Bölüm 426: Parlayan Yıldız Işığı

avatar
1083 0

Release That Witch - Bölüm 426: Parlayan Yıldız Işığı




Çevirmen: Lodos

Akşam yemeğinden sonra cadılar Lucia White'ın odasında toplanmıştı.


Onların cesaretlendirmeleri ve teşvikleri dokunmuştu kendisine. Gözleri dolmuş gibiydi... Derin bir nefes aldı: “Ağlamak yok. Bülbül'ün önünde yüksek sesle ağlamak çok utanç verici olur. Küçük kız kardeşimin önünde ağlamamın nasıl hissettireceğini düşünmüyorum bile… Ona iyi bir örnek olmalıyım…” diye düşünerek kendisini bastırmaya çalışıyordu.


Sınır Kasabası’na gelen gemiye binmeden önce burada bulunan bir cadı organizasyonunu duymuştu. Burada iyi bir hayat yaşamak umuduyla gelmemişti… Kardeşinin de yakalandığı vebaya çözüm bulmak onun için yeterli olacaktı.


Sadece rahat bir yaşama erişmekle kalmamıştı. Aynı zamanda çok ortak noktaları olan bir grup insanla tanışmış ve çok geçmeden de bir aile gibi olmuşlardı. Ailesinin korsan saldırısında ölmesinden sonra ilk defa kendi yuvasındaymış gibi hissetmişti.


“Ablam gerçekten tehlikede mi?” diye soran Bell, Lucia'nın kollarında sarılarak sormuştu: “Bu ‘ısırık’ ne kadar acıtıyor?”


“Çok aşırı acıtıyor. Sanki binlerce bıçak saplanıyormuş gibi…” diyen Bülbül sırıttı: “Sadece birkaç cadılar hayatta kalabiliyor. 10 cadı yetişkinlik gününden geçse en fazla 1 ya da 2 tanesi hayatta kalır.”


Bunları duyan küçük kız titremeye başlamıştı.


“Korkutma onu…” diyen Wendy Bülbül'e baktı: “Bunlar Cadı Birliği kamplarda gezdiği sıralarda olan şeyler…”


“Şimdi yapman gereken tek şey, her gün pratik yapmaya devam etmek. Uyanış gününden önce de tüm büyülü gücü kullanmak. O zaman bir problem olmaz.” diye söze girdi Scroll: “Anna’nın yetişkinliğe girdiğinde uyumakta olduğunu bile duydum.”


“İlk yüksek uyanışı da o sırada yaşadı zaten…” diye konuşmaya başlayan Agatha, esniyordu: “Bu olay 400 yıl önce Taquila’da olsaydı ortalık fena karışırdı. Uykuda yüksek uyanış yaşamak mı? Püff…”


"Sen iyi misin?” diye soran Majesteleri, Agatha’ya bakıyordu: “İş her ne kadar önemli olsa da kendini çok zorlamalısın.”


“Tanrı İradesi Savaşı yaklaşıyor. Eğer şu an bununla meşgul olmazsam ve…” diyen Agatha elleriyle ağzını kapatmıştı: “Bu sefer başarısız olursak sonsuza kadar uyuyacağım zaten…”


"Bu sefer asla başarısız olmayacağız.” diye güvence verdi Roland.


“Buluşun hakkında iyimser hissettiğim için biraz daha bir şeyler yapmaya karar verdim.” diyen buz cadısı gözlerini yuvarladı: “Yoksa gerçekten her gün laboratuvarda kalmayı sevdiğimi mi düşünüyorsun?” dedikten sonra arkasını dönerek hafifçe mırıldandı: “Zaten bu sözünü yerine getirmesen bile sana bir şey yapabilecek kadar ‘yaşıyor’ olamam muhtemelen…”


“Şu anda böyle ağır bir meseleyi tartışıyor olmamalısınız…” diye araya girdi Wendy: “Ah evet! Agatha’yı duymadın mı? Uyanış günlerinde cadıların bazı dilek hakları olabiliyor! Sen ne dilemek istersin?”


"Ah... Ben mi?” diye soran Lucia, her bir cadının kendisini izlediğini fark edince biraz şok olmuştu.


“Dondurmalı sandviç iste abla!” diyen Bell’in gözleri parlıyordu: “ 10 tane yeter! Beş sana beş bana!”


“Tek aklına gelen yemek…” diye düşünen Lucia, kız kardeşinin alnına hafifçe vurdu. Sonra da Roland’a baktı: “Bu dileğimi sonraya saklayabilir miyim?”


“Neden olmasın?” diyen Roland, gülümsüyordu: “Ama ne kadar beklersen bekle sayısı artmaz…”


“Sadece bir tane…” diyen Lucia, çok minnettardı. Bu kasabada yaşayabilmek bile ona yetiyordu. Bell’in mutlu bir hayat sürmesini umuyordu. Kız kardeşi bir cadı değildi. Yani eninde sonunda yolları ayrılacaktı çünkü Bell’in kendi ailesini kurması gerekiyordu. O zamana kadar herhangi bir değişiklik olması halinde şimdilik sakladığı bu dilek hakkı ona yardım edebilirdi.


Tam o sırada Lucia bedeninin aniden titremeye başladığını hissetmişti. Büyülü güç sanki boşlukta belirmiş gibi vücuduna akmaya başlamıştı.


“Başladı.” diye haber verdi Bülbül.


Kız kardeşleri ona endişelenmemesini söylese de Lucia, battaniyeyi sıkıca kavramıştı. Ayaklarından ellerine kadar bir ürperti gelmişti. Üstüne çöken bir gerginlik gibiydi…


"Rahatla…” diyen Wendy, Lucia’nın ellerine uzandı: “Büyülü güç vücudumuzun bir parçası…”


"Dikkatini dağıtmak için başka bir şey hakkında mı konuşsak?” diye sordu birisi. Lucia sesi Lily’ynin sesine benzetmişti.


"Ne hakkında konuşmalıyız?” diye sordu Gizemli Ay.


"İkinci testin sonucu ne olacak?” diyen Lily'nin sesi çok uzaklardan geliyor gibiydi: “Gizemli Ay’ın sonuçlarından konuşabiliriz mesela…”


“Sakın!”


“Bak! İşe yarıyor.”


Lucia gülmek istemişti. Ama yüzü çok sertleşmişti. Vücudunun içi de çok sıcaktı. Aynı zamanda, tanımlanamayan bir daralma hissi de vardı. Bir de etrafındaki her şeyi vücuduna emiyormuş gibi giderek daha da artan bir büyülü güç…


Her cadı yetişkinlik gününde bu hissi yaşar mıydı?


“Lucia'nın sonucu neydi?” diye soran Gizemli Ay’ın sesini bile belli belirsiz duyabiliyordu artık…


“Ortalaması 86 idi.” dedi Prens.


“N-Ne?”


"Bu çok yüksek!”


“Gördün mü? Bizi durdurmaya bile uğraşmıyor!”


“Senin başarısızlığın! Bu yüzden cezalandırılman lazım!”


"Git buradan!"


“Kavga etmeyin! Lucia iyi değil gibi…”


Gizemli Ay’ın, Lily’nin ve en sonda Bülbül'ün sesini duymuştu. Epey uzaktan geliyordu bu sesler... Dişlerini sıkmış bir şekilde etrafındaki kız kardeşlerine bakmak için başını kaldırdı. Tamamen değişen sahneyi görünce şok olmuştu. Herkesi puslu ve bulanık görüyordu. Görüntüler kare kareydi. Bazıları büyük bazıları küçük ve her biri farklı renkte olan bu piksel kareler farklı renktelerdi.


Dehşet içinde çığlık atmak istese de ağzından tek çıkan hafif bir nefes sesiydi.


Vücudundaki kasılma ve daralma güçleniyordu. Gittikçe artan bir ağrı da çökmeye başlamıştı. Nefesini tutmuş bir şekilde etrafındaki insanların bir şeyler yapmasını izliyordu.


Bülbül’ün de dediği gibi, yetişkinlik günündeki acı, uyanıştaki acının çok ötesindeydi. Kendisi ısrarcı oldukça acı da artıyordu; sanki birisi onu parça parça kesiyor gibiydi…


Aniden, garip bir büyülü güç vücuduna dalmaya başlamıştı. Lucia, büyülü gücün kendi büyülü gücü olmadığının açıkça farkındaydı. Sanki bir girdaptan ona doğru akan bir boru gibiydi.


Artık dayanamıyordu. Refleks olarak bu güce teslim olmuş ve akımın onu taşımasına izin vermişti. Sanki kurtarıcısını bulmuş gibi hisseden Lucia, acının azalması için büyülü gücü daha da fazla almaya çalışıyordu.


O garip daralma bir süre sonra hafiflemişti. Büyülü güç artık etrafında dönmüyordu. Daha sağlam ve temelli gibi hissettirmişti. Kesinlikle farklı bir deneyimdi.


Gözlerini kırpıştırdı. Görüşünün tamamının düzeldiğini görünce rahatlamıştı.


Bell, korkuyla ablasına bakıyordu. Lucia başını okşadı ve kısık bir sesle kardeşini rahatlattı: “Şimdi iyiyim.”


Ama ter içinde kalmıştı. Sırtına vuran soğuk rüzgârlar onu üşütüyordu.


“Bi’ saniye… Isıtıcının açık olduğu odada nasıl soğuk rüzgârlar olabilir ki?” diye düşündü.


Başını çevirince yüzü bahçeye dönük olan duvardaki büyük boşlukları, iki tane açık olan pencereyi görünce şok olmuştu. Geceyi ve kasabanın ışıklarını uzaktan görebiliyordu. Duvarın önünde duran Anna, endişeyle Lucia’ya bakıyordu. Elindeki Tanrı İradesi’nin Mührü parlıyordu.


“Yeteneği kristalleşti.” dedi Bülbül.









Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18194 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr