Bölüm 438: Elektrik ve Işık

avatar
1159 1

Release That Witch - Bölüm 438: Elektrik ve Işık




Çevirmen: Lodos

İnşaat planına dayanan Roland verimli bir Tee projesi yapabilmek için gereken tüm ekipmanları dâhil ettiği bir çalışma odası kurdu.


Gerekli ekipmanlar; bir buhar motoru, bir elektrik motoru, bir güç kaynağı ünitesi, bir kazan ve iki de su deposundan oluşuyordu. Odanın dışındaki su kulesi ile birlikte Tee projesinin temel işleyişi oluşmuştu.


Buhar motoru suyu su kulesine ve su tanklarına pompalıyordu. Evlerdeki günlük ihtiyaçlar için gereken su, su kuleleri sayesinde sağlanacak. Su tankları ise ısıtma sistemleri ve kazanlar içindi. İlk su tankı yüksekte idi. Suyun içerisindeki magnezyum ve kalsiyum iyonlarının iyice çökerek suyun yumuşamasını sağlamak için su tanklarının içine yıkama taşları ve kireçtaşları konulmuştu. Bu su tankında içerisindeki nesneler de akmasın diye Soraya tarafından özel olarak yapılmış bir filtre kullanılıyordu. Bu filtreden geçen su ise alçaktaki tanka akıyordu.


Kazanın su kaynağı bir elektrik motoru tarafından kontrol ediliyordu. Kazanın içindeki su seviyesi çok düşük olduğunda, içindeki şamandıra su seviyesi tekrar normale gelene dek elektrik motorunu başlatıyordu. Bu işlem hem manuel kontrolden hem de buhar motoru sisteminden daha dengeliydi. Başında birisinin durmasına ihtiyacı yoktu yani…


Su temini ve ısıtma sistemleri zaten başarıyla test edilmişti. Roland, inşaatlarının sorunsuz geçeceğinden emindi. Şu anda odak noktası güç kaynağıydı. Kasaba için kesinlikle yepyeni bir şeydi. Ne Karl’ın ne de Taş Ustaları Loncası'nın diğer üyelerinin elektrik hakkında bir fikirleri yoktu. Ama Roland’ın da elektrik hakkında çok fazla şey bilmediği ve aklında kalan bütün bilgilerin de lise düzeyinde kaldığı bir gerçekti. Bunları da düşünen Roland, önce bahçede bir model inşa etmeye karar vermişti. Başarılı olması halinde bu fikri İnşaat Bakanlığı’na açıklayacaktı.


Dengeli bir güç kaynağına ulaştığında yapılacak ilk şey elektrik gücünün simgesi olan şeyi icat etmekti: Bir ampul.  


Bütün bu düşüncelerden sonra üstüne kalın bir palto alan Roland, Kuzey Yamaç Dağı’ndaki bahçeye doğru yola çıktı. Normalde yarım saat süren yol, Bülbül’ün sisi içerisinde dört dakika sürmüştü. Ahşap kapıyı iterek açınca içerideki Anna ve Lucia, Roland’ı hemen fark etmişlerdi. Anna başını sallayarak işlerine devam etmiş, Lucia ise mutlu bir şekilde Roland’a koşarak: “Günaydın Majesteleri…” demişti.


"Günaydın…” diyen Roland bir gülümseme ile başını sallayarak Anna’nın yanına gitti: “Neyle uğraşıyorsun?”


"Yeni silah varilleri ve kilitleme mekanizması…” diyen Anna, yüzündeki ciddi bakışla masanın üzerindeki çelik boruları işaret etti: “Çizimlerinin bazı yönleri mantıklı değil… Bence böyle daha iyi…”


“Ne kadar inanılmazsın Anna…” diye düşünen Roland, elini uzatıp sarılacak olmuştu ki Anna geri çekildi. Öksüren Roland: “Pekâlâ… Nasıl istiyorsan öyle yapabilirsin…” dedi.


Roland, Anna’nın kendi tasarımlarını sorgulamasına aldırmadı. İlla ki hatalar olacaktı. Anna sadece kendisinden yetenekli değildi… Aynı zamanda çok ince detayları dahi görebilen bir zihni vardı…


Bir süre sonra işini bitiren Anna, Roland’a yürüdü ve başını Roland’ın göğsüne koydu.


“Sanırım az önceki hareketi telafi etmek için...” diye düşünen Roland, şaşkındı.


Yumuşak saçlarını karıştırdı. Anna memnuniyetle bakarak sordu: “Şimdi ne yapıyoruz?”


“Ah… Evet…” diyen Prens, Lucia'ya dönerek sordu: “Cevherlerin madenlerden ayrılması nasıl gidiyor?”


"Neredeyse bitti… İşte sonuçlar…” diyen Lucia, Roland’a bir yığın kitap verdi: “Ama korkarım bu karışımları haddelenmiş çelik üzerinde test etmek epey zaman alacak. Çok fazla bireysel unsur var.”


“Bu bile gayet iyi…” diye onu teşvik etti Roland.


Bu onun maddi iyileştirme planının bir parçasıydı. Karbonu azaltarak ve kirleri ortadan kaldırarak haddelenmiş çeliklerin kalitesini zaten geliştirmişlerdi. Şimdi sırada Kuzey Yamaç Maden Bölgesi’ndeki tüm elementler vardı. Ama hepsini tek tek denemek zorundaydılar. Hiçbir kısa yol yoktu.


Roland, kitapları inceliyordu. Çok geçmeden en yüksek erime noktasına sahip olan elementi bulmuştu. Elini 12 numaralı test örneğinin üstüne götürerek sordu: “Nerede bu?”


Lucia çabucak bulup getirmişti. Ham bir taş ve birkaç element parçası. Her ikisi de plastik torbaların içindeydi.


Roland bu kaba, siyah taşı başka bir yerden tanıyordu.


“Bu daha önce ofisime gönderilen kara taşın aynısı değil mi? Simyacılara verip sonra tamamen unuttuğum taş… O zamandan beri hiç düşünmemiştim bunu... Kuzey Yamaç Dağı’ndaki en yüksek erime noktasına sahip olan mineral bu olabilir mi acaba?” diye düşünüyordu Roland.


Anna, malzemelerin erime sıcaklıklarını kesin olarak ölçemiyordu. Bu yüzden kendince ‘normal’, ‘yüksek’ ve ‘nispeten yüksek’ gibi tabirler kullanıyordu. Yalnızca 12 numaralı test örneğinde ‘aşırı yüksek’ yazıyordu.


Torbadaki temel parçacıklar, diğer metalik elementlerin çoğuna benzeyecek şekilde gümüş beyazı renktelerdi.


“Bu acaba Wolfram mı? Her neyse… Erimesi zor olsun da…” diye düşündü Roland…


Anna bu maddeden çok ince bir tel yaptı. Roland bu telleri spiral bir şekilde sararak bir cam ile sabitleyip cam ampulün içine koydu. Bir elektrik lambasının ana kısmı tamamlanmıştı.


Dengeli bir ışık elde edebilmek için yapılması gereken iki adım daha vardı. Birincisi, ampulün içindeki havayı boşaltarak filamanın oksijen ile temasını engellemek, ikincisi ise hiç hava giriş çıkışı olmaması için sızdırmaz bir katman yapmaktı.  


Elbette bu iki adımı yalnızca cadılar gerçekleştirebilirdi. Roland’ın aklına çok geçmeden Agatha gelmişti.


Filaman, yüksek sıcaklıklar karşısında son derece reaktif hale gelirdi. Kolayca okside olur, yeni oksitler üretir ve sonunda da erirdi… Bu yüzden ampule bir vakumlama gerekiyordu. Ama ampulün içini asal gazlarla doldurmak da aynı etkiyi hatta belki daha iyi etkiyi verebilirdi.


Saf azot bunun için mükemmel bir seçimdi.


Havadan daha hafif olduğu için, basit bir aşağı egzoz yöntemi kullanılarak ampul kolayca azotla doldurulabilirdi. Vakumlama işleminden çok daha basitti. Bu bilgilerin doğrultusunda egzozun diğer ucuna kadar saf azot geldiğinde Soraya ampulü hızla kapattı. Ve işte! Basit bir akkor lamba başarıyla yapılmıştı.


Avuç içi büyüklüğündeki ampule bakan Roland’ın aklından bin bir türlü duygu ve düşünce geçiyordu. Bu, aslında çok ilkel bir ampul idi ama şu anda kasabanın en gelişmiş üretim becerileri sonucu ortaya çıkarılabilmişti.


Ertesi akşam Belediye Binası’nın tüm üyelerini çağırıp kalenin önünde toplayan Roland, muhafızlarına da bütün meşaleleri söndürttü.


Ve o karlı, karanlık gecede Roland, devreyi açtı.


Aniden avlunun ortasında, turuncu bir ışık yanıvermişti. Rüzgârda bir mum ateşi gibi titremiyordu… Sadece birkaç metrelik bir yarıçapı aydınlatabilse de o sert esen rüzgârlar karşısında sabit kalabilen bir ışık daha önce hiç görülmemişti…


O anda yaşanan her şey, bütün gerçekleri gözler önüne seriyordu.


Herkesin yüzünde hedefe kitlenmiş bir bakış vardı. Ortamın sessizliği ise her şeyi anlatıyordu…


Roland, bu dünyaya elektrik getirmişti.









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18421 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37652 Bölüm Sayısı


creator
manga tr