Bölüm 412: Mağlup Ejder Sırtı’na Sızmak

avatar
1074 1

Release That Witch - Bölüm 412: Mağlup Ejder Sırtı’na Sızmak



Çevirmen: Lodos 

Tüm dünya yerden göğe kadar karanlık ve kasvetli bir hava ile kaplanmıştı. 

 

Gökhisar krallığının orta güney bölgesi tamamen karla kaplı olmasa da Şeytan Ayları’nın etkisi yine de hissediliyordu. Güneş bulutların arkasından bir saniye olsun çıkarmıyordu başını… Yeryüzünü kaplamış soluk bir sis, yaşayan her canlının ruhunu daraltıyordu. Görünen tek şey Bülbül’ün ve yanındakilerin varış noktalarını anlamalarını sağlayan bulutların üstündeki kara zirveli dağlar idi…

 

Maggie'nin sırtında gökyüzünde uçan Bülbül, soğuk rüzgârların ne kadar çarpıcı olduklarını anlamıştı. Majesteleri’nin vermiş olduğu özel koruyucu kıyafetler olmasına rağmen soğuğu iliklerinde hissediyordu. Özellikle kulakları ve parmakları çok geçmeden hipotermiden uyuşabilirdi… Genellikle durup dinlenmeleri gerekiyordu bu sebepten dolayı… Gereken yarım günlük süre uzamış, ertesi güne kalmışlardı…

 

"İşte geldik…” dedi Şimşek.

 

Bülbül etrafa baktı. Mağlup Ejder Sırtı sanki daha da yere gömülüyor gibiydi. Yamaç üzerine inşa edilmiş şehir sislerin arasında hafifçe gösteriyordu kendini… İşte oradaydı Mağlup Ejder Sırtı...

 

“Hadi inelim.” diyen Bülbül, hafifçe Maggie’nin sırtına vurdu: “Dikkatli ol. Kimse bizi görmesin.”

 

Maggie başını salladı. Aşağı doğru süzülürken kanatlarını katlamıştı. Sis etraflarını öylesine sarmıştı ki; Bülbül beş metre önlerinde ne olduğunu söyleyemezdi şu an… Ama bu onlar için iyi bir işaretti. En azından fark edilmeyeceklerdi.

 

“Siz burada bekleyin, bu çok sürmeyecek.” dedi Bülbül.

 

“Majesteleri havadan gözetlememi istedi.” diyen Şimşek, başını salladı.

 

“Hedefi kaçırarak alman halinde de benden acil tepkiler verebilmemi istedi!” diyen Maggie, bir güvercine dönüşerek Şimşek’in başına kondu.

 

“Majesteleri anlamsız komutlar vermiş herhalde!” diye düşünen Bülbül: “Haydi gidelim o halde!” dedi.

 

Sisten çıktıkları an manzara netleşmişti, artık Bülbül’ün görüşünü engelleyen herhangi bir şey yoktu. Karanlık şehir surları 200 metre uzaktaydı. Dağın dışına kadar uzanmıştı ve dağ ile birleşerek şehri sanki bir kubbe gibi sarmıştı. Surlar, Uzun Şarkı’nın dış surlarına kıyasla çok daha kısaydı ve üzerinde hiç muhafız ya da gözcü yoktu.

 

Bülbül surların yanına giderek kavisli hatların arasından girişi buldu. Bir adım attı ve anında surların diğer tarafında olduğunu fark etti.

 

Şehir, Uzun Şarkı’nın yarı büyüklüğündeydi. Dağların hemen dışındaki bir kasaba gibiydi. Yamacın üzerine inşa edilen Lord’un Kalesi çok uzaklardan görülebiliyordu.

 

Bülbül, Şimşek ve Maggie'nin onu şehre doğru takip ettiğinden emin olduktan sonra kaleye doğru ilerlemeye başladı.

 

Bu görev onun için yeni ya da ilk değildi. Epey tecrübeliydi aslında...

 

Eski Gilen'e hizmet ettiği zamanlarda diğer soyluların evlerine ve kalelerine sızmak epey yaygın bir görevdi. Binaların çoğu yapı bakımından benzer olurlardı. Sahipler de her zaman en merkezdeki en geniş evde yaşamayı severlerdi. O zamanlar, duvarlardan canının istediği gibi geçemiyordu. Yani verilen görevleri tamamlamak için olası tuzaklardan ve her türlü Tanrı Gözü’nün İntikamı taşından kaçınarak hareket etmesi gerekiyordu.

 

Şimdi sis sayesinde bu görevleri kolayca yapabiliyordu. Çünkü Tanrı Gözü’nün İntikamı taşının yaydığı ışıksız kara boşluk gece gökyüzündeki ay gibi kendisini kale koridorlarında belli ediyordu. Gizli her türlü tuzak da aslında Bülbül için açıktı. Duvarlardan süzülmesi halinde hiçbiri kendisine bir şey yapamazdı. Kısaca yeteneği sayesinde Bülbül hareket etmekte tamamen özgürdü. Duvarlar, kapılar ya da çatılar onun için önemsizdi.

 

Tepedeki en büyük eve yürürken, hedefini bulmuştu.

 

Daha önce hiç karşılaşmamış olsalar da Bülbül, ilk görüşte Mağlup Ejder Sırtı’nın Lordu olan Markiz Spear Passi’yi tanımıştı. Çünkü vücudunda büyülü bir mavi ışık dönüyordu. Sis dünyasından da açık açık görünen tek renkti yani…  

 

Elindeki tüy kalem ile masanın önünde ileri geri yürüyor, bir şeyler yazmaya çalışıyor gibiydi. Yaklaşık 30 yaşlarındaydı. Gözlerinin etrafındaki hafif kırışıklıklar ve giydiği elbiseler ile saç şekli yüzünden daha yaşlı gösteriyordu. Bülbül bütün odayı inceledi ve tek silahın Spear’in koluna gizli zarif ama etkili arbalet olduğunu fark etti.

 

Pencerenin kenarında bir iz bıraktıktan sonra, sisi çözdü ve ortaya çıktı.

 

“Selamlarımı sunarım Markiz Spear Passi!”

 

Beklenmedik ses tarafından şok olan Spear Passi, başını kaldırıp Bülbül’ü görünce sordu: “Sen de kimsin?”

 

Bülbül, Prens Roland ile ilk defa görüştüğü anı hatırladı. Roland’ın ilk tepkisi kaçmaya çalışmaktı ve Bülbül de onu hançerini göstererek durdurmuştu. Epey komik bir durumdu…

 

“Benim ismim Bülbül. Batı bölgesinin Sınır Kasabası’ndan geliyorum. Gördüğünüz gibi… Ben bir cadıyım."

 

“Onu fark ettim… Zaten bir cadı haricinde kimse buraya davetsiz bir şekilde giremez.” diyen Spear Passi, sakin davranıyordu. Ama bir yandan da eli, koluna doğru hareketlenmişti: "İçeri girmeden önce kapıyı çalman gerekirdi…”

 

“O zaman sizinle değil, muhafızınızla görüşmüş olurdum…” diyen Bülbül usulca güldü: “Merak etmeyin... Niyetim size zarar vermek değil. Sadece konuşmak için buradayım. Bu yüzden kolunuzun altındaki o arbalete ihtiyaç duymayacaksınız…”

 

Bu son söylediği Spear’ı daha da bir şok etmişti. Yüzü daha da ciddileşerek: “Çok şey biliyorsun…” dedikten sonra ellerini salarak göğsünde birleştirdi: “Pekâlâ… Neden buradasın?”

 

“Size Sınır Kasabası’nın Lordu, Batı Bölgesi’nin Koruyucusu, Gökhisar Krallığı’nın Dördüncü Prensi, Majesteleri Roland Wimbledon'dan bir mesaj getirdim.” diyen Bülbül hafifçe eğildi: “Cadıların tıpkı diğer insanlar gibi rahat ve özgürce yaşayabilecekleri bir dünya yaratmak için çalışıyor ve bu konuda da sizden kendisine yardım etmenizi umuyor.”

 

"Prens... Roland mı?” diye soran Spear, kaşlarını çatmıştı: “Her zaman herkesin kendisine güldüğü o beceriksiz soylu mu?” dedikten sonra yüzünde saçma bir bakışla devam etti: “Sınır Kasabası’nın Lordu mu? Bu çok aptalca… O sadece çorak topraklara sürgün edilmiş bir asi!”

 

“Asıl gaspçı ve kötü olan Timothy!” dedi Bülbül: “Zaten Prens Roland yakında onu tahttan indirecek. Ama konumuz bu değil… Majesteleri bir cadının büyüsünü güçlendirebilmek adına sizin büyünüze ihtiyaç duyuyor. Acaba Sınır Kasabası’na bir gezi yapmaya ne dersiniz?” 










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18331 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr