Bölüm 459: Snaketooth – Part 1

avatar
990 0

Release That Witch - Bölüm 459: Snaketooth – Part 1




Çevirmen: Lodos

Şeytan Ayları boyunca Uzun Şarkı’nın sokakları boş ve ıssız kalmış, sokak fareleri de kendi inlerine çekilerek güç toplamışlardı. Sonbahardan sakladıkları yiyecekleri paylaşıyorlar ve umutla yeni avlar bulabilecekleri zamanları bekliyorlardı.


İşler böyle yürümeliydi…


“Kahretsin! Neden birkaç lanet politik vaaz dinlemek için kar fırtınasıyla uğraşmak zorundayım ki?” diye düşünen Snaketooth,  yere tükürdü: “Lordların ne yapacakları hiç umurumda değil.” Sonra da: “Yakanı kaldır.” dedi yanındaki titreyen küçük bir çocuğa… İsmi Joe idi çocuğun: “Soğuk algınlığına kapılırsan ölürsün.”


“Bizi takip etmemeliydi.” diyen Sunflower’ın kaşları çatıktı: “Sadece biraz bilgi almak için dördümüzü de göndermek zorunda mıydı? Kanas bize kin besliyor olmalı…”


“Bunları lütfen kendine sakla… Öyle yapsa bile ne yapabiliriz sanki?” diyen uzun ve kalıplı çocuğun adı Tigerclaw idi. Onaylamaz bir tavırla konuşuyordu: “O bizim yiyecek kaynağımız.” dedikten sonra umursamaz görünse de hızla yürüyerek üç çocuğun önüne geçti. Snaketooth, rüzgârın nispeten kesildiğini hissedebiliyordu.


“Teşekkürler…” diye fısıldadı Joe.


Kanas konusunda da içlerinden kimsenin bir şey söyleyesi yoktu.


Farelerin de rütbeleri vardı. Krallar en tepede iken kuyruklar en alttaydı. Farklı rütbelerde kalınacak farklı yerler vardı. Kanas ise… O ne bir kral ne de bir kuyruktu. Dış şehrin batısındaki Sonsuz Sokak’ın hükümdarı idi. İlla bir rütbesi olacaksa ‘göbek’ ya da bir ‘bel’ falan olabilirdi… Ne olduğu önemli değildi. Snaketooth ve arkadaşları ona her zaman ‘patron’ derlerdi.


Batı bölgesinde onun gibi altı yönetici vardı. Ancak onların da patronunu, yani batının kralını Snaketooth hiç görmemişti.


Kanas'ın birkaç fare ekibi vardı. Snaketooth ve arkadaşları da bu ekiplerden birisiydi. Patronun onlara daha fazla kıyak yapmasının tek yolu diğer ekiplerden daha güçlü olmalarıydı. Maalesef ki sokaktaki çocuklar olarak hem sayı hem de güç bakımından büyük dezavantajdalardı. Ama Tigerclaw farklıydı. Her gün sadece yarım esmer ekmek yiyordu ama hala da çok kalıplı ve güçlüydü. Buna inanamıyordu işte Snaketooth.


Kahverengi saçlı kızın yani Sunflower’ın, Kanas’ın onlara kin güttüğünü düşünmesinin sebebi önceden yaşanmış bir aksilikti. Sokakta ortaya çıkan cadıyı ona götürmemişlerdi. Çünkü Snaketooth önce biraz para kazanmak için onun yeteneğini kullanmak istemişti. İşe giriştikten çok kısa bir süre sonra da Hanımeli Ailesi’nin bir kodamanı gelmiş ve cadıyı ellerinden almıştı.


Bu olaydan dolayı Kanas onlara son derece kızgındı. Cadıyı daha önceden ona vermiş olsalardı soylulara ya da Kilise’ye satarak çok daha fazla para kazanabileceğini düşünmüştü.


“Söylemesi kolay.” dedi Snaketooth küçümseyerek: “Onu kiliseye 25 kraliyet altınına satmak mı? O rahipleri nereden bulacak ki o? Kilise yıkık dökük durumda… Soylular da doğrusu bir fareye o kadar vermezler… Para kazanmak yerine öldürülürdü muhtemelen…”


"Snaketooth haklı.” diye ona katılmıştı Joe. Hala biraz titriyordu: “Zaten ona gerçekten 25 kraliyet altınına mal olmuş olsaydık bizi çoktan Kızıl Su’ya atardı…”


“Kanas cadıyı sadece batı bölgesinin kralına verebilirdi… Ayrıca kendisini cadının büyülü gücünden koruması da gerekli ama bir Tanrı Gözü’nün İntikamı taşı yok… Bize kıllık yapıyor sadece…”


“Satmak kelimesini bırakın artık! O Paper ve bizden birisi!” diyen Sunflower, Snaketooth’u cimcikledi: “Onun hakkında bir yükmüş gibi konuşuyorsun!” dedikten sonra bir an duraksamıştı: “Hey! Yoksa sen o zaman onu sattın mı?”


“Hayır!” diye haykırdı Snaketooth: “Onu kurtarmak için elimden geleni yaptım. Ama karşımdaki şehrin Lordu idi…”


“Acaba Sınır Kasabası’nda iyi midir?” diye soran Tigerclaw iç çekti.


"Ne kadar iyi olabilir ki?” diye homurdandı Sunflower: “Prens’in oyuncağı olmakla diğer soyluların oyuncağı olmak arasında ne gibi bir fark olabilir ki?”


“Gerçekten mi?” diyen Snaketooth’un ağzı seğirmişti: “Şu an bunu söylüyorsun. Ama soyluların nasıl yaşadıklarını bir görsen onların oyuncağı olmak için can atarsın.”


Uzun Şarkı meydanına vardıklarında hayrete düşmüşlerdi. Birkaç yüz kişi ahşap bir platformu çevrelemişti. Ortada büyük bir ateş de yanıyordu. Karlı bir gün için epey nadir bir sahne idi…


“Birisi gerçekten buraya vaaz vermeye gelecek…” dedi Tigerclaw: “Soylular yine ne karıştırmaya çalışıyorlar?”


“İyi bir şey olamaz.” diyen Snaketooth, omuzlarını silkti: “Ya vergi topluyorlardır ya da askere sağlam adam arıyorlardır. Daha yeni savaştılar bir de, değil mi?”


“Her neyse… Bu bizi ilgilendirmez.” dedi Sunflower: “Çabucak işimizi bitirim eve dönelim. Joe! Sen de ateşe gidip ısın biraz.”


“T-Tamam…”


Snaketooth kalabalığın çevresinden dolaşarak sahnenin kenarına doğru yürüdü. Sahnenin üstündeki adam kalın, pamuklu bir ceket, yünden bir şapka ve bir çift de deri eldiven giyiyordu. Sadece ona bakarak bile ısındığını hissetmişti. Üstündeki kirli ve eski kıyafetlerden kat kat iyiydi adamın kıyafetleri… Onları çalabilse ne kadar güzel olacağını düşünüyordu. Ama boş bir hayal olduğunun da farkında idi… Adamın pelerininde Elk Ailesi’nin damgası vardı.


Bir fare asla dört aileden birisine dalaşmaya cesaret edemezdi.


Diğer iki çocuğa: “Siz de kendinizi ısıtmak için Joe ile gidin. Ben burayla ilgilenirim.” dedi.


“Gerçekten mi?” diye soran Tigerclaw, kaşlarını kaldırmıştı.


“Elbette! Hafızam sağlamdır.” diyen Snaketooth kafasını işaret etti: “Ben her şeyi hatırlarım. Sözcükler, insanlar ve nefretler…”


“Pff…” diye alay etti onunla Sunflower: “Madem öyle diyorsun… Ben kaçarım o zaman… Teşekkürler… Hadi gidelim Tigerclaw…”


“Ama akşam yemeğinden bana fazla vereceksiniz!”


"Göreceğiz. Bu gece yemek olacak mı ondan bile emin değilim!” diyen Sunflower, ellerini iki yana açmıştı.


Onlar gittikten sonra Snaketooth, dikkatini ahşap sahneye çevirmek için kendisine hafif bir tokat attı. Bilgi denen şey onun gibi bir fare kuyruğu için işe yaramazdı… Ama fare göbekleri ya da fare kralları için çok önemliydi… Gerçi onlar bu bilgilerden kar etseler bile en alttaki kuyruklara neredeyse bir şey kalmıyordu.


“Vatandaş dostlarım! Burada Batının Lordu Prens Roland Wimbledon, Elk Ailesi’nin Kontu Shalafi Hull ve Uzun Şarkı Lordu Petrov Hull’un ortak bir beyanı var!” diyen adam sıcak birasından bir yudum alarak devam etti: “Uzun Şarkı Belediye Binası, tahıl pazarını halka açıyor! Evinde fazladan tahıl olan her vatandaş giderek özgürce satabilir elindeki tahılı… Ama dikkatli olun! Önümüzdeki aydan itibaren herhangi bir yetkisiz tahıl satışı suç sayılacaktır! Tahıl alma ve satma hakkı yalnızca Belediye Binası’nın olacaktır! Kim ki izinsiz tahıl satarken yakalanırsa cezası ağır olacaktır! Belediye Binası bu konudaki ihbarları beklemektedir! Doğru bilgi verenler 25 kraliyet gümüşü alacaklardır!”


Snaketooth’un ağzı şaşkınlıktan açık kalmıştı. Böyle inanılmaz haberler duymayı hiç beklemiyordu.


Soylular özel tahıl satışını yasaklamak istiyordu!


Ayrıca Belediye Binası tarafından verilen alım ve satım fiyatları da çok düşüktü… Kim bu düşük fiyata onlara tahıl satardı ki? Uzun Şarkı’da tahıl fiyatları erken gelen Şeytan Ayları sebebiyle zaten üç kat artmıştı. Karlar dinmeden düşmesi de imkânsızdı… Belediye Binası eğer şimdi tahıl satarsa parası ne olursa olsun soylular ve zengin tüccarlar hepsini alırdı… Acaba Prens ve Uzun Şarkı Lordu bu meseleyi hiç düşünmemiş miydi?


“Bi saniye… Eğer özel tahıl satışını yasaklarlarsa bize ne olacak?”


Bu düşünce Snaketooth’un aklında bir şimşek gibi çakmıştı. Vatandaşların çoğu tahıllarını farelerden alırdı… Ya politika uygulanırsa ve pazardaki tüm tahıllar soylu ve zengin tüccarlar tarafından alınırsa… Bu herkes için bir felaket olurdu! 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr