Bölüm 437: Sessiz Bir Elveda

avatar
1092 1

Release That Witch - Bölüm 437: Sessiz Bir Elveda




Çevirmen: Lodos

Otto Luoxi ofisten çıktıktan sonra Bülbül, Roland'ın yanında durmuştu: “Söyledikleri tamamen doğru değil. Özellikle de Sınır Kasabası’na gelmeden önce yaşadığı şeyler…”


“Şaşırmadım… Buraya, batıya gelmeden önce Kral Şehri'nde Timothy ile görüşmüş olmalı…” diyen Roland gülümsedi: “Zaten doğrudan bana gelse biraz garip olurdu. Bir diplomatın hep dikkatli davranması gerek… Ben de onun yerinde olsam bütün yumurtalarımı aynı sepete koymazdım.”


“Bizle aynı tarafta olamayabileceklerini mi söylüyorsun yani?”


“En azından bir karar vermek konusunda çok acele etmeyecekler…” diyen Roland, çay doldurmak için su ısıtıcıyı aldı: “Şafak Kral bu haberleri duyacak tamam da… Sence ne kadar inanır?”


“Ben…” diyen Bülbül, bir süre beklemişti: “Bilmiyorum…”


"Ben de öyle.” diye cevap verdi Roland.


Bu cevabı duyan Bülbül, Roland’ın omzunu çimdikledi. Roland doğru söylemiyordu. Ama yine de devam etti: “Ama bir şey çok açık… Şafak Kral bu haberler yüzünden bir taraf seçmeyecek. Her ne kadar yaşanacak felaket kulağa korkunç gelse de daha gerçekleşmesine seneler var. Ama Kilise hemen burnunun dibinde olan bir tehdit… Kilise’nin önümüzdeki baharda saldırı yapması muhtemel… Bizim de Timothy ile birimiz kazanana kadar savaşmamız muhtemel… Yani Şafak Kral muhtemelen şimdilik arasını ikimizle de iyi tutmaya çalışacaktır…”


Politikacılar böyle problemleri genelde bu şekilde hallederlerdi. Özellikle de aşırı karlı savaş durumlarında küçük ve sağlam kazançları riskli yatırımlara tercih ederlerdi. Şeytanlardan gelecek bir tehdit ile karşı karşıya kalmayacak olsalar Roland da bu oyuna katılmak, rakiplerine tuzaklar hazırlamak ve bazı kazançlar elde etmekten mutlu olabilirdi. Ama şu anda bu diplomatik oyunları oynayacak durumda ve modda değildi. Ertesi yıl Sınır Kasabası’nın bir saldırı yapması ve bütün durumları bir dengeye getirmesi şarttı. Fırtına gittikçe daha da güçleniyordu. Dar bir vizyona sahip olanlar ve acil çıkarları umursayanlar fırtınadan sağ çıkamayacaklardı.


“Peki onlara bütün bunları anlatmamız iyi bir şey mi?” diye şüpheyle sordu Bülbül.


“En nihayetinde Şafak Krallığı bizim asıl düşmanımız değil. Oradaki soyluların bu Şeytanlarla ilgili anlatılanlara ne kadar inanacaklarından emin değilim. Ama Kilise’nin hırsı hakkında anlatılanların yayılacağından eminim… Bu sayede de Kilise’nin gücü zayıflayacaktır. İnsanların desteği olmadan Kilise, krallığın kaynaklarını kolay kolay kullanamayacaktır…”


Otto’ya olayları anlatırken sadece Şeytanlar’dan bahsetmişti. Cadı Krallığı ya da Tanrı İradesi Savaşları’ndan bahsetmemişti.


Mazide yaşananlar, Şeytanlar’dan daha inanılmazdı… İstenmeyen etkileri ve sonuçları olabilirdi. Cadılar hakkında sebepsiz bir şekilde iyi bir propaganda yapıldığı düşünülebilirdi…


Ayrıca Şeytanlarla iki kez savaşan insanların ikisinde de başarısız olması şevk kırabilirdi… Bu sefer kazanma şansları neydi ki?


Ama Roland, Şeytanlar’a karşı her türlü iki krallığın beraber savaşması gerektiğini anlatmıştı. Sonuç Şafak Kral’a bağlı idi…


...


Üç gün sonra Roland tekrar Otto Luoxi ile görüşmüştü. Otto'nun gözlerindeki hayal kırıklığından cevabı tahmin etmişti Roland…


“Şahsen ben ittifaka daha eğilimliyim… Ama şu andaki önceliğimiz anlaşmanın ayrıntılarını konuşmaktansa haberleri Şafak Krallığı’na göndermek…” diyen Otto, eğilerek selam verdi: “Size veda etmek için buradayım…”


“Gelecekte sizden iyi haberler duymayı umuyorum o halde…” diyen Roland başını salladı.


“Bir de Majesteleri…” diyen Otto, bir an tereddüt ettikten sonra: “Sizden bir iyilik isteyebilir miyim?” diye sordu.


“Nedir?”


"Lütfen… Andrea Quinn'e benim için iyi bakın…”


“Andrea, Uyku Adası’nın bir cadısı… Bunu benden değil de Tilly Wimbledon’dan istesen daha iyi olur…” diye düşünen Roland, derin bir nefes alarak söz verdi.


*******************


Kalenin tepesinde duran Andrea, soğuk soğuk ıslık çalan rüzgâra karşı durmuş Kızıl Su Nehri’ni seyrediyordu.


“İskeleye gitmeyecek misin?” diye soran Shavi soğuktan titriyordu. Görünmez bariyerinin arkasına saklanmıştı: “T-Tekneyle gideceğini duy-duydum… Bir çocukluk ar-arkadaşın olarak onu u-uğurlamalısın…”


“Buradan uğurluyorum işte…” diyen Andrea, derin bir nefes aldı.


“A-Ashes onun seni düşünmeyi hiç bırakamadığını söy-söyledi…”


"Onun söylediği hiçbir şeyi dinleme…” diye homurdandı Andrea: “O adamı Leydi Tilly’nin önünde bile övdü. Pis bir ağızdan düzgün laf çıkmaz zaten…”


“Öy-Öyle mi?” diyen Shavi’nin dişleri birbirine çarpıyordu.


"Evet.” diye cevap veren Andrea, Shavi’nin titremekte olduğunu fark etmişti: “Madem bu kadar üşüyorsun… Şimdi aşağı in. Beni almaya daha sonra gelirsin…”


"Sorun değil… Seni burada beklerim.” diye başını salladı Shavi: “Eğer üşütürsem Bayan Lily beni iyileştirir. Ben de i-iki gün izin alabilirim. K-Kâğıt oynamak için daha faz-fazla zamanım olur.”


“Mantıklıymış…” diyen Andrea başparmağı ile onaylama işareti yaptıktan sonra bakışlarını tekrar Kızıl Su Nehri’ne çevirdi. Yağan kar, görüşünü engelliyordu. Yelkenleri ve belli belirsiz çırpınan kırmızı flamayı görebiliyordu.


Bu demir alma sinyali idi.


“İşte bu iyi… Zaman her şeyi unutturur. Herkes için en iyi olan da bu…” diye düşündü Andrea.


Bir şekilde Otto'nun ona olan sevgisinden haberdar olmuştu. Ama yine de ondan kaçınmayı seçmişti. Hem o hem de Oro Tokat, statülerine daha uygun olanlarla evlenmelilerdi. Parıltı Şehri’nin en ünlü iki aileleriydi. İlişkileri baştan lanetliydi… Zaten en başta onu terk eden topraklara bir daha asla dönmeyi düşünmüyordu Andrea...


Ondan kaçınmak iyi bir seçim olmuştu…


“Elveda arkadaşım…” diye geçirdi içinden Andrea.


Çok geçmeden de dalgalanan yelkenler ufukta kaybolmuştu.


*******************


Elçiyi yollayan Roland fırsat bulduğu anda kendisini Sınır Kasabası’nın inşaatına atmıştı.


Bir su kaynağı, bir güç kaynağı ve bir ısıtma sistemi içeren Tee Projesi resmen başlamıştı. Üç boru yeraltı tünellerine gömülerek her bir yerleşim yerine ulaşacaktı. Her konut çoktan boruların giriş çıkış noktalarına göre ayarlanmıştı bu yüzden kurulum kolay olmuştu. Asıl püf nokta kazanların ve su kulelerinin nerede konumlanacağında idi…


Malzemeleri tasarruflu kullanmak ve taşıma sırasındaki kayıpları olabildiğince azaltmak için Roland planı değiştirmişti. Su Kızıl Su Nehri’nden çekilmek yerine yeraltı kaynaklarından çekilecekti. Sınır Kasabası’nın toprağı rahat ve zengin bir topraktı. Yani kuyu kazmak hiç problem değildi. Ayrıca bu dönemde su kirliliği de dikkate alınması gereken konular arasına girmiyordu. Sylvie'nin de yardımıyla Roland, çok kısa bir sürede kasabanın suya erişebileceği dört noktayı belirlemişti. Sadece içim ve temizlik gibi günlük kullanımlarda değil, aynı zamanda ısıtma sistemi ve kazanlar için de su çekebileceklerdi. 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18404 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37611 Bölüm Sayısı


creator
manga tr