Korku dağları bekler. #Atasözü

Release That Witch - Bölüm 452: Birleştirme




Çevirmen: Lodos

İsyan eden soylular Birinci Ordu’nun karşısında güçsüz kalıyordu. Kazananın kim olduğu her karşılaşmanın ta başında belliydi zaten… Düşmanların dağılması için şarjör bile değiştirmesi gerekmiyordu Birinci Ordu’nun… Hatta bir savaş olduğu bile söylenemezdi… Birinci Ordu’nun temel olarak yaptığı tek şey; kaçan düşmanları kovalayıp yakalamaktı.


Demir Balta günde bir bölge olacak şekilde hızlıca Elk, Kurt, Vahşi Gül ailelerine ait olan bölgeleri fethetmişti. Ancak Akçaağaç Ailesi’nin topraklarına varan birlikler yavaşlamıştı. Beklenmedik birtakım sorunlar çıkmıştı…


"Lanet olsun. Burası da kaleye benziyor…” diyen Brian, önlerindeki kaleye bakarak sinirli bir şekilde yere tükürdü: “Hendek kazmışlar!”


“Yaralanan oldu mu?” diye soran Demir Balta’nın epey soğuk bir ses tonu vardı.


“İki şanssız adam… Biri kolundan diğeri de geri çekilme esnasında sırtından… Ama çok ciddi görünmüyor.” dedi Brian: “Kötü pozisyondaydık. Biz alçakta onlar yüksekteydi. Rahat atış imkânları vardı.”


Demir Balta, Brian'ın haklı olduğunun farkındaydı. Hiç kimse Akçaağaç Ailesi’nin kule şeklindeki kalesinin bu denli zorlu bir arazide olmasını beklemiyordu. Geçilmez Dağ sıralarından geçip gelen akarsular kalenin etrafını saran beş metrelik bir hendeği dolduruyordu. Su sürekli akış halindeydi. Yer yer donmuş buz kütleleri görülse de tamamen katı da değildi. Kulenin tek girişi kapıdandı. Ona ulaşmak için köprüden geçmeleri gerekiyordu. Ki düşman da zaten en çok o köprüye odaklanmış durumdaydı…


Düşmanlar yüksek bir konumda olduğu için Birinci Ordu dezavantajda kalıyordu. Kalenin etrafında da hiç yükselti yoktu. Hep dümdüz karlı arazilerdi. İki posta saldırı sonucu Birinci Ordu en fazla 3-4 kişiyi vurabilmiş ama birçok hasar almıştı.


“Keşke yanımızda topları getirseydik…” dedi Brian: “Kapıya yaptığımız birkaç atışa çoktan teslim olurlardı…”


“Kaleye çok uzağız. Havada çok karlı… Birlikler topları getiremez ne yazık ki…” diyen Demir Balta, göğe baktı: “Bugünlük bu kadar! Kampları ayarlayalım!”


Akçaağaç Ailesi’nin toprakları Geçilmez Dağ’ın hemen yanındaydı. Uzun Şarkı Kalesi’nin kuzeybatısında kalıyordu. Aradaki yol bir gün sürüyordu. 12 kiloluk bir saha topunun taşınması da bu yüzden imkânsızdı…


İstihbarata göre Akçaağaç Ailesi isyana azıcık katılmış hatta reisin kendisi dahi hiç girişmemişti. Bu da onların bütün cephanelerinin ve güçlerinin hala kalede saklı olduğu anlamına geliyordu. Yani kuşatma silahları olmayan Birinci Ordu’nun işi biraz zordu.


Geceleri kamp çadırlarında ateşler yakılmıştı.


“Yarın ne yapmamız gerekiyor?” diye soran Brian, ateşe odun attı: “Hiç düşünmeden bodoslama girelim mi, okları falan umursamadan? İçeri girdik mi iş tamam…”


“Çok kayıp veririz.” diyen Demir Balta başını salladı. Hala Demirkum Şehri’nde olsaydı görevin tamamlanması uğruna yüzlerce askeri seve seve feda ederdi… Ancak batı bölgesine geldikten sonra bizzat kendi elleriyle yetiştirdiği ve Majesteleri’nin de çok önemsediği bu askerleri koruma ihtiyacı hissediyordu.


Bir süre duraksadıktan sonra iç çekti: “Cadıları kullanalım…”


Brian şok olmuştu: “Cadılar mı?”


Demir Balta da bunu yapmak istemiyordu. Prens ona bir keresinde kaliteli bir ordunun kendi işini kendisi halledebilen bir ordu olduğunu söylemişti. Ama şu anda bunun önemi yoktu… Çünkü Majesteleri bu sözünden ayrı olarak iyi bir komutanın askerlerini önemsediğini de söylemişti. Batıyı bir hafta içinde birleştirebilmek ve hasarları minimumda tutmak için gururunu yenip bu kararı vermesi şarttı.


"Bir elçi gönder. Prens’e sıkıntıda olduğumuzu ve Bayan Maggie’nin yardımına ihtiyacımız olduğu mesajını iletsin…”


Ertesi sabah Maggie ve Şimşek kampa gelmişlerdi: “Ne oldu?”


Demir Balta öksürerek problemi anlatmaya başladı: “Düşmanlar genel olarak kulenin üstündeler… Bu yüzden tüfeklerimiz onlara zarar veremiyor… Ayrıca girişi kapatan bir de çelik kapı var. Birinci Ordu patlayıcıları yerleştirmek için yeterince yaklaşamıyor. Kapıları açmanız için size güvenebiliriz yalnızca…”


“Hallederiz…” diyen kız göğsüne vurdu.


Patlayıcı atmak onlar için aşina oldukları bir görevdi. Küçük Kasaba’da oldukları zaman Birinci Ordu ile beraber eğitilmişlerdi bu konuda… Demir Balta, başını salladı ve askerlerine hazırlanmaları için emir verdi. Patlayıcılar belki istenen etkiyi veremeyecekti. Ama en azından düşmanları bir süreliğine de olsa korkutabilirler ve bu sayede içeri girmek için gereken zamanı bulabilirlerdi.


“Sen de mi savaşacaksın?” diye soran Brian, sırtına bir tüfek beline de birkaç mermi yerleştiren Demir Balta’ya bakıyordu.


“ ‘Haydi savaşın!’ diye emir vermektense ‘Haydi savaşalım!’ diye emir vermek daha iyi olur…” diyen Demir Balta gülümsedi: “Majesteleri hep bundan bahsediyor…”


...


İki adam askerlerini hücum konumuna getirmişti. O sırada Maggie de gökyüzünde görünmüştü.


Dev bir canavara dönüşerek kaleye doğru yöneldi. Pençeleriyle bir patlayıcı çantası kapıvermişti. Herkes dehşet içinde bu sahneyi izliyordu. Birinci Ordu’dan alkışlar ve tezahüratlar yükseliyordu. Karşı tarafta ise karmaşa baş göstermişti. Akçaağaç Ailesi’nin kuvvetleri silahlarını hazırlamışlardı. Canavarın gelmesini bekliyorlardı. Ama boşuna bekliyorlardı…


Maggie bütün gücüyle hızını alarak patlayıcı çantasını kulenin üstüne bıraktı.


Etrafın bir anda sessizleştiğini hisseden Demir Balta hemen arkasından kalenin tepesinde ortaya çıkan ateş topunu görmüştü. Aniden yer sallanmaya başlamıştı. Tüm yeryüzü titriyor gibiydi. Etrafa dumanlar saçılıyordu. Demir Balta’nın yüzüne bir ısı dalgası çarpmış ve onu geri çekilmek zorunda bırakmıştı…


Bu Tanrı'nın gücüydü!


Demir Balta, Majesteleri’nin ta en başlarda yaptığı barut testini hatırladı. Şu andaki patlama ondan kat kat üstündü… Tahmin bile edilemez bir güçtü bu… Ama kulenin tepesindeki düşmanların kaderini tahmin etmek çok da zor değildi doğrusu…


Sessizce Üç Tanrı’ya dua ederek tüfeğini havaya kaldırdı Demir Balta: “Majesteleri Roland için! Birinci Ordu! Hücum!”


“Majesteleri için!” diye Demir Balta’yı tekrar eden askerler de aynı anda kaleye doğru saldırıya geçmişti…


İşte bu sefer kimse onları durdurmaya cesaret edemeyecekti…


***************


Demir Balta, Uzun Şarkı Kalesi’ne döndüğünde altıncı gece olmuştu.


Tüm Batı Bölgesi sonunda Roland Wimbledon’un kontrolü altındaydı!







Yorumlar


Giriş Yap


    Duyurular

    Popüler Seriler

    Against The God
    Against The God
    Beğeni Sayısı: 1466

    King of Gods
    King of Gods
    Beğeni Sayısı: 1205

    Tales of Demons & Gods
    Tales of Demons & Gods
    Beğeni Sayısı: 995

    True Martial World
    True Martial World
    Beğeni Sayısı: 909

    Emperor’s Domination
    Emperor’s Domination
    Beğeni Sayısı: 804

    I Shall Seal The Heavens
    I Shall Seal The Heavens
    Beğeni Sayısı: 787

    Martial God Asura
    Martial God Asura
    Beğeni Sayısı: 720

    Coiling Dragon
    Coiling Dragon
    Beğeni Sayısı: 637

    Swallowed Star
    Swallowed Star
    Beğeni Sayısı: 634

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 603

    Popüler Orjinal Seriler

    Kara Büyücü
    Kara Büyücü
    Beğeni Sayısı: 603

    KAREN
    KAREN
    Beğeni Sayısı: 217

    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    GÖKYÜZÜ İMPARATORU
    Beğeni Sayısı: 200

    DİPTEN EN TEPEYE
    DİPTEN EN TEPEYE
    Beğeni Sayısı: 158

    Beyond Eternity
    Beyond Eternity
    Beğeni Sayısı: 154

    Yıldızlar Kralı
    Yıldızlar Kralı
    Beğeni Sayısı: 150

    Acemi Ölümsüz
    Acemi Ölümsüz
    Beğeni Sayısı: 136

    SAHİPKIRAN
    SAHİPKIRAN
    Beğeni Sayısı: 130

    THEODEN
    THEODEN
    Beğeni Sayısı: 129

    Lord Of The Demons
    Lord Of The Demons
    Beğeni Sayısı: 124

    Site İstatistikleri

    • 15919 Üye Sayısı
    • 728 Seri Sayısı
    • 34145 Bölüm Sayısı


    creator
    manga tr