Bölüm 444: İstihbarat

avatar
969 1

Release That Witch - Bölüm 444: İstihbarat




Çevirmen: Lodos

Kâhya, daha Eltek bölgesinden çıkamadan Roland’a Uzun Şarkı’da konuşlu İkinci Ordu’dan bir güvercin mektubu gelmişti. Bir saat sonra da Petrov’un mesajı ulaşmıştı.


Güvercinlerin taşıdıkları bilgiler sınırlı olduğundan dolayı Roland iki mesajı birleştirerek ancak anlayabilmişti neler olup bittiğini…


Batı bölgesinin dört ailesi isyan etmişti!


“Nelerine güveniyorlar da burnumun altında bana isyan etmeye kalkışıyorlar?” diye düşünen Roland, hemen Carter ve Demir Balta’yı çağırarak onlara mesajları gösterdi.


“Majesteleri bu…”


“Uzun Şarkı’dan gelen bir mesaj!” diyen Roland, öfkeliydi. Kış sona eriyordu. Üç gün içinde yeni yıla gireceklerdi. Sadece şehir inşaatıyla uğraşmıyordu. Ayı zamanda Tee Projesi için de yapılması gereken çok iş vardı: “Bu soylular beni rahatsız etmek için yanlış zamanı seçtiler! Ölmek için sabırsızlanıyor olmalılar!”


Mektuplara göre şehir içindeki soylular bir grup yavere liderlik ederek şehir muhafızlarına saldırtmışlardı. Surlardaki muhafızlar bir şeylerin yanlış gittiğini fark ettiğinde kuzeydeki asma köprü çoktan düşmanların eline geçmişti. İşaret ateşini yakıp konumlarını korumaktan başka yapacakları bir şey kalmamıştı.


İkinci Ordu’nun diğer üyeleri işaret ateşini görünce kamptaki yaklaşık 50 askerden oluşan beş kişilik ekipleri bir araya getirerek 25 kişilik iki birlik olmuşlar ve acil müdahale planını takip etmişlerdi. Birliklerden birisi kuzey kapısına diğeri ise kaleye doğru ilerlemişti. Petrov’un yazdığı gizli mektup, ikinci birlik kaledeki soylularla çarpışmaya başladıktan sonra gönderilmişti.


“Notta kaleyi kuşatan saldırganların dört ailenin bayraklarını taşıdığı yazılı… Yani planlı bir isyanmış…” diyen Carter, notları okuduktan sonra kaşlarını çatmıştı: “Dört aile beraber hareket ediyorsa aralarında bir de lider olmalı…”


Gerçekten de dört aile veya Dük Ryan'ın altında olanlar da dâhil olmak üzere beş aile aynı seviyelerde olan büyük soylu ailelerdi. Önyargılarını bir kenara bırakıp işbirliği yapıyorlarsa arkalarında hepsinden daha büyük bir güç vardı muhtemelen… Aksi takdirde tamamen kendi başlarına kalsalar kimin lider olacağını seçmek için bile 10 yıl harcarlardı.


O anda da batıyı karıştırmak isteyecek yalnızca bir ya da iki kişi vardı…


“Kral Şehri’ndeki Timothy’den mi bahsediyorsun?” diye soran Demir Balta, baş şövalyeye baktı. Mojin Klanı’ndan bir kum insanı olan Demir Balta, Gökhisar Krallığı’nın politik mevzularında Carter’dan çok çok daha zayıf kalıyordu.


“Kilise olsa da şaşırmam…” diyen Roland’ın ağzı seğirdi: “Mağlup Ejder Sırtı’nda yaptıklarına da bakarsak buraya saldırmaları çok muhtemel olur…”


“Problem şu ki; Petrov, düşmanlarda ateşli silahlar olabileceğinden de bahsetmiş…” diyen Carter kaşlarını çattı: “Bu düşmanların barut formülünü öğrendikleri anlamına mı geliyor?”


“Kilise ve Timothy’nin kar tozundan haberleri var, evet… Ama sorunsuz bir şekilde kullanabilmeleri için önlerinde çok uzun bir yol var.” diyen Prens, hafifçe masaya vurdu: “Beni asıl şaşırtan Sınır Kasabası’nın Uzun Şarkı’ya bu kadar yakın olmasını bilmelerine rağmen isyan etmeleri… Bilinmeyen bazı kuvvetlerin desteği olsa bile Birinci Ordu’nun karşısına çıkmaya nasıl cesaret edebiliyorlar?”


“Şeytan Ayları’ndan dolayı olabilir…” diye yanıtladı Demir Balta: “Majesteleri geçen sefer Dük’ü gök gürültüsü güçlerini kullanarak yense de birliklerimiz savaşta olağanüstü yetenekler göstermiş değiller… Bir de kar yolları kapatmış durumda ve şeytani canavarların da saldırıları var… Başarılı bir isyan için mükemmel bir zamanlama gibi görünüyor… Uzun Şarkı’ya yapacağımız saldırı için elimize yeterli kaynak geçmesi de en az 2 ayımızı alacak…”


“Ben de o benden aldıkları çakmaktaşı tüfekleri ve surları yüzünden engellenecek miyim yani?”


“Aslında evet…” diyen Demir Balta, sırıtmasını engelleyememişti: “Sizin sahip olduğunuz tüm silahlara sahipler, aşılmaz surlara sahipler ve bizim bilmediğimiz bir kuvvetin desteğine de sahipler… Sizin şehir surlarının dibinde yenme konusunda epey büyük bir şansları var… Muhtemelen onlar da bunu düşünmüşlerdir.”


“Ama hala Sınır Kasabası’nın tüm gücünden habersizler!” diyen Roland ayağa kalktı: “Demir Balta!”


“Emredin efendim!” diyen Demir Balta anında hazır duruma geçmişti.


“Birinci Ordu derhal bir sefer için hazırlansın! Yarın sabah yola çıkacağız!” diyen Roland, kararlı bir sesle konuşuyordu: “500 asker seç! Altı tane saha topu taşınacak! Diğer ayarlamalardan sen sorumlusun!”


“Emredersiniz efendim!” diye selam çaktı Demir Balta.


Birinci Ordu 500 kişilik sayısını dörde katlayarak 2200’e çıkartmıştı. Döner tüfekler yapılarak ateş gücü büyük ölçüde artmıştı. Ayrıca Birinci Ordu’nun eğitim seviyesinin de artması ile sahadaki fiziksel başarılar da tutarlılaşmıştı. Emirler üzerine personeller kaç askerin sefere kaç günlüğüne gideceği bilgisi doğrultusunda gerekli cephane ve yemek ihtiyacını hemen hazır etmişti. 500 kişinin lojistik çalışmaları bir günde tamamlanabiliyordu. Hazırlık için haftalara ihtiyaç duyan şövalyelerin yanında Roland’ın ordusu aşırı yüksek bir hızda hareket ediyordu.


Ordu 11 tane yandan çarklı vapurlarla beraber Uzun Şarkı’ya doğru yola çıkmıştı. Seri üretime geçtikten sonra betonarme gövdeli bir geminin üretimi yalnızca 5 gün sürüyordu. Bu da bilerek bu kadar geciktiriliyordu. Çünkü gemilerin sayısı mürettebat ve buhar motoru gibi farklı etkenlere bağlıydı.


"Carter!"


“Emredin efendim!” diyen baş şövalye selam durdu.


“Sen Sınır Kasabası’nda kalıyorsun!”


Şövalyenin bir anda yüzü düşmüştü: “Ne? Yapmayın Majesteleri… Beni nasıl arkada bırakabilirsiniz?”


“Hala Şeytan Ayları’ndayız… Ve şeytani canavarlar soylulardan büyük bir tehdit…” dedi Roland: “Kasabayı iyi koru…”


İkisi çıktıktan sonra Roland, iç çekti: “Bu sefer cadıların da benimle gelmesi lazım…”


“Nereye gidersen git ben hep seni takip ederim…” diyen Bülbül, gülümsüyordu.


Rakiplerinin Kilise olabileceğini düşünen Roland, Tanrı Gözü’nün İntikamı taşları olmaksızın yalnızca cadıların Kilise’nin safkan cadılarına karşı koyabileceğinin farkındaydı. Seçeneklerini düşünen Roland, ona eşlik edecek cadılara karar vermişti: “Şimşek, Maggie, Sylvie, Nana, Lily ve Bülbül.”


“Uyku Adası’nın üç savaş cadısını da listeye eklersem safkan cadıların bizi yenmeleri çok zor olacaktır…”  diye düşünen Roland, pencerenin yanına giderek karlı dağlara ve ovalara baktı.


“Geçilmez Dağ sıralarını Uzun Şarkı’nın surları olarak görürsem kuzeydeki vahşi araziler dört ailenin bölgesi oluyor… Benim gücümün ötesinde yani… Elk, Vahşi Gül, Akçaağaç ve Kurt Aileleri… On yıldan fazla bir süredir her biri kendi topraklarında borularını öttürüyor… Kendi yasalarını ve kurallarını koyuyorlar… Bu yüzden Dük Ryan bile onlara pek karışmazdı…” diye düşündü Roland.


Bu aristokratik bölgeleri yeni şehri inşa ettikten sonra yavaş yavaş bölüp fethetmeyi amaçlamıştı. Ama bu isyan ona bunu daha erken yapması için bir fırsat vermişti işte… Tekte bütün Uzun Şarkı’yı tamamen eline alabileceği bir fırsat…


Roland kararlıydı. Soylular bu sefer elinden kaçamayacaklardı…










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18332 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr