Bölüm 422: Halka Açık Yargılama

avatar
1105 0

Release That Witch - Bölüm 422: Halka Açık Yargılama



Çevirmen: Lodos 

Kış başladıktan kısa bir süre sonra meydanın tam ortasına ahşaptan bir platform inşa edildi. Sınır Kasabası halkı için bir ilkti bu. Ama bir tiyatro performansı için değil bir duruşma gerçekleştirmek içindi.

 

İki gün önceden yapılan duyuru sebebiyle meydanda büyük bir kalabalık toplanmıştı. Her ne kadar Sınır Kasabası’nın meydanı yaşanan gelişmelerden sonra daha da büyümüş olsa dahi bütün halkı barındıracak büyüklükte değildi. Ama yine de herkes çok heyecanlıydı. Gökten düşen kar taneleri rüzgârla sağa sola savrulsa dahi bu kimsenin umurunda değildi.

 

Roland platformun üstünde göründüğü an kalabalık tekrar bir coşkuyla bağırmaya başlamıştı.

 

Aşağıdaki seyircilerin bağırarak ona kollarını uzattığını görmek, onun adını haykırmaları Roland’a dokunmuştu. Bir zamanlar soyluların gözünde o bir gülme malzemesiyken, halkı üzerinde hiç etkisi yokken şimdi durum tam tersine dönmüştü.

 

Kalabalığın çığlıkları arasında rahip Campus sahneye çıkarıldı. Kalabalığı görünce yüz ifadeleri değişmişti. Belki de bu tür kalabalıkların karşısına çıkılan geçit törenleri Kilise’nin üst yönetimindeki insanlar için çok anormal bir şey değildi. Roland, inananların onlara ibadet etmelerine alıştıklarını düşünüyordu. Ama her neyse… Bu sefer, geçmişteki o güzel günlerden birisi olmayacaktı rahip için…

 

Cadı Birliği’nden de birkaç cadı heyecanla sahneye çıkmıştı. Şimdiye dek iftiralar atılmıştı onlara, mağdur olan onlar olmuştu… Avlanmışlardı. Ama bu kez işler tersine dönecekti. Şu anda yargıç olanlar cadılar, kurban ise Kilise idi. Hep bu sahneyi hayal etmişlerdi. Sadece bu denli çabuk geleceğini hiç beklememişlerdi.

 

Roland ellerini sallayarak insanları sakinleştirdi.

 

“Selamlar halkım! Bugünkü toplantının amacı utanç verici bir suçu ortaya çıkarmaktır. Kilise, gerçekleri en başından beri saklıyor. Kutsal Şehrin rahibini suçüstü yakalamamış olsaydık bunu hiç de keşfedemeyebilirdik…”

 

Roland, son iki gündür Kilise’nin suçunu nasıl etkili bir şekilde ifşa edeceğini ve halkını buna nasıl inandıracağını düşünüyordu. Mağlup Ejder Sırtı’ndaki darbe meselesi kilit nokta olmamalıydı. Çünkü kendilerinden uzaktaki bir kasabanın haberi pek de umurlarında olmayabilirdi halkın… Tanrı İradesi Savaşı’ndan ya da Cadılar Krallığı’ndan falan da söz edemezdi. Çünkü birkaç yüz yıl önceki bir hikâyede kendilerinden bir şeyler bulamazlar, üstüne üstlük Şeytanları duymaları halinde de korkabilirlerdi. Yani halkın öfkesini uyandırabilmek için onların önemseyeceği bir şeyi anlatması gerekiyordu…

 

Başka bir deyişle Roland, onların kalplerine dokunmak zorundaydı.

 

Hiç şüphesiz Sınır Kasabası’nda yaşayan cadılar insanlarla aynı günlük yaşamı sürdürüyorlardı.

 

"Kilise, cadıların Şeytan’ın köleleri olduğunu iddia etti. Onları kirli gördüler, küçük gördüler! Ama aslında hem o Yüce Papaları hem de başpiskoposları yanlarında cadılar barındırıyorlar! Bu bilgi bizzat şu rahip tarafından verildi!” diyen Roland, rahibe dönere yüksek sesle sordu: “Haklı mıyım?”

 

Uzun bir sessizliğin ardından Campus: “Evet.” diye cevap vermişti.

 

Kalabalıkta tartışmalar patlamıştı.

 

“Majesteleri o gerçekten Kutsal Şehir’den bir rahip mi?” diye kalabalıktan birisi sordu.

 

“Elbette!” diyen Roland, soruyu soran asıl kişi olan Yankı’ya bir bakış atarak devam etti: “Kilise’nin adına bir rahip olarak Gökhisar’a gönderildi. Yanında getirdikleri de kimliğini ortaya koyuyor!” diyen Roland, ahşap sahnenin yanındaki küçük bir masayı işaret etti: “Rahip elbisesi, rozeti, yanındaki talimatlar genelgesi… Hepsi birer kanıt.”

 

Kalabalığın bu konuda şüphelenmesi gayet normal bir durumdu. Bu yüzden Yankı’nın önce soruyu sormasını beklemiş sonrasında da bu cevabı vermişti. Gerçi rahibin üzerinden çıkanların hepsi olduğu orada duruyordu… Roland’ın o belgeleri sahte olarak yapmasına falan gerek kalmamıştı.

 

“Halkım! Az önce söylediklerime odaklanın!” diye devam etti Prens: “Kullandığım terimi not edin: Barınma! Evet! Ülkenin dört bir yanından Kutsal Şehre götürmek üzere dişi bebekleri ve yetimleri topluyorlar ve onlara hayvan muamelesi yapıyorlar. Sadece cadılara dönüşen birkaç tanesini yanlarına alıyorlar. Diğerleri onlar için bir biblodan farksız!”

 

"Hayır, bu…” diyen Campus, ağzını açsa da sesi çıkmamıştı.

 

“Daha fazla cadı elde etmek için onlara iyi bir yaşam sunmak adı altında başıboş kadınları alıkoyuyor, yetimhanelerden bebekleri çalmak için sokak fareleriyle işbirlikleri yapıyorlar! Lütfen halkım! Düşünün! Eğer bu kasabada bir kilise olsaydı sadece Nana’yı kaybetmekle kalmazdınız. Aynı zamanda ailenizin bazı fertlerini de kaybederdiniz! Kilise, cadıların Şeytanların köleleri olduğunu söylüyor ve inananlarını bu masum kadınlara işkence etmek için yolluyor! Bu masum kadınlara zulmediyorlar! Siz Bayan Nana’nın o Kilise tarafından yakalanmasına tahammül edebilir miydiniz?”

 

“Asla Majesteleri! Asla!”

 

Meydanı iyice sıcak bir atmosfer kaplamıştı. İnsanlar yumruklarını sallayarak rahibe olan öfkelerini haykırıyorlardı.

 

“Bayan Nana asla kötü olamaz! Beni o iyileştirdi!”

 

“Onu küçüklüğünden beri tanıyorum! Kızımın okuldan sınıf arkadaşıydı!”

 

“Onun iyileştirmeleri olmasaydı şeytani canavarlar tarafından çoktan öldürülmüştüm! O Birinci Ordu için bir melek!”

 

Roland bir an duraksayıp kalabalığın içindekileri atmasını beklemişti. Sonrasında devam etti: “Peki Kilise bunu neden yaptı?”

 

Soru, halk arasında tekrar bir kargaşaya sebep olmuştu.

 

“Çünkü Kilise koyduğu kuralları uygulayacak cadılara ihtiyaç duyuyordu!” diyen Prens, daha fazla halkın kendi arasında konuşmasına izin vermeden sözlerine yüksek bir sesle devam etti: “Sizin de bildiğiniz gibi cadıların çeşitli yetenekleri var ve her biri inanılmaz! Bayan Nana’nın iyileştirme, Bayan Lily’nin şeytani salgını ortadan kaldırmasının yanı sıra çok yetenekli bir sürü cadı var! Hayatımızı kolaylaştırabilecek cadılar! Kasabamızdaki su sistemi Bayan Anna ve Bayan Soraya tarafından yapıldı. Birinci Ordu’nun düşmanları dize getirmek için kullandığı çakmaktaşı tüfekler, madenden maden çıkaran buhar motorları ve daha nice şey; bizlere cadılar tarafından verilen hediyelerdir! Kasabamız cadılar olmasaydı yaşadığı bu gelişmelerin bir tanesini bile yaşayamazdı!”

 

"Ama her şeyin tıpkı bir kılıç gibi iki tarafı var bu hayatta… Cadılar ister şeytani canavarlarla savaşır, isterlerse de masumları öldürürler! Kilise cadıların yeteneklerini masum ve iyi insanlara zarar vermek için kullanıyor! Ve kendilerine itaat etmeyenleri de Tanrı’nın dışladıkları olarak görüyorlar! Aslında Kilise’nin üst yönetimindekiler iğrenç suçlar işliyorlar ve başta kendileri Tanrı’nın onları izlediğini unutuyorlar!”

 

"Sevgili halkım! Eğer çocuklarınız Kilise tarafından kaçırılsalar ve eğitildikten sonra size zarar verecek insanlar olsalardı… Kilise’nin silahları olsalardı… Üzücü olmaz mıydı!”

 

Roland dönüp Campus’e doğru yürüdü. Elindeki uzun parşömeni açtı ve yüksek bir sesle sordu: “Bu kâğıtta yazılı olan suçlamalar hakkında söyleyecek bir şeyin var mı?”

 

“Bunların… Hepsi doğru…” diyen rahibin gözleri az önce söylediklerine inanamıyormuş gibi bakıyordu: “Suçlarımı kabul ediyorum!”

 

Halk çok sinirlenmişti.

 

“Yargı hakkını size veriyorum!” diye haykıran Roland, kalabalığa bakıyordu: “Bu kötü adam için seçiminiz…”

 

“Öldürün onu!”

 

“Öldürün onu!”

 

“Öldürün onu!”

 

Herkes aynı kelimeleri bağırıyordu. Bütün sesler birleşerek tek bir ses olmuştu sanki…

 

Sınır Kasabası’nda yukarıdan süzülen kar taneleri altında halk seçimini yapmıştı.










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18114 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37377 Bölüm Sayısı


creator
manga tr