Bölüm 397: Yakından Bir Çalışma

avatar
1037 1

Release That Witch - Bölüm 397: Yakından Bir Çalışma



Çevirmen: Lodos 

Haberleri duyan Roland şok olmuştu.

 

Yaprak savaş kelimesini söyledikten hemen sonra arka bahçeye koşmuş, hikâyeyi adam akıllı dinlememişti bile… Arka bahçeye vardığında da Şimşek’in Maggie’nin sırtından iki şeytanı indirdiğini görmüştü.

 

Küçük kız Roland’ı görünce doğrudan kollarına atılmıştı: “Majesteleri bakın! Kazandık! Şeytanları yendik!”

 

"Kimse yaralanmadı mı?” diye sordu Roland.

 

"Hayır, herkes iyi.” diyen Şimşek’in gözleri parlıyordu.

 

“Yaralanma olmamasına sevindim. Peki, tam olarak ne oldu?”

 

Üç cadı aynı anda konuşmaya başlamıştı. Bütün meseleyi anlamak biraz sürmüştü Roland için…

 

Anlattıkları üsluptan savaşın kolay olduğu ve kısa sürede bittiği anlaşılıyordu. Felaketle sonuçlanabilecek birçok an yaşanmıştı ama… Maggie, yediği saldırıdan sağ çıkamamış ya da Şeytanlar, Yaprak’ın sarmaşıklarından kurtulmuş olsalardı işler çok daha farklı olurdu.

 

"Bir daha böyle bir şey yapma.” diyen Bülbül daha fazla sessiz kalamamıştı: “Şeytanlarla yalnız savaşmak bizi geride bırakmak oluyor…”

 

“Ama biz kazandık!” dedi Şimşek.

 

“Acemi şansı… Dövüşten önce Maggie'nin vurulacağını düşünmüş müydün?” diyen Bülbül sert çıkmıştı: “Sana silah kullanmayı kendini ve kız kardeşlerini koruyasın diye öğrettim. Onları savaşa sürükleyesin diye mi öğrettim? Ha!?”

 

"Hayır…” diyen Şimşek, pişman olmuş bir şekilde başını eğmişti: “Hata ettim…”

 

"Ve sen…” diyen Bülbül, Maggie’ye döndü: “Geri uçup haber vermek zorunda olduğunu biliyorsun. Ama yine de kalmayı seçmişsin… Bir daha böyle bir hata yaparsan sana bundan sonra kurutulmuş balık vermem!”

 

İç çeken Maggie’nin de başı öne eğilmişti.

 

“Bülbül gerçekten de Sınır Kasabası’nın en zorlu savaşçısı…” diye düşünen Roland, bakışıyla Bülbül’e bir onaylama işareti verdikten sonra söze girdi: “Bir daha olmayacaktır bence… Şimdi gidip bana Tilly ve Agatha’yı çağırır mısın? Şu ganimetlere bir bakalım…”

 

...

 

Kalenin bodrumunda soğuk taş zeminin üstünde iki ceset çıplak şekilde soyulmuştu. Kıyafetleri ve eşyaları da bir kenara yığılmıştı.

 

Tilly burnunu kapatarak kokuyu engellemeye çalışıyordu. Sordu: “Şeytan mı bunlar?”

 

“Sıradan insanlardan daha güçlü görünmüyorlar.” dedi Ashes.

 

Agatha biraz somurtkan görünüyordu: “Onları küçümseme… Herhangi bir Şeytan, büyülü güçleri olsun ya da olmasın, zorlu bir rakiptir.” dedikten sonra Roland’a baktı: “Gerçekten kasabanın yakınında mı görülmüşler?”

 

"Hemen hemen evet… Yaprak, şehir surlarına iki mil uzakta olduklarını söyledi.”

 

Şeytanların bedenleri altı metreden uzundu. Güçlü bacakları var gibiydi, derileri açık mavi bir tonda idi… Cesetlerden birisi parçalanmış gibiydi ve iç organları görülebiliyordu.

 

Diğer vücut daha iyi durumdaydı. Görünen tek hasar iki delinme yarasıydı. Deliklerden hala mavi bir kan damlıyordu. Şimşek dört el ateş etmişti. İsabet eden ikisi ölümcül olmuştu.

 

Mavi kan tutarlıydı gerçekten de… Sonuçta oksijen solumuyorlardı ve hemoglobine de ihtiyaçları olmuyordu. Bu yüzden kırmızı haricinde herhangi bir renk olması mantıklıydı. İri kemikleri de çok mantıklıydı zaten… Böyle iri ve kalıplı bir vücudun iskeletinin sağlam olması şarttı. Ama asıl şaşırtıcı olan üreme organlarının insanlar ile aşırı fazla… Benzemesiydi.

 

“Nasıl… Çoğalıyorlar?” diye soran Roland, merakla Agatha’ya bakıyordu: “Onlarda cinsiyet ayrımı yok mu?”

 

“Bildiğim kadarıyla hayır yok…” dedi Agatha başını sallayarak: “Benim için bu hep çözülmemiş bir gizem olmuştur. Kimse öğrenecek kadar yaklaşamamıştır… Kırmızı sisin oluştuğu kulede doğduklarına dair bazı fikirler var. Ama Keşif Topluluğu onların her savaşta farklı şekillerde savaştıklarına ama aslında hepsinin aynı Şeytanlar olduklarına dair teoriyi reddetmişti. Adına ‘rejenerasyon olgusu’ deniyordu.”

 

“Rejenerasyon olgusu mu?” diye soran Ashes, kaşlarını çatmıştı: “O da ne?”

 

"Cadılarımız tarafından ağır yaralanan Şeytanlardan bazıları savaş alanlarında görülmeye devam ediyorlardı. Şekilleri değişmiş olsa bile yaraların yerlerinden, izlerinden aynı Şeytanlar olduklarını söyleyebiliyorduk. Bu da Kıdemli Şeytanların doğduklarını değil de şekil değiştirdiklerini anlatıyor bize kısaca…”

 

“Büyülü taş zaten epey ileri bir teknoloji… Bir de bu çıktı şimdi. İlk iki savaşta neden yenildikleri anlaşılıyor.” diye düşünen Roland, kenara yığılmış kıyafetlere ve eşyalara daha yakından bakmak için yere çömeldi.

 

Neyse ki ‘gelişmiş’ kabul edilebilecek bir şey var gibi görünmüyordu. Epey ilkel kıyafetlerdi hatta. Maskeler bile muhtemelen şeytani melezlerden alınmaydı.

 

Kafataslarının göz kısımlarında kırmızı sis renginde bir zar gibi bir şey vardı. Yani bu koyu şeyin arkasından mı görüyorlardı dünyayı? Bununla savaşmayı nasıl öğrenmişlerdi?

 

Kıyafetlere ve maskelere ek olarak, bir düzine kara mermer ve birkaç tane de büyülü taş vardı.

 

“Keşif Topluluğu hiç böyle bir şey görmüş müydü?” diye soran Roland, Agatha’ya bakarken bir yandan da kara mermerleri yan yana diziyordu. Mermerlerin bazılarında kırmızı işaretler varken diğerlerinde çıplak gözle görülen hiçbir şey yoktu.

 

“Şeytanlar böyle kayıt tutuyor.” diyen Agatha, başını salladı: “Büyüyle yapıyorlar bunları. Anlamlarını hiç çözememişizdir.”

 

“Belki de farklı bir şeydir…” diye bir öneride bulundu Tilly.

 

“Bu bir olasılık, evet…” diye onayladı Roland: “Peki ya büyülü taşlar?”

 

"Algı taşları, Yolgösteren taşları… Ve İşaret taşları.” diye cevap verdi Agatha: “Çok değerli bir şey yok. Gözcü Şeytanların temel ekipmanları yani…”

 

“Gözcü Şeytan…” diye tekrarladı Roland: “Yani bu, Şeytanların burayı fark ettikleri ve bizim için gözcü yolladıkları anlamına mı geliyor?” 










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18390 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37600 Bölüm Sayısı


creator
manga tr