Bölüm 436: Belirsiz Toplantı

avatar
1032 1

Release That Witch - Bölüm 436: Belirsiz Toplantı




Çevirmen: Lodos

Sonunda Otto, Gökhisar Krallığı’nın efsanevi prensi Prens Roland Wimbledon ile tanışmıştı.


Şafak Krallığı'dan gelen bir soylu olduğunu doğrulayan Carter onu kaleye getirmişti. Sonrasında hizmetçiler ona tuvalet malzemeleri, yeni kıyafetler ve sıcak yemekler sunarken Carter da üstünü aramıştı. Bu Otto’nun gördüğü en kaba ve saldırgan karşılama olabilirdi…


Prens Roland, kalenin üçüncü katında kuzeye bakan bir odadaydı. Duvarın yarısını işgal eden pencereler, odaya girince ilk göze çarpan nesnelerdi. Yanan şömine yoktu belki ama dışardaki karın aydınlattığı oda sıcacıktı.


Prens, maun bir masada oturuyordu. Elinde Otto’nun defteri olan siyah kaplı defteri okuyordu. Otto da bunu fark etmişti. Diğer diplomatik belgeler ve ailesinin mührü de yana yerleştirilmişti. Kaldığı otel iyice aranmıştı demek ki…


Prens Roland, Timothy ile aynı gri saçlara sahipti. Yüz özelliklerinin bazı kısımları da benziyordu. Ama insanlar üzerinde bıraktıkları izlenimler çok farklıydı. Prens Roland’ın hem yüz ifadesi hem de oturma şekli gayet rahat gözüküyordu.


Otto'yu fark eden Roland, defteri kapattı ve gülümseyerek: “Şafak Krallığı’nın elçisi siz misiniz? Buyrun, oturun lütfen…”


Otto görgü kurallarına uygun bir biçimde eğilerek selam verdi. Prens ne kadar kötü davranırsa davransın bunu yapmak zorundaydı. Yani Prens Roland, bu formaliteleri umursamıyor olsa dahi Otto, o anda Şafak Krallığı’nı temsilen oradaydı.


Prens gülerek söze girdi: “Bazı notlarınızı okudum. Çok ayrıntılı yazılarınız var, casus sanılmanız pek şaşırtıcı değil doğrusu… Ayrıca benim halkım senin nereden geldiğini bilmiyordu. Bu yüzden sizin haberinizi bana vermekte bir saniye bile gecikmediler. Bu konuda özür dilemek isterim…”


“Halk bir saniye bile gecikmedi mi?” diyen Otto kaşlarını çatmıştı. Ama en nihayetinde hiçbir bahane, bir soyluya yapılan bu kabalığı mazur kılmazdı. Kabalığı yapan kişinin en ufak bir soylu olmaması da işin cabasıydı. Görev olmasaydı Otto, kesinlikle kendisine saldıran adamların adalete teslim edilmesi gerektiğini söylerdi. Ama içindeki olumsuz duyguları bastırarak konuşmaya başladı: “Özre gerek yok Majesteleri… Siz bunu halkın huzuru için yapıyorsunuz… Tek korkum benim gibi başka yabancıların da belgelerini gösteremeden tutuklanma ihtimalleridir…”


“Bunun için endişelenmenize gerek yok. Adli birim tarafından toplanan deliller, kimlik belgeleriyle alakasız. Biz de masum insanları korumak için her türlü tedbiri almış durumdayız.” diyen Prens Roland elini salladıktan sonra devam etti: “Atasözü neydi? Biz iyi bir adama asla yanlış yapmayız ya da kötü bir adamı asla salıvermeyiz. Ben sizin tutuklanmanızı duydum. Eğer muhafızların emrettikleri gibi yapsaydınız o zaman zarar görmezdiniz. Süreç biraz acımasız gelmiş olabilir. Ama biz de insanların canını yakmaya çok meraklı değiliz. Kıştan bu yana tutuklamalar esnasında iki polis memurumuz yaralandı. Biz neden riske girelim ki?”


"Polis memurları… Yani devriyeler… Peki Adli Birim ne? Devriyeleri yönetenler mi?” diye düşünen Otto sordu: “Bu tür şeyler sık olur mu?”  


“Ayda bir veya iki kez…” dedi Prens: “Muhtemelen sıkılan Timothy boş duramıyordur.”


Prens açıkça krala karşı olan düşmanlığını göstermişti. Otto, iki taraf arasındaki çatışmaların çözülemeyecek tarzdan olduğunu fark etmişti. Bir süre tereddüt ettikten sonra sordu: “Majesteleri… Kral Şehri’ne gittiğimde bir söylenti duydum… Siz gerçekten Timothy’yi tahtından etmeyi planlıyor musunuz?”


“O duyduğunuz söylenti size Timothy’nin tahtının bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu da söyledi mi?” diyen Prens, çok açık konuşuyordu: “Timothy, kral olmamalı. Tahtı gasp etmek için babasını öldürdü. Suçu ağabeyine attı. Garcia’yı Gökhisar Krallığı’ndan kovdu. Tüm güneyi savaşlar yüzünden tahrip etti. Oraların haklı yoksullaştı ve evlerinden oldular. İşlediği suçlar bunlardır. Gökhisar Krallığı’nın kaybettiği refahı geri getirmenin tek yolu onu devirmektir.”


“Roland, Timothy'den daha aktif. Mücadele kararlılığı daha güçlü… Görünen o ki işler tersine dönmüş gibi…” diye düşünen Otto, boğazını temizleyerek söze girdi: “Bir dost krallık olan Şafak Krallığı, Gökhisar Krallığı’nın barışa ve huzura yakında ulaşmasını umuyor. Ben buraya Şafak Kral Deegan Moya’nın ittifak anlaşmasını getirmek üzere geldim.”


“Öyle mi?” diye soran Prens, epey ilgili gözüküyordu: “Anlaşma nerede?”


"Mesajın sızdırılması ihtimaline karşın belgeyi yanımda taşıyamadım. Ancak Majesteleri anlaşmayı imzalama hakkını bana verdi.” diyen Otto ittifak anlaşmasını tekrarladı: “İki ülke olarak işbirliği yaparsak Kilise’yi uzakta tutabilir ve Ebedi Kış Krallığı ile Kurt Yüreği Krallığı’nın yaşadıklarını yaşamaktan kaçınabiliriz…”


"Bu kadar mı?"


Prens’in bu cevabı Otto'yu şaşırtmıştı: “ ‘Bu kadar mı?’ diye sormak da ne?” diye düşündü. Sözlerini tekrarlayacakken Prens, başını salladı ve söze girdi: “Proje işe yaramayabilir. Kilise’nin dört krallığı birleştirme düşüncesi sandığınızdan çok daha güçlü. Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu ve cadılar tek başına sizin sınırlarınız boyunca konuşlanan birlikleri siz daha hareket dahi edemeden indirebilir…”


“Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu ve cadılar mı?” diye soran Otto, epey şaşırmıştı.


“Kilise’nin hırsı hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz…” diyen Prens, çayından bir yudum aldıktan sonra devam etti: “Size bildiğim her şeyi anlatacağım. Umarım bu bilgileri Şafak Krallığı’na geri götürebilirsiniz. Bu sayede de kralınız ittifak anlaşmasını bir kez daha inceleyebilir. Eğer Kilise’yi yenmek istiyorsak bize gereken saldırı caydırıcı olduğu kadar büyük de bir saldırı olmalı.”


Toplantı Prens bardağını indirdikten sonra akşama kadar devam etmişti. Arkasındaki camdan görünen orman karanlıkta kalmıştı. Prens, mumdan daha parlak ve daha saf olan bir ışık yaksa da Otto’nun bunu farketmeye zamanı yoktu. Sırtındaki kıyafetleri vücudunun ürettiği terden sırılsıklam olmuş, elleri yumruk yumruk olmuş, avuçları iyice yumuşamıştı. Prens’in sözleri zihnine yankılanıyordu.


“Cadılar kullanılarak yaratılan özel savaşçılar… Kilise’nin ne pahasına olursa olsun dört krallığı birleştirerek kıyamet gününde öncülüğü ve liderliği ele almak istemesi! Bu duyduklarım çok inanılmaz!”


Ancak aynı zamanda bu duydukları da topladığı bilgilerle uyuşuyordu. Kilise’nin halkları zayıflatmak için kullandığı Çılgınlık hapları… Kıtanın her bir yanından Kutsal Şehir’e taşınan arabalarca kadınlar… Mağlup ettikleri ülkelerin soylularına karşı takındıkları tavırlar...


“Ben… Ben bir karar veremem…” diye kekeledi Otto: “Bu konular çok önemli. Benim önce Majesteleri’ne rapor vermem lazım…”


“Elbette. Bu mesele, iki ülke için bir ölüm kalım meselesi…” dedi Prens sakince: “Zamanımız tükeniyor…”


...


Ayrılmaya hazır olan Otto kapıya gitti. Tereddüt içinde dönerek şöyle dedi: “Majesteleri, bir grup cadının Sınır Kasabası’na alındığını duydum... Acaba Andrea adını hiç duydunuz mu?”


“Eskiden Şafak Krallığı'nın soylu bir leydisi iken evsiz kalarak Gökhisar’a geldi, evet…” diyen Prens, kaşlarını kaldırarak sordu: “Neden? Onu tanıyor musun?”


“Evet!” diye haykırdı Otto. Kalbi güm güm atıyordu: “Onu görmeme izin verir misiniz acaba?”


Prens başını salladı: “Bir buluşma ayarlayabilirim. Ama gelip gelmeyeceği ona kalmış…”


“Andrea sizin değil mi…?”


Bu soruyu duyan Roland, gülümseyerek başını sallamıştı: “Cadılar sadece burada yaşayan vatandaşlar… Benim hizmetçilerim değiller. Onlara ne yapmaları gerektiğini ben söyleyemem.” 









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr