sürmez. Kanas buralarda değil. Adamları da içeride ateşin önüne ısınıyorlar… Kimse fark etmez bile…”


Sunflower, tereddütte idi.


“Sen sadece burada kal.” dedi Snaketooth: “Bizi soran olursa arkamızı kollamış olursun. İshal olduğumuzu ve korunaklı bir yer aramaya gittiğimizi söyle. Endişelenmene gerek yok. Çok zamana ihtiyacımızı olmaz zaten, hemen döneriz…”


“Peki o zaman…” diyen Sunflower, etrafına baktı: “Acele edin!”


...


Snaketooth ve Tigerclaw, kulübeden çıkarak aşağı doğru koştular. Ayaklarının altındaki fazla kar pantolonlarını ıslatmıştı. Soğuk rüzgârlar yüzlerini kesse de hızlarını kesemiyordu. Nefes nefese meydana vardıklarında sahnenin etrafında bekleyen 1000 kişi olduğunu görmüşlerdi.


Yulaf ezmesi gerçekten dağıtılıyordu!


İkisi de hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Ancak kahverengi üniformalı iki muhafız onları durdurmuştu: “Yavaş olun, insanları itmeyin ve kaynak da yapmayın… Yoksa ücretsiz yiyecek alamazsınız…”


Snaketooth, sahnenin etrafına ahşaptan çitler dikildiğini görmüştü. İnsanlar sanki kuyruklu bir ejderhalarmış gibi kıvrıla kıvrıla ilerliyorlardı. Ellerinde garip demir çubuklar olan muhafızlar kısa kısa aralıklarla dizilmişlerdi. Düzeni koruyorlar gibi görünüyorlardı. Çünkü insanlar sık sık sıralardan atılıyorlardı.


“Arkadaşım hasta... Bize yardım edebilir misiniz lütfen? Size yalvarırım!” diyen Snaketooth, karlı zeminde diz çökmüştü.


“Günlerdir açlıktan ölüyor. Acilen yemeğe ihtiyacı var!” diyen Tigerclaw da onun yanında diz çökmüştü.


“Ne tür bir hastalık?”


“Soğuk sıtması…”


Muhafızlardan birisi şuurunu yitirmiş olan Joe’ya uzandı: “Onu benimle bırakın. Siz de sıraya girin.”


“Eee…”


“Geri dönüş yolunu biliyor, değil mi?” diye sordu diğer muhafız: “Bilmiyorsa bile onu bulmak için buraya gelirsin.” dedikten sonra da Joe’yu omzuna aldığı gibi arkasını dönerek yürümeye başladı.


"Ne yapmalıyız?” diye sorarak ikisi de birbirlerine bakmıştı. Ne Snaketooth ne de Tigerclaw böyle bir şey olmasını beklemiyordu. Planlarına göre ya muhafızlar onları hiç umursamayacaktı… Ya da onların sıranın önüne geçmesine izin vereceklerdi. Bu ihtimali hiç düşünmemişlerdi ama…


“Önce geri dönelim.” dedi Snaketooth bir süre düşündükten sonra…


"Ne... Geri dönmek mi?” diye soran Tigerclaw şaşırmıştı: “Yulaf ezmesi yok mu?”


“Bu sıra en az yarım saat sürer. Çok uzun süre dışarıda kalırsak problem olabilir.” diyen Snaketooth, başını salladı: “Joe’yu geri almak için akşam tekrar çıkarız.”


Tigerclaw insanların elindeki yulaf ezmesine baktı ve isteksizce: “Peki…” dedi.


Snaketooth'un söylemediği, içinde tuttuğu bir şey vardı. Ücretsiz yemek dağıtımı demişlerdi ve işte şimdi dağıtılıyordu. Acaba diğer iki duyuru da uygulanacak mıydı?


Siyah Sokak’a yaklaşan bir ateş topu varmış gibi hissetmişti.


Sonsuz Sokak’a döndüklerinde parmak uçlarına basarak eve girmişlerdi. Onları bir sürpriz bekliyordu.


Elleri arkasında bağlanan Sunflower, giriş kapısındaki sallantılı ahşap bir sıranın üstüne asılmıştı. Yüzündeki morluklar görülebiliyordu. Hemen yanında duran Kanas’ın adamları da gözlerindeki küçümseme ile yeni gelen ikisine bakıyorlardı.


İçlerinden birisi sordu: “Karnınız doydu mu iyice?” 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr