Bölüm 451: Özlem

avatar
1125 3

Release That Witch - Bölüm 451: Özlem




Çevirmen: Lodos

Rene, derin bir nefes alıp konaktan çıktı. Refleks olarak gözlerini kıst. Güneşi ve karı görmeyeli yarım ay oluyordu.


Her yerde dolaşan üniformalı askerler onu epey şaşırtmıştı. Etrafı koruyorlardı belli ki… Karlı zeminde yer yer kan lekeleri olsa da ne bir ceset ne de bir dağınık kıyafet vardı… Bu da askerlerin savaş alanını temizlerken ölüleri yağmalamadığı anlamına geliyordu. Bu ordunun şimdiye kadar gördüğü herhangi bir ordudan farklı olduğu aşikârdı.


"Petrov iyi mi?” diye soran Rene, Demir Balta’ya baktı: “Uzun Şarkı nasıl peki?”


“Her şey yolunda…” diye cevap veren uzun boylu, güçlü adam az konuşuyordu. Ama Rene, ne sorarsa sorsun cevap da veriyordu.


“Demek ki Jacques’in planı işe yaramamış…” diye düşünen Rene biraz rahatlamıştı: “Uzun Şarkı sağlamsa ve Hanımeli Ailesi de zarar görmediyse Petrov benden iyi bahsetmiştir…” Jacques’e ne olup bittiği umurunda bile değildi: “Salak herif Elk Ailesi’ni neredeyse sona götürüyordu. Neden umursayayım ki?” diye düşündü.


“Jacques ne yaptı?” diye sessizce sordu Aurelia.


Rene tereddüt etti. Başını sallayarak: “Bilmiyorum…” dedi.


Aurelia da hemen ‘Yalan söylüyorsun’ anlamına gelen bir işaret yaptı.


Rene acı bir şekilde gülümsedi. Bu soruyu nasıl cevaplayacağını gerçekten bilmiyordu... Jacques'in isyan etmeyi amaçladığını kesin olarak söyleyemezdi. Çünkü sadece planlama aşamalarını biliyordu. Tam ne olacağını kestirebilmiş değildi. Kısa bir sessizlikten sonra sordu: “Gerçekten benimle kaleye mi gelmek istiyorsun?”


“Tabii ki… Bu adamların güpegündüz malikâneye öyle dalma cüretini nereden bulduklarını merak ediyorum…” diyen Aurelia, Demir Balta’ya baktı: “Bence Lord Petrov bunları duyunca kesinlikle tepkisiz kalmayacaktır.”


Rene, kız kardeşinin asıl Petrov hakkında endişelendiğini ve onu görmek istediğini anlamıştı: “Peki, nasıl istersen…” dedi.


Karla kaplı yol boyunca yaklaşık bir saat at binen grup öğlen saatlerinde kaleye ulaşmıştı.


Demir Balta’nın önderliğinde Rene ve kız kardeşi kalenin üçüncü katına çıkmışlardı. Neredeyse her adımda bir muhafız vardı.


Çalışma odasına girdiklerinde Rene, çocukluk arkadaşı Petrov Hull’u görmüştü. Masanın yanında saygılı bir şekilde bekliyordu. Gri saçlı bir adam da oturmuştu. Elinde tuttuğu kalemle ilgiyle Rene ve Aurelia’yı inceliyordu. Anında bu adamın kim olduğunu anlayan Rene, bir dizinin üstüne çökmüştü: “Selamlarımı sunarım Majesteleri…”


''O..'' diyen Aurelia biraz şaşırmıştı. Ama Rene’in elbiselerini çekmesi sonucu dizi üstüne çökerek Prens’i selamladı.


“Sonunda burada buluştuk…” diyen Prens, gülümsüyordu: “Lütfen kalkın… Ben Elk bölgesine saldırı emri vermeden önce Petrov, sana Jacques’in isyanına katılmayacağın konusunda kefil oldu… Anlaşılan haklıymış… Ama nasıl bodruma düştün?”


Petrov'a minnettar bir bakış atan Rene, Prens’e olanları anlattı.


“Anlıyorum…” diyen Prens başını salladı: “Çok yazık... Jacques'ı durdurabilseydin Uzun Şarkı bunları yaşamazdı…”


Aurelia, kendisini tutamadan sormuştu: “Neler oldu ki?”


“Jacques Medde, Akçaağaç, Kurt, Vahşi Gül aileleriyle işbirliği yaptı. İki gün önce de Uzun Şarkı’ya bir saldırı başlattı.” diyen Prens, soğuk bir ses tonuyla konuşuyordu: “Saldırı sonucu masum insanlar öldü, iki sokak yakıldı. Hanımeli Ailesi’ni teslim olmaya zorlamak için Petrov’un ailesine zarar verdiler…”


Rene kulaklarına inanamamıştı: “Rakip bir soylu ile savaşırken bile ailelere saldırılmaz. Jacques nasıl yapabildi bunu?” diye düşündü.


“Sizi temin ederim ki saldırıya karışan hiç kimse adaletten kaçamayacak, tüm isyancılar ağır bir şekilde cezalandırılacak!” diyen Prens eliyle masaya vurdu: “Buraya batıyı temizlemek için geldim! Hiçbir sıçanın elimden kaçmasına da izin vermem!”


Rene sırtının terlediğini hissetmişti: “Majesteleri… Ben…”


Roland elini sallayarak onun sözünü kesti: “Endişelenme… Öfkemi masum insanlardan çıkarmayacağım… Elk Ailesi’nin yavruları bağışlanacak. Aslında sana bir sorum da olacak… Jacques Medde isyanda öldürüldü. Tıpkı Hull gibi sen de reis unvanını miras alıp bana hizmet etmeye hazır mısın?”


Bu soruya verilebilecek tek bir cevap vardı. Rene Medde, tereddüt etmeden diz çökmüştü. Bu klasik bir şövalye hareketiydi. Prens’e bağlılık yemini ediyordu.


Babasının hayatını alan bu Prens’ten hiç nefret etmemişti: “Bir savaş alanında, herkese her şey olabilir. Dahası savaşı Prens değil Dük yan ve diğer beş aile başlatmıştı. Savaştan sonra Prens, mağlup edilen soylulara sert davranmamıştı. Soylular arasındaki fidye geleneğine de uyarak esirleri serbest bırakmıştı. Eğer babam savaş alanında ölmeseydi muhtemelen Hanımeli Kontu’nun yaptığı gibi sağlıklı bir şekilde eve dönebilirdi.” diye düşünüyordu…


Rene bir şövalye olarak eğitilmişti ve kalbinin derinliklerinde bir şövalyenin değerleri yatıyordu. Haklı olan bir savaş makul görülebilirdi. Jacques’in yaptığı şey sadece yanlış olmakla kalmıyordu. Ortadaki düşmanlığı şiddetlendirmekten başka bir şeye yaramıyordu.


Aurelia ve ailesinin diğer tüm masum üyelerinin adına bu teklifi kabul etmeliydi… Elk Ailesi’nin koruması olmadan insanlar rahat ve dengeli bir hayat yaşayamazdı.


Yeminden sonra gülümseyen Prens başını salladı: “Önümüzdeki günlerde kız kardeşinle beraber kalede kalabilirsin. Petrov size oda ayarlayacak. Banliyölerde hala kaçak olanlar var… Onları tamamen temizlemeden sizin dönmeniz doğru olmaz.”


“Emredersiniz Majesteleri…” diyen Rene, odadan çıkarken Petrov da arkasından çıkmıştı.


Petrov’un bitkin halini gören Rene, kendisini kötü hissetmişti: “Özür dilerim…”


“Senin hatan değil…” diyen Petrov, Rene’in sırtını sıvazladı: “Endişelenme…”


Her nasılsa Rene arkadaşının farklılaştığını hissetmişti. Petrov’un gözlerinde hiç görmediği bir bakış vardı. Çelik gibi sert ve güçlü bir bakış…


Rene o an arkadaşının gerçek bir lider olma yolunda ilerlediğini fark etmişti…









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 19482 Üye Sayısı
  • 802 Seri Sayısı
  • 39048 Bölüm Sayısı


creator
manga tr