Bölüm 457: Hayalin Müziği

avatar
977 0

Release That Witch - Bölüm 457: Hayalin Müziği




Çevirmen: Lodos

“Benimle gelmene gerek yok.” diyen Yankı, Kızıl Su Nehri boyunca yürüyordu. Ayaklarının altındaki kar da çatırdıyordu.


“Burada şehir güvenli değil. Burası Sınır Kasabası değil…” diyen Demir Balta da hemen arkada yürüyordu: “Majesteleri yanınızda başka cadı olmadan kaleyi terk etmeniz halinde size eşlik etmemi söyledi.”


“Ona söylememeliydim…” diye mırıldandı. Derin bir nefes alarak: “Bana artık leydi demene gerek yok.”


“Benim kalbimde her zaman Osha Klanı’nın başı olarak kalacaksınız, leydi Drow Silvermoon…”


Osha'dan bahsedilince sessiz kalmıştı Yankı. Demir Balta onun yüz ifadesini göremese de klandan bahsedildiğinde üzüldüğünü hissedebiliyordu… Onu teselli etmek istese de ne yapacağını bilmiyordu. Bu yüzden çenesini kapalı tutarak onu takip etmeye devam etti.


Kızıl Su Nehri’nin şehir dışındaki bu arazilerden geçen kolu, iç şehirden geçen dümdüz kola kıyasla çok farklıydı. Nehrin her iki tarafı da düzgün istiflenmiş taş malzemeleri ile kaplıydı… Her on adımda nehre geçiş sağlayan bir açıklık vardı. Bu sayede insanlar nehirden su alabiliyorlardı.


O günkü kar yağışı çok ağır olmamıştı. Birkaç tane yaya vardı etrafta… Erkekler ve kadınlar şaşırmış bir şekilde Yankı’ya bakıyorlardı. Leydi Silvermoon’un uzun bir boyu ve güzel bir fiziği vardı… Bej renkteki teni ve uzun mavi gri karışımı saçları oldukça göz alıcı görünüyordu. Gökhisar Krallığı’nın iç kesimlerinde saf bir kum insanı görmek pek mümkün olmuyordu.


“Nehrin diğer tarafına geçelim.” diyen Yankı kendisine gösterilen bu ilgiden pek hoşnut kalmamıştı anlaşılan…


“Peki…”


Nehrin üzerindeki donmuş kemer köprüyü dikkatle geçerek Uzun Şarkı’nın doğu kısmına geçmişlerdi. Neredeyse hiç ev yoktu. Tarım alanları ve araziler alabildiğince karla kaplıydı. Görebildikleri tek şey düzlükler ve loş, karanlık şehir surlarının siluetiydi. Burası, batıya kıyasla tamamen zıt durumdaydı.


“Burası Demirkum Şehri gibi değil.” dedi Yankı: “Ben aşırı güneyde iken her yerin aynı olduğunu düşünürdüm. Kum her yeri kaplardı… Su kaynakları ve vahalar en kıymetli kaynaklardı ve insanlar bunlar için hayatları pahasına savaşırlardı. Ancak burada kimse Kızıl Su Nehri için kan dökmez… Susayan rahatlıkla çömelip içebiliyor zaten…”


“Ancak burada da başka şeyler için savaşıyorlar…” dedi Demir Balta: “Altın, mücevher, onur, unvan gibi şeyler için… Savaştan hiçbir yerde kaçılmıyor…”


“Gerçekten mi? Ama Bülbül bana Majesteleri’nin tüm anlaşmazlıkları ve çatışmaları bitireceğini söyledi.” diyen Yankı, başını kaldırarak gökyüzüne baktı: “İster bir kum insanı, isterse de bir Dört Krallık’tan vatandaşı… İster bir insan isterse de bir cadı… Herkes eşit haklara sahip olacakmış ve özgür bir hayat sürecekmiş…”


“Ben… Bilmiyorum…” diyen Demir Balta tereddüt etmişti. Bütün engellerin ortadan kalkacağını ve herkesin barış içinde bir arada yaşayacağını düşünemiyordu… Majesteleri her ne kadar tanrıların gücüne sahip olsa da, bütün düşmanlarına diz çöktürebilecek olsa da bunu düşünemiyordu Demir Balta… Düşmanlar onun egemenliği altına isteyerek girmeyeceklerdi. Ve yapılan fetihler sonucu yeni düşmanların ortaya çıkması savaş sürecinin doğal bir parçası idi.


“Demirkum Şehri’ne geri dönmek ister misin?” diye aniden sormuştu Yankı…


"Hayır, Lady Silvermoon…” diyen Demir Balta hızla daldığı düşüncelerden uyanarak tereddüt etmeden cevap vermişti: “Üç Tanrı’ya yemin ettim. Majesteleri Roland Wimbledon’a sonsuza dek hizmet edeceğim ve onun topraklar fethetmesine yardımcı olacağım. Siz de endişelenmeyin Leydim… Majesteleri sizin intikamınızı almaya söz verdi. Lütfen ona inanın… Siz Demirkum Şehri’ne geri döndüğünüzde kimse size saygısızlık yapmayacaktır…”


“Ama ben Osha Klanı’nın başı olmak istemiyorum ki…” diye fısıldadı Yankı: “Ben ağaçların yaprak dökmediği bir yerde yaşamak istiyorum. Wendy ve Bülbül ile kalmak istiyorum. Majesteleri’nin bana şarkılar öğretmesini istiyorum. Umarım bir gün oralara gidip neler olup bittiğine bir bakabilirim… Ama ben çölde yaşayıp su için savaşmak istemiyorum…”


“Her iki durumda da benim kalbimde Osha Klanı’nın halefi sizsiniz…” diyen Demir Balta düşüncesini tam olarak söylememişti. Başını yere indirerek: “Kimse sizi zorlayamaz…” dedi.


Karla kaplı tarlalar boyunca yürüdüler. Yaprak durmuştu: “Burada pratik yapacağım. Kimseyi rahatsız etmem herhalde…”


Demir Balta onun gücünün çeşitli sesler yapmak olduğunu biliyordu. Genelde Sınır Kasabası kalesinin arka bahçesinde pratik yapardı. Fakat bu kez Majesteleri ile soyluların toplantısını bölmemek adına özel olarak buraya gelmişti.


Başını sallayan Demir Balta iki adım geri kaydı: “Ben sizi beklerim…”


“Memleketimiz için bir şarkı yaptım…” diyen Yankı başını çevirdi: “Duymak ister misin?”


“Bir şarkı mı?” diye soran Demir Balta biraz şaşırmıştı.


“Evet. Majesteleri’nin bana öğrettiği bir aranje yöntemini kullandım. Farklı katmanlı sesler inşa edebilmek için bazı enstrümanları beraber seslendiriyorum.” diyen Yankı, bunları anlatırken rahat görünüyordu epey: “Daha önce denedim ve şaşırtıcı derecede güzeldi. Bir şarkının bu denli zevk verici olabileceğini hiç düşünmezdim. Eklenen her ton daha farklı bir lezzet katıyor… Majesteleri bu yöntemi nereden öğrendi bilmiyorum… Ben Kral Şehri’ne satıldığımda böyle bir şeyi hiç duymamıştım…”


"Prens Roland her zaman özeldir…” dedi Demir Balta. Kendi içinde tanrıların Roland'ı seçtiğini düşünüyordu.


“Evet... Kimse cadılara onun kadar iyi davranmaz.” diyen Yankı, Demir Balta’ya tamamen katılıyordu: “Ama Majesteleri’nin verdiği isimler biraz garip… ‘Elektrik sesi’ ya da ‘Tarımsal ağır metal’ gibi isimler veriyor…” diyen Yankı, gülerek başını salladı: “Zaten bu isimleri de yalnızca o düşünebilirdi…”


Demir Balta bir cevap veremeden Yankı, şarkısını söylemeye başlamıştı…


Bu karışık melodi kulaklarına ulaştığında şok olan Demir Balta, donakalmıştı. Ne muhteşem bir melodiydi bu! Sanki kumlar nazik bir şekilde vahaların içinden geçer gibiydi. Dünyanın derinliklerinden gelen bir ateş yığını gibi…


O anda Demir Balta, kendisini çölde kavurucu güneşin altında duruyormuş gibi hissetmişti. “Bu bir yanılsama mı?” diye düşünerek aşağı baktı. Ayağının altındaki karlar kaybolmuştu. Bir vahanın ortasında duruyordu. Gördüğü her yerde kum vardı. Yankı’nın gözleri kapalıydı. Pürüzsüz sesi havada süzülüyordu sanki… Ne nefes kesici bir güzellikti!


“Kum ve tozdan geçiyor…


Vahanın izlerini aramak için…


Kum denizinde kalıyor ayak izleri…


Baharda yansıyor gölgen…


Bir gün, vahalar yeni çöller olacak…


Ve çöller de yeni vahalar üretecek…


Tek ebedi şey…


Senin efsanen…


Bir gün…


Ayak izlerini takip edeceğim…


Gölgeni bulmak için…


Şafaktan önceki o…


Uykusuz ve sessiz zamanda…”


Şarkı bittiğinde Demir Balta, Uzun Şarkı Kalesi’ne geri dönmüştü. Sanki hiçbir şey olmamış gibi görünüyordu. Yaşanan her şey bir yanılsama idi sanki… Bir süre bekleyen Demir Balta yutkunarak avcunu açtı. Avcunun tam ortasında küçük parlayan bir şeffaf kum tanesi vardı:


“光(Işık)









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr