Bölüm 448: Mermilerin Selamı

avatar
956 1

Release That Witch - Bölüm 448: Mermilerin Selamı




Çevirmen: Lodos

“Lordum… Batıdaki limanda bir gariplik var…” diye bildirdi caddeleri bloke etmekten sorumlu olan muhafız: “Oradan bazı garip sesler duydum. Araştırmaları için de iki birlik yolladım. Ama daha dönmediler.”


"Ne?” diye soran Jacques Medde kaşlarını çatmıştı: “Yanlış duymuşsundur…”


“Hayır hayır, çok netti Lordum… Ağır ağır nefes alan bir ses gibiydi… Böyle hırrr… hırr…” diye duyduğu sesi taklit etti muhafız.


"Belki de bir serseri horluyordur?”


“Bu havada dışarda uyuyan adam ölür.” diyen muhafız ısrarcıydı: “Kimse de o kadar yüksek sesle horlayamaz. Gerçekten horlama sesiyse benim duyduğum; o zaman horlayan şeyin en az surlar kadar büyük bir şey olması lazım…”


Muhafıza uzunca bir süre bakan Jacques, başını çevirip seslendi: “Şövalye Dowcan!”


“Emredin Lordum!” diyen ve göğsünde Akçaağaç Ailesi’nin amblemi olan bir şövalye Jacques’e doğru yürüdü.


“Birliğini topla ve şu muhafızı çağırarak limanı bir kontrol et.” diyen Jacques, şövalyenin sırsını sıvazladı: “Herhangi bir şey görmeniz halinde direkt bana haber verin!”


“Ee… Oraya başka birini gönderebilir misiniz?” diye soran genç, tereddütteydi: “Babam sizinle kaleye girmemi istiyor…”


“Limana gidip gelmek çok sürmez. Ama burada bir süre daha bekleyeceğiz gibi duruyor…” diyen Jacques, gülümsüyordu: “Hanımeli Ailesi teslim olursa senin gelmeni bekleyeceğimden emin olabilirsin…”


“Eh… Peki…” diyen şövalye, muhafızla beraber ayrıldıktan sonra Jacques, içinden şövalyenin babasına bir küfür savurarak sinirli bir şekilde düşünmeye başlamıştı: “Bir oğlunu kaleye sokmakla benim aldığım kadar almayı ancak rüyanda görürsün! Majesteleri mektupta sadece benim ismimden bahsetti! Sadece benim!”


Çok geçmeden batı tarafından bir silah sesi duyulmuştu. Jacques de anında ayağa fırlamıştı: “Bu da ne? Şövalyede tüfek yoktu ki!”


Durumu kontrol ettirmek için şövalyelerin bir kısmını oraya göndermeyi düşünmüştü ki daha önce kendisine haber veren muhafız sendeleye sendeleye geri dönmüştü: “Lordum, lordum! İşler ters gitti!”


“Nasıl ters gitti?”


“Asi Roland! Burada!” diyen muhafız, gözlerini dört açmıştı: “Kaleye gelen binlerce düşman var!”


“Roland Wimbledon'un ordusundan mı bahsediyorsun?” diyen Jacques öfkeyle muhafıza bir tokat çaktı: “Binlerce ne? Böyle saçma şeyler söylemeye devam edersen seni şehir kapısına astırırım!”


“Lordum! Gökhisar Krallığı’nın bayrağını taşıyorlar…” diyen muhafız kaçmaya cesaret edemiyordu. Bir dizinin üstüne çökerek devam etti: “Şövalye Dowcan’ın yaverinden birkaç tanesini sorgulayabilmemiz için yakalayıp getirmesini istedim! Ama harekete geçtikleri an… Onlar, onlar...”


“Ne olmuş onlara?” diye bastırıyordu Jacques.


“Yoğun bir ateş altında vuruldular…” diyen muhafızın yüz ifadesinden çok korkunç şeylere tanık olduğu anlaşılıyordu: “Karanlıkta birden patlayan bir sürü alev gibiydiler… Sesler de hiç durmuyordu… İleri çıkan 20 adamın hepsi birden atlarıyla beraber vurulmuşlardı…” diyen muhafız, yutkunarak devam etti: “Lordum… Ben hiç bu kadar yoğun silah sesi duymadım… Binden fazla olmasalardı bir şövalye birliğini nasıl bu kadar hızlı ortadan kaldırabilirlerdi? Siz söyleyin…”


Sinirli Jacques, sordu: “Akçaağaç Ailesi’nin oğlu nerede peki?”


“Kaçtı…”

 

Koltuğunda oturduğu yere iyice çökmüştü Jacques: “Bu nasıl mümkün olabilir? Dört aile daha dün öğlen hareket etmeye başladılar. Ama Prens Roland şu anda burada. Mesajlaşmaları da sayarsak… Kasabadan buraya sadece bir günde gelebiliyor mu yani? Tüm yol boyunca muhteşem esen bir rüzgâr olsa bile bu kadar hızlı olmaz… Ayrıca o kadar adamı getirmek için bir filoya ihtiyaçları var… Aldığım haberlere göre onun bir gemisi bile yoktu… İşler nasıl böyle olabildi?” diye düşünen Jacques Medde, alnındaki terleri sildi: “Belki de muhafız yalan konuşmuştur… Her neyse… Sakin olmalıyım… Çakmaktaşı tüfekleri nasıl o kadar güçlü olabilir ki? Menzilleri en fazla 40 adım… Yeniden yükleme hızı da çok düşük… En iyisi şimdi Vahşi Gül ve Kurt Aileleri’ne haber verip bütün şövalyeleri, paralı askerleri ve muhafızları toplamak… Bu şekilde belki onları yenebiliriz…”


Açık arazideki savaşların aksine sokak savaşlarında silahların düşük yükleme hızı büyük bir dezavantaj olurdu.


“Lanet olsun!” diye haykıran Jacques, oturduğu sandalyeye eliyle vurarak baş muhafıza seslendi: “Vahşi Gül Ailesi’nin reisi ve Kurt Ailesi’nin kontesini çağır! Bütün çakmaktaşı tüfeği olan adamlar kalenin girişini koruyacak! Git şimdi!”


Okçulara kıyasla çakmaktaşı tüfeği kullanan askerleri eğitmek daha kolaydı. Şimdilik düşmanı engellesinler yeterdi… Hayatlarının bir önemi yoktu… İsterlerse şövalyeler onlardan sonra saldırabilirlerdi.


Jacques bunları düşünürken baş muhafızı geri gelmişti: “Onlar çoktan kendi adamlarıyla birlikleri terk etmişler Lordum…”


Dört ailenin her biri kalenin bir tarafını kuşatmıştı. Anlaşılan diğer aileler haberi Jacques’ten daha erken almıştı.


O sırada silah sesleri de gittikçe yaklaşıyordu kaleye… Tıpkı muhafızının tarif ettiği gibiydi… Gürültülü ve korkutucu…


“O*ospu çocukları!” diye haykıran Jacques donakalmıştı. Son bir kez kaleye baktı. Geri çekilme emri vermekten başka seçeneği yoktu. Şu anda da sadece kendisi ve muhafızları kaçabilecekti. Kaledeki adamlarını geride bırakmak zorundaydı.


Kaçışa geçen Jacques bir anda gördüklerinden dolayı şok olmuştu.


Düşmanlar her yerdeydi. Onların setini kırıp geçmeye çalışan herhangi bir kişi anında vuruluyordu. Ellerindeki silahlar, Timothy’nin gönderdiği çakmaktaşı tüfekle benzemiyordu. Sürekli ateş edebiliyorlardı. Hiç yeniden doldurmaya gerek duymuyorlardı. Karmakarışık bir durumdu… Ta en başta kaçan Şövalye Dowcan hariç diğer üç ailenin üyelerinin her biri yakalanmıştı.


“Lordum… Ne yapacağız?”


"Demir zırhlı birlikleri yollayın!” diye bağırdın Jacques: “Onların arkalarına sığınarak ilerleyeceğiz...”


Üç demir zırhlı birlik nihayet toplanmıştı. Kalkanlarını kaldırarak yavaşça ilerlemeye başlamışlardı. Diğer şövalyeler de onların arkalarına sığınmışlardı. Bunun son şansları olduğunun farkındaydılar.


Ne yazık ki Jacques Medde’nin verdiği bu karar, büyük bir hataydı.


Düşmana 100 adımları carken devasa bir ateş yağmuruna tutulmuşlardı. Öndeki kalkanlar ve şövalyeler paramparça olmuşlardı. Etrafa kan kokusu yayılmıştı…


Son bir saldırı emri verecek oldu Jacques. Ama tam o anda mermiler onu selamlarcasına üstüne yağmaya başlamıştı…









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18121 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr