Bölüm 408: Muamma

avatar
1038 1

Release That Witch - Bölüm 408: Muamma



Çevirmen: Lodos 

Onun yazdığı kitaplarla onu tuzağa düşürmesine inanamıyordu Roland.

 

Kitaptaki yazanlar gibi karmaşık bilgilerle karşı karşıya kalındığında çoğu insan kusurlarına bakmaksızın sadece anlamaya çalışırdı. Ama dünyadaki her şeyin doğasını inceleyen bir bilim kitabında büyülü güçten hiç söz edilmemesi de oldukça… Garipti doğrusu…

 

Roland uzayın ve zamanın bükülerek geldiği bu dünyada birinci ay eski Prens’in huylarını ve mimiklerini taklit etmeyi başardıktan sonra hafızasındaki çoğu şeyi silmiş ve bir daha bu konuları düşünmemişti. Kendi yanında çalışanlar onu sorgulayamazlardı ve cadılardan da bu konudan dolayı hiç çekinmiyordu. Bu sebeple zaman geçtikçe daha da dikkatsizleşmişti.

 

Ancak Tilly sıradan bir cadı değildi. Prens Roland'ın kız kardeşi olmanın da ötesinde bir olağanüstü idi.

 

Sadece Roland’ın yazdığı kitapları çabucak bitirmekle kalmamış aynı zamanda bu tutarsızlığı da fark etmişti. Çok temel bir mantık ve düşünce sistemi kullanmıştı bu sonuca varırken… Ayrıca her düşüncesini de bir kanıtla beraber açıklamıştı. Yani Roland’ın herhangi bir kaçış yolu yoktu.

 

Bu bir felaketti!

 

Beyni çılgınca düşüncelerle dönüyor ama Tilly’ye nasıl tepki vereceğini bilmiyordu Roland... Bu tutarsızlığı fark etmiş birine yapılan herhangi zorlama bir açıklama sadece daha da fazla şüphe uyandırırdı. Bir yalanı örtmek için başka bir yalan söylemek ise sadece daha fazla sorun çıkarırdı.

 

Tilly havaya hâkim olan o garip sessizliği kırdı ve nazikçe söze girdi: “Şu anda bana cevap vermek zorunda değilsin. Zaten geç oldu, ben de Cadı Evi’ne döneceğim. Sen de dinlenmelisin… Majesteleri…”

 

“Ee… Peki…” diyen Roland, Tilly’nin gözlerine kitlenmiş ne düşündüğünü anlamaya çalışıyordu. Öyle ki onu uğurlamak bile aklına gelmemişti…

 

Tilly ofisin kapısında durdu. Arkasını döndü ve sordu: “Sana güvenebilirim, değil mi?”

 

Genellikle Roland böyle bir soruya rahat bir şekilde cevap verirdi. Ama o an sanki tutulmuş gibiydi. Bir süre kendisiyle mücadele ettikten sonra yavaşça başını sallayabilmişti.

 

Kapı kapandıktan sonra epey şaşkın olan Bülbül sordu: "Nasıl böyle kolayca gidebildi?”

 

“Neden bu kadar üzgün görünüyorsun?” diye alay etti Roland.

 

"Gerçek hayat hikâyeni duymaya çok yakındım!” diyen Bülbül dilini çıkardı: “Neden daha fazla baskı yapmadı ki?”

 

"Çünkü dostluğumuzu riske atmak istemedi.” diyen Roland, derince iç çekti.

 

"Ne?"

 

“Hiiç… Boş ver…” diyen Roland sandalyesine geri yaslandı ve sırtında bir soğukluk hissetti. Tilly gerçekten de çok nazik davranmış ve onu daha da zora sokmamıştı. Sınır kasabası kesinlikle Uyku Adası’nın en büyük müttefikiydi. Ve düşmanlar karşısında kimliklerden çok müttefikler önemliydi. Çok soru sorarak ilişkilerini tehlikeye atmaları durumunda iki taraf için de kayıp olurdu…

 

Tilly bu yüzden sorusunu sorduktan sonra Roland’a zaman bırakmıştı. Ancak, bu onun bir cevap istemediği anlamına gelmiyordu. Ve Roland süreci uzattığı, ipe un serdiği sürece de düşmanları yendikten sonra Tilly ona karşı olan güvenini tamamen kaybederdi. Tilly, kendi hamlesini yapmıştı yani… Sıra Roland’da idi…

 

Ancak Roland, Tilly'ye gerçeği söyleyemezdi. En azından şimdilik yapamazdı bunu... Anna ve Bülbül farklılardı çünkü Roland’ı baştan beri tanıyorlardı. Ama Tilly, Prens Roland’ın küçük kız kardeşiydi. Yani Roland, Tilly’nin kendisi hakkında ne düşündüğünü tam olarak anlayamadığı sürece bu sırrı saklı tutacaktı.

 

Başını salladı ve bu can sıkıcı düşünceleri kafasından atarak Bülbül’e döndü: “Daha önceki konuşmalarımızı da duydun. Şimşek ve Maggie ile gideceğin görev hakkında ne düşünüyorsun?”

 

“Sorun değil Majesteleri…”

 

“Yapacağınız şey basit bir sohbet, muhabbet olmayacak. Açıkçası senin hakkında biraz endişeleniyorum.” dedi Roland.

 

“Endişelenecek ne var ki?” diye sordu Bülbül: “Onu buraya sürükleye sürükleye getirmem gerekse bile sorun olmaz…”

 

"Tam olarak bundan endişeleniyorum zaten!” diye sesini yükselten Roland, masayı yumrukladı: “Ne demek onu sürükleye sürükleye getirmek ya? Bizi paramparça etmeye mi çalışıyorsun? Bak… Bu sefer dikkatli olman lazım... Spear Passi ile görüşmeden önce durumları kontrol edeceksin, dikkatli hareket edeceksin. Reddetmesi çok da büyük bir sorun değil... Sadece... Onu tehdit etme… Zaten bir cadı olduğu için sana çok yabancılık göstermeyecektir…”

 

“Ee… Hepsi bu mu?” diye soran Bülbül biraz hayal kırıklığına uğramıştı.

 

“Cadılarla ilgili hepsi bu…” diyen Roland kaşlarını çatmıştı: “Ayrıca Şimşek’in Mağlup Ejder Sırtı’nın çevresini, kalelerini, muhafızlarını ve ordularının düzenini iyice öğrenip not alıp sonra da hızla geri dönmesine yardım etmen lazım… “

 

Bülbül onaylarcasına mırıldandı.

 

“Ve son olarak…” diyen Roland, bir an duraksadıktan sonra devam etti: “Güvenliğine dikkat et. Bu en önemli şey…”

 

*******************

 

"Buraya bir bira daha alabilir miyiz?"

 

"Hey, yulaf ezmem hazır mı?"

 

"Geliyor, geliyor! Beklettiğim için üzgünüm!"

 

Otto Luoxi bara girdi. Giz Hanı’nın her yerinden fırlayan konuşma sesleri etrafı dolduruyordu. Çatırdayan ateş onu ısıtsa da ekşi vücut kokuları iğrenmesini sağlamıştı. Bir soylu olan Otto nadiren halkın bulunduğu yerlere giderdi. Zaten sokak fareleriyle bir görüşmesi olmasa bu ölü bara asla gelmezdi…

 

Yerel kuralları düşünerek hedefini hızla bulmuştu. Barın loş ve gölgelerle dolmuş bir köşesinde oturan, kapüşonlu giyen sıska bir adamdı… Elinin yanında küçük bir kemik parçası vardı.

 

Otto adamın karşısına oturdu: “İskelet parmakları için şerefe!” dedi.

 

“Kadeh kaldırmak için içkiniz yok!”

 

"Ama dünyadaki her şeyin ölçüsü bende…”

 

Adam omuz silkti: “Bana Hood deyin… Buraya bilgi almak için geldiğinizi duydum."

 

Otto başını salladı. Timothy onu bir cevap için sarayda bekletirken dinlenesi gelmemişti. Mümkün olduğunca fazla bilgi alabilmenin de en hızlı yolu farelerdi…

 

Bu Otto'nun konuştuğu altıncı fareydi. Şimdiye dek öğrendiği bilgiler de onu korkutmuştu. Kral III. Wimbledon’un oğlu Efsanevi isyancı Kral Roland Wimbledon, herhangi bir zayıflık belirtisi göstermemişti. Timothy’yi tahttan indirebilecek kadar güçlü olduğunun işaretlerini de veriyordu.

 

Timothy her ne kadar haberleri gizlemek için büyük çaba sarf etmiş olsa da Otto Kral Şehri’ndeki o garip kazayı öğrenmişti. Eğer bu haber doğruysa Timothy ile kurulacak ittifakın sorgulanması gerekebilirdi. Şafak Krallığı’nı koruyabilmek için meselenin en derinine kadar inebilmesi ve öğrenebilmesi şarttı.

 

“Aynen öyle! Bilgi almak için geldim!” diyen Otto derin bir nefes alarak sordu: “Üç ay önce sarayda yaşanan o çökme hakkında ne biliyorsun?”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37668 Bölüm Sayısı


creator
manga tr