Bölüm 409: Güvenilir Bir Müttefik

avatar
1037 1

Release That Witch - Bölüm 409: Güvenilir Bir Müttefik



Çevirmen: Lodos 

"Doğru adama geldiniz.” diyen Hood, gülümsüyordu. Yaşının anlaşılmasını zorlaştıran kirli bir sesle söze girdi: “Dış şehirde yaşamama rağmen, olay günü sarayın yakınındaydım. Kazayı duyar duymaz saray kapısına koştum. Anlatılmaz yaşanır denecek bir olaydı gerçekten… Sanki gökyüzünün bütün şimşekleri birleşmiş ve saraya saldırıyorlarmış gibiydi… Çevredeki tüm pencereler parçalanmıştı. Sesten dolayı korkup bayılanlar dahi olmuştu…”

 

Her fare sarayın yakınlarında olduklarını ve her şeye tanık olduklarını iddia etmişti. Ama her birinin söylediği birbirinden farklıydı. Otto araya girerek Hood’un sözünü kesti: “Tamam böyle önemsiz detaylara gerek yok… Asıl merak ettiğim şey bu olay gerçekten de Dördüncü Prens… Roland Wimbledon ile alakalı mıydı?”

 

Hood boğazını temizleyerek sağ elini uzattı: “Buna cevap verebilirim. Ama…”

 

“Dünyadaki her şeyin ölçüsünü mü istiyorsun?” diye soran Otto cüzdanını açtı: “Ne kadar?”

 

Sözde ‘dünyadaki her şeyin ölçüsü’ kraliyet altınından başka bir şey değildi. Yalnızca sokak fareleri böyle diyordu. Kültürsüz görünmemek için yaptıkları saçma bir hareketten başka bir şey değildi.

 

Hood, iki parmağını gösterdi.

 

Otto iki kraliyet altını alarak, sokak faresinin eline sıkıştırdı: “Verdiğim para az değil. Umarım senin de vereceğin bilgiler parayı karşılar.”

 

“Şüphesiz öyle olacak. İskelet Parmakları’nın itibarı buna dayanıyor.” diyen Hood, sırıtarak altınları cebine attı.

 

“Bir sokak faresinin itibarı, bir yöneticinin merhameti kadardır.” diye düşünen Otto: “Devam et!” dedi.

 

"İlk sorunuzu cevaplayarak başlayacağım.” diyen Hood, ödemeyi aldıktan sonra rahatlamıştı. Sandalyesine yaslanmış bir şekilde birasını yudumladı ve tavanı işaret etti: “Gök gürültüsü gökten gelir.”

 

“O da ne demek?” diye soran Otto, kaşlarını çatmıştı.

 

"Kazaya neyin sebep olduğunu bilmek istemiyor muydunuz?” diye fısıldadı Hood: “Bütün gök gürültüleri gökten gelir. Ben kendi gözlerimle gördüm. Kazadan önce beyaz bir kaya saraya doğru süzülüyordu. Sonrası da zaten bildiğin gibi…”

 

"Saçmalık! Sen bana gökten kocaman bir kayanın düştüğünü ve sarayı paramparça ettiğini mi söylüyorsun yani?”

 

“Benim söylediğim her şey doğrudur. Yoksa İskelet Parmaklar bu göreve beni atamazdı. Yalan söylediğimi düşünüyorsanız hemen şimdi gidebilirsiniz.” diyen Hood, omuz silkti: “Ama ücretinizi artık geri alamazsınız.”

 

Dişlerini gıcırdatan Otto öfkesini bastırmaya çalışarak: “Devam et!” dedi.

 

“Kaya, göründükten sadece birkaç saniye sonra saraya girdi. Ancak o kayanın sarayın ana salonunu yok edecek kadar büyük ya da hızlı olmadığından eminim. Zaten bu yüzden az önce ‘süzülüyordu’ dedim. Ayrıca çökme yaşanıp etraf toz duman altında kalınca kesinlikle çarpışmadan kaynaklanmayan bir ateş de gördüm.” diyen Hood, dudaklarını şapırdattı: “Ekselansları Timothy’nin yaptıkları da bu söylediklerimi kanıtlıyor. İç şehri kapatmış ve kaleyi sıkı sıkıya korumaya almıştı. Yani saldırı havadan değilse nereden olabilir?”

 

Birasından bir yudum daha aldıktan sonra devam etti: “Ateş ve dumana gelince… Kar tozu adı verilen bir simya malzemesi yandığında olan olaylara benziyordu. Bu yüzden ben bunun bir saldırı olduğundan eminim. Bu arada bende kar tozu hakkında da bazı bilgiler var. Belki biraz daha ödeme…”

 

"Gerek yok. Bilmek istemiyorum.” diye araya girdi Otto. O zaten kar tozu hakkında diğerlerinden bir şeyler duymuştu. Başta kutlamalarda kullanılsa da sonra çeşitli modifikasyonlar yapılarak silaha dönüşmüştü. Sokak fareleri muhtemelen içeriği ve malzemeleri hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı. Bu yüzden parasını daha fazla harcayası yoktu.

 

"Tamam, şimdi ikinci soruya cevap vereceğim.” diyen Hood, ellerini iki yana açtı: “Evet… Bu olay kesinlikle Roland Wimbledon ile ilgili…”

 

“Nasıl?”

 

“Kral Şehri’ne ne zaman geldiniz? Tabii geçmişinizi ya da kimliğinizi sorgulamaya çalışmıyorum. Sokakların bir kuralıdır bu… O yüzden bana cevap vermek zorunda değilsiniz.” diyen Hood, sırıttı: “Demek istediğim; eğer sonbaharın başlarında geldiyseniz Ekselansları Timothy, batı bölgesine saldırmak için binlerce asker gönderdi. Ama sadece çok azı döndü. Hepsi de Roland Wimbledon’dan mektuplar taşıyorlardı.”

 

Önceki sokak fareleri de bahsetmişti bundan… Yani muhtemelen doğru bir bilgiydi: “Uyarı mektubundan mı bahsediyorsun? Kulağa epey korkutucu geliyor… Halkın uydurması olmadığından emin misin?” diye sordu.

 

"Mektupların çoğu askerler tarafından getirilmişti. Birçoğu gizli tutuluyordu… Ama İskelet Parmaklar müşterilerini şaşırtmayı hep sevmiştir… Şu an yanımda bir tane mektup var.” diyen Hood, beş parmağını gösterdi: “Prens Roland’dan gelen epey nadir bir mektup olduğunu göz önünde bulundurursak fiyatı haliyle biraz daha yüksek… Ne düşünüyorsunuz?”

 

...

 

Otto Luoxi saraya dönmüştü. Onu gören Belinda ayağa kalkarak sordu: “Bir haber var mı?”

 

“Çok yok. Ama Prens Roland'a ait bir mektup aldım.” dedikten sonra kırışık kâğıt parçasını Belinda’ya verdi. Paltosunu çıkardı, şöminenin yanına oturdu ve öğrendiklerini anlattı: “Farelerin her biri ikinci soruya aynı cevabı verdi. Bu mektup da onları doğrular nitelikte… Roland Wimbledon, Timothy’nin söylediği kadar zayıf değil. Hatta durum tam tersi… Timothy ile müttefik olmak pek mantıklı bir hamle olmayabilir… Hem doğru düzgün bir kazancımız olmaz hem de epey zorlu bir düşman ediniriz…”

 

“Ancak tüm farelerin ilk soruya verdiği cevaplar farklıymış…” dedi Belinda.

 

“Bu, saldırının çok gizemli ve anlaşılması zor bir saldırı olduğunu kanıtlıyor. Ve ben son farenin söylediklerine inanıyorum.” diyen Otto çayından bir yudum alarak iç çekti. O ucuz barda çok fazla zaman geçirmekten epey rahatsız olmuştu.

 

"Gökten mi gelecek?” diye soran Belinda, öküzün trene baktığı gibi Otto’ya bakıyordu: “Deli misin sen?”

 

"Elbette değilim… Bu mektubu görmeseydim hayal bile edemezdim öyle bir şeyi… Ama Roland, saldırının zamanı ve yeri konusunda çok emin konuşuyor. Sadece gökyüzünden gelen bir saldırı, en kurnaz sokak farelerinin bile kafasını karıştırabilir ve yüksek şehir surları ile güçlü kaleleri geçebilirdi.” diyen Otto’nun suratı asılmıştı: “Her neyse… Asıl önemli olan bir sonraki hareketimizin ne olacağı…”

 

“Kilise’den gelen tehdit yüzünden birbirleriyle savaşmayı bırakmalı ve ortak düşmanlarına karşı güçlerini birleştirmeliler.”

 

"Bu bizim karar verebileceğimiz bir şey değil…” diyen Otto başını salladı: “Yapabileceğimiz tek şey Şafak Krallığı için güvenilir bir müttefik bulmak. Timothy pek... Güvenilir görünmüyor..."

 

"Gerçekten Batı bölgesine gidecek misin?” diye soran Belinda şok olmuştu: “Orası şu anda Şeytan Ayları’ndan dolayı bir hayli tehlikeli değil midir?”

 

Biraz süren sessizlikten sonra Otto, söze girdi: “Krallığımızın çökmesi daha mı iyi? Ben tek başıma batıya giderken sen de burada kalıp Timothy’nin cevabını bekleyebilirsin…” 










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18364 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37580 Bölüm Sayısı


creator
manga tr