Bölüm 383: Isırık

avatar
1121 0

Release That Witch - Bölüm 383: Isırık



Çevirmen: Lodos 

Hermes Katedrali'ndeki Babil kulesinin içinde…

 

Yeni taç giymiş Yüce Papaz Mayne, gizli odada üç piskoposun raporlarını dinliyordu.

 

Yaşlı Piskopos Tayfun’dan ayrı olarak iki tane de yeni başpiskopos terfi almıştı: Soli Darl ve Ell. Biri Yargı Ordusu’ndan diğeri Yargı Mahkemesi’nden gelmişti. Birincisi orduda 25 sene görev yapmış ve herkesin saygısını kazanmıştı. İkincisi de Heather’ın başyardımcısıydı.

 

“Ebedi Kış Krallığı’ndan toplanan yetimler bu seneki Şeytan Ayları vesilesiyle çok başarılı oldu. Bütün büyük şehirlerdeki soyluların hepsi Kilise’ye teslim oldular. Kutsal Şehir’e gönderilen yetim sayısı beklenenden üç kat fazla. Bu da son zamanlardaki tek iyi haber zaten…”

 

Soylular her zaman böyleydi. Durumun kendileri için avantajlı olmadığını gördüklerinde nefes alır gibi taraf değiştiriverirlerdi. Mayne, başını salladı ve cevap verdi: “Bu sadece birinci yılımız. Gelecekte daha fazla olacak. Eğer tüm kıtayı ele geçirebilirsek, yıllık aldığımız yetimlerle koca bir şehri bile doldurabiliriz.”

 

“Biz de öyle umuyoruz.” diyen Tayfun derinden bir iç çekti: “Yoğun kar yağmaya başladığından beri bu yer şeytani canavarlar tarafından kaç kez saldırıya uğradı?"

 

"Altı kez.” diye yanıtladı Soli.

 

"Altı kez… Yüzlerce Yargı askeri de cephede çoktan öldü.” dedi Tayfun ağır bir sesle: “Tanrı'nın Cezalandırma Ordusu’ndan da on kaybımız var. Şeytani canavarların taarruzu gelecek yıl daha da şiddetli olacak.”

 

“Şeytanların gücüne şahsen tanık olmamama rağmen, Kutsal Kitap onları yenilmez olarak tanımlıyor. Burayı ölümüne savunmak gerçekten şart mı?” diye sordu Ell.

 

"Ne demek istiyorsun!?” diye bir anda parlamıştı Soli: “Bize yönümüzü ve gücümüzü Tanrı verir. Onun evlatları olarak nasıl inancımıza sadık kalmayıp kaçarız?”

 

"Kavga etmeyi bırakın!” dedi Mayne. Asasını yere vurdu. Heather ile on yıldan fazla çalışan Ell, Heather’ın o gevşek mizacından biraz etkilenmişti anlaşılan. Soli ve Ell’in didiştiğini görünce aklına eskiden Heather ve Tayfun’un yaşadıkları didişmeler gelmişti. Bu düşünceyle Tayfun’a baktı. Yaşlı piskopos da onunla aynı şeyi düşünüyor gibiydi. Sonra derin bir nefes alarak: “Bizim asıl amacımız insan ırkının devamını sağlamak. Bunu yapmanın tek yolu da düşmanlarımızı yenmek.” dedi.

 

İki Piskopos başlarını saygıyla eğerek: “Anlaşıldı Papa Hazretleri.” dediler.

 

Her ne kadar kendisi de Hermes’i savunabileceklerinden emin olmasa dahi şimdilik ses etmemişti.

 

Mayne aniden O'Brien'ın emanetini düşündü ve omuzlarının ağırlaştığını hissetti.

 

Cehennemin Korkunç Canavarları çoktan ortaya çıkmıştı ve şeytanlar beş yıl içinde geleceklerdi. Mayne canlı canlı bir sonraki Tanrı İradesi Savaşı’na tanık olacaktı. Ancak O'Brien'ın aksine Mayne, görevlerini bir halefe emanet edemezdi. Öyle yaparsa sürekli her an ne oldu ne bitti diye düşünmekten kendisini alamazdı.

 

Gerçekte kendisi için bir çıkış yolu da bırakmıştı. Garcia’nın Kara Yelken Filosu tamamen ele geçirildiğinde filonun içindekilerle beraber yakılması emrini vermemiş, bütün mürettebatı hapse atmayı seçmişti. Filo liderlerini infaz etmeyip güvendiği astları tarafından zindanlara attırmıştı.

 

Savunma hattı tamamen kırılırsa Fjordlar son kaçış yeri olacaktı. Her ne kadar bu, insanlığın sonunun geldiği manasını verse de en azından Mayne, hayatının geri kalanını rahat yaşayabilecekti.

 

Sonuçta, insanlık yapabildiği her şeyi yapmasına rağmen iki savaşın ikisinde de yenilmemiş miydi?

 

Kilisenin nasıl genişlemesi gerektiğine ve Kurt Yüreği Krallığı yönetiminin nasıl idare edileceğine dair sonraki tartışmalara dikkat etmedi: “Dedikleriniz gibi yapacağız. Bugünlük bu kadar yeter.” diyerek toplantıyı sona erdirdi.

 

“Emredersiniz Papa Hazretleri!” diyen üç piskopos aceleyle ayağa kalktılar ve selam verircesine eğildiler.

 

Mayne gizli odadan ayrıldı ve muhafızlarıyla birlikte Gizli Bölge’ye doğru ilerledi.

 

Plana göre yeni bir Yargı askeri grubu, bugün Tanrı'nın Cezalandırma Ordusu üyelerine dönüştürülecekti.

 

Ancak, bundan önce başka bir sorunla ilgilenmek zorundaydı.

 

Taş basamaklardan geçti ve Gizli Bölge’ye girdi. Daha sonra da Gizli Bölge’nin ortasında yer alan uzun hapishane koridoruna girdi. En son buraya geldiğinde, Gökhisar Kralı III. Wimbledon'u gizlice idam etmek için gelmişti.

 

Uzun koridor bomboştu. Koridorun her iki tarafına yerleştirilen meşalelerden loş sarı ışıklar yayılıyordu. Koridorun ucu, dipsiz bir uçurum gibi görünüyordu. Buraya hapsedilen birçok insan bir daha asla güneş ışığı görmemişti.

 

Mayne 85 numaralı hücreye doğru yürüdü ve kapıyı açmak için muhafızlarına işaret yaptı.

 

Kalın ahşap kapıdan tok bir ses çıktı ve Mayne, muhafızları ile beraber içeri girdi.

 

Mayne, Zero’nun siluetine demir parmaklıklar ardından bakıyordu.

 

Safkan cadının sırtı girişe bakıyordu. Üst vücudu çıplaktı. Elleri, sürekli ayaklarının ucunda durmasını gerektirecek şekilde yukarıdaki bir demire kelepçelenmişti. Beyaz tenli sırtında bir düzine taze kırbaç izi görülüyordu. Aşağı doğru akan kanlar katılaşmıştı.

 

“Kırbaç nasıl hissettiriyor?” diye sordu Mayne: “Umarım bu sana itaatin ne anlama geldiğini öğretir.”

 

"Ah...” diyen Zero, sanki bir rüyadan uyanmışçasına yumuşak bir şekilde inledi: “Yüce Papamız gelmiş… Size karşı itaat mi, yoksa diğer piskoposlara karşı mı?”

 

Onun bu ses tonu Mayne’in kaşlarını çatmasını sağlamıştı. Ama Yüce Papa demesi de sinirini biraz almıştı: “Bu dersten sonra hayatının benim elimde olduğunu anlamalı.”  diye düşündü.

 

“Bana itaat. Ama başka bir piskoposa yardım etmeni söylediğimde de onun emirlerine uyacaksın.” dedi Mayne.

 

Zero, belirsiz bir şekilde: “Hepsi bu mu?” diye sordu: “Eğer istediğiniz buysa bunu kabul edeceğim.”

 

Mayne bir muhafıza emretti: “Kelepçelerini çıkar.”

 

Uzun zamandır yukarıya kelepçeli olan Zero'nun elleri yerinden çıkmış gibi görünüyordu. Sanki bir parça bile enerjisi kalmamış gibi aşağı düştü. Papa asasını kullanarak Zero'nun kıyafetlerini aldı ve omzuna attı: “Senin için bir görevim var. Beni takip et.”

 

Zero da kendi elbiselerini giymeyerek omzuna attı ve umursamaz bir şekilde Mayne’i takip etmeye başladı.

 

“Bu yılki Şeytan Ayları beş ay kadar sürebilir. Uzun ve zor bir süre, Kutsal Şehir zorlanabilir.” diyen Mayne tuzak alanının sonuna kadar yürüdü ve daha sonra dar bir demir duvarlı geçitten geçerek kafesli asansörün önüne geldi. Papalık tacını taktığından beri bir sürü işle meşgul olması gerekmişti. Buraya ilk defa gelebilmişti Papa olduktan sonra: “Sana emrediyorum. Diğer safkan cadıları takip ederek Gökhisar Krallığı’na gideceksin ve ağır kar yağışını avantaj olarak kullanıp Timothy ve Roland Wimbledon denen isyankârları öldüreceksin!”

 

Kafesli asansörün kapısı kapanırken bir tık sesi duyuldu ve yavaş yavaş aşağı inmeye başladılar. Ama Mayne, Zero'nun cevabını duyamamıştı.

 

“Kahretsin! Kırbaçlama ona itaati öğretmemiş.” diye düşünerek suratsız bir ifadeyle Zero’ya bakmak için döndü.

 

Ama Zero, gözlerinde tehlikeli bir bakışla sırıtıyordu. Sonrasında da Mayne, kendisine doğru fırlayan parlak bir ışık huzmesi gördü.










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18331 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37561 Bölüm Sayısı


creator
manga tr