Bölüm 380: Kan ve Kemik

avatar
957 1

Release That Witch - Bölüm 380: Kan ve Kemik



Çevirmen: Lodos 

Nail’in yüreği ağzına gelmişti. Sanki zaman yavaşlamış gibiydi. Dev şeytani canavarı izliyordu göz bile kırpmadan… Yeni topların da hedefi vurması için dua ediyordu. Şeytani canavar hala sapasağlam bir şekilde onlara doğru koşuyordu. Yaklaşık yarım dakika sonra canavarın uzağındaki kar kütleleri patlayarak etrafa saçılmıştı: “Bu kötü olacak.”  diye geçirdi içinden.

 

Canavar surların altıncı kısmına doğru gelmiyordu. Toplar için boşta kalan bir açı oluşmuştu böylece. Topçu birimi sürekli topun açısını ayarlarken aynı zamanda canavarın ne kadar hızlı hareket ettiğini de kestirmeye çalışıyordu. Bunu yapmamaları halinde az önce olduğu gibi ıskalayacaklardı.

 

Canavar surlara dalmadan önce topçuların son bir şansları kalmıştı!

 

Nail, düşmanın vücudunu kaplayan kalın kürkü ve dişlerinin altındaki devasa kıpkırmızı ağzı çoktan görmüştü. Cadılar da o yönde ilerliyorlar, görünüşe göre bu canavarı durdurmayı planlıyorlardı. Ama dört cadı bir araya gelse canavarın bir bacağı etmiyorlardı. Sadece büyüyle bir şeyler yapabilirler miydi?

 

Nail, o kadar endişeliydi ki surların altıncı bölümüne koşmak ve top ekibine ileriye nişan almalarını hatırlatmak istiyordu. Ama her bölümde denetçi askerler vardı zaten. Bu yüzden bu dürtüsünü bastırdı. Kendi görevini bırakması halinde korkak sayılabilirdi. Demir Balta ne olursa olsun herkesin yerinde kalmasının ne kadar önemli olduğunu defalarca anlatmıştı. Zaten denetçiler vardı. Başka karmaşaya gerek yoktu.

 

En öndeki küçük şeytani canavarlar, çoktan Nail’in birliğinin menziline girmişti. Sürekli patlayan silah sesleri her yeri kaplamıştı.

 

Nail'in de görevine devam etmekten başka çaresi yoktu.

 

Tam o anda daha yarım dakika geçmişti ki toplar tekrar ateşlenmişti.

 

“Bu kadar hızlı mı?” diye düşünen Nail, şaşkınlık içinde surların altıncı kısmına bakıyordu. Namlunun ucundaki duman hiç tükenmiyordu. Asıl şok edici olan bu değildi ama!

 

Üçüncü atış gelmişti!

 

“Yüce Tanrım! Mermileri yüklemeleri gerekmiyor mu?” diye düşündü Nail.

 

Nail’in tek gördükleri namlunun arkasında çalışan dört ya da beş kişiydi. Ama namlunun yakınında kimse yoktu. Kısa kalın toplardan çok farklıydı bu top… Çakmaktaşı tüfeği gibi çok seri şekilde atış yapabiliyordu!

 

Bu sefer atışlar etkili olmuştu.

 

Nail canavarın vücuduna giren topu görmemişti. Ama ilk fark ettiği şey, dev şeytani canavardan patlayan bir kan kütlesiydi. Etrafa yayılan siyah kan gölünün içinde canavarın vücudundan da parçalar vardı. Şeytani canavar aniden titredi. Tüm vücudu düzleşmiş gibi görünüyordu. Boğuk bir çökme sesi gelmişti ve dev canavar tüm vücudu ile beraber yere serilmişti.

 

Cehennemden gelen canavar böyle ölüvermişti yani…

 

Nail artık yüreğindeki heyecanı tutamıyordu. Avazı çıktığınca haykırdı: “Majesteleri çok yaşa!”

 

Böyle korkunç ve şiddetli bir düşman bile Majesteleri tarafından icat edilen bu güçlü silaha karşı koyamıyordu! Bu yeni topun dışında hiçbir gücün bu canavarı öldürebileceğini düşünmüyordu Nail…

 

Onun bu haykırışı surlardaki askerler tarafından yanıt bulmuştu. İlk başta sadece yeni askerler bağırsa da sonrasında Birinci Ordu’nun ilk askerleri de haykırmaya başlamıştı. Surlardan tezahüratlar yankılanıyordu: “Majesteleri çok yaşa!”

 

*******************

 

Roland, canavarın yeni top tarafından öldürüldüğü konusunda yalnızca savaş bittikten sonra bilgilendirilmişti.

 

Paltosunu giyerek surlara koştu. Şeytani canavarın devasa vücudu hala sessizce karda yatıyordu. Siyah kanı etrafındaki karı eritmişti.

 

Ne denli güçlü görünürlerse görünsünler hepsi sonuçta karbon bazlı varlıklardı. Gelişmiş topların ve mühimmatların karşısında hiç şansları yoktu.

 

Top mermileri kinetik enerjileri sayesinde canavarın vücudunu delip geçmişlerdi. Önlerindeki sahneden de görülebileceği gibi, canavarın vücudu ortasından yırtılıvermişti. İç organlar ve kırık kemikler saçılmıştı etrafa…

 

Ancak Roland, hala biraz endişeliydi. Yaratıkların kemik gücünün bir sınırı vardı sonuçta… Bu canavar bir filden birkaç kat daha büyüktü. Kendi ağırlığı ile ezilmeden vücudunu nasıl taşıyordu? Toprağın altındaki canlıların da genelde küçük canlılar olmasının sebebi buydu: Yerçekimine karşı gelememek.

 

Bülbül bir keresinde melez canavarların içinde büyü akışı gördüğünü söylemişti. Bunun büyüyle bir alakası var mıydı acaba?

 

Roland bunları düşünürken gelen Agatha: “Nasıl olabilir? Bu, cehennemin korkunç canavarı değil mi?” diye sordu.

 

“Bu melez canavarın adı o mu?” diye merakla sordu Roland: “Daha önce bereketli arazilerde görülmüş müydü?”

 

"Evet. Birçok şehir ve kasaba cehennem korkunç canavarları tarafından harap edilmişti.” diyen Agatha hafif bir sesle konuşuyordu: “Bu canavarlar yalnızca Kanlı Ay’ın gelmesi yakınsa görülürler…”

 

“Kanlı Ay mı?” diye soran Roland aniden eski kitapta yazılanları hatırladı ve Agatha’ya da söyledi: “Gökyüzünde Kanlı Ay göründüğünde cehennemin kapıları bir kez daha açılacak…” Kaşlarını çattı ve sordu: “Ne anlama geliyor bu?”

 

“Bu büyünün zirveye çıktığı zamanın bir belirtisi. Cadıların güçleri aşırı derecede artacak ama aynı şekilde Şeytanlar da çok güçlü olacak.” diyen Agatha, endişeli gibiydi: “Bana verdiğiniz tarih kitabını iyice inceledim. Yıllara bakılırsa Kanlı Ay’ın gelmesine daha 20 ila 50 sene var. Böyle canavarların görülmesi imkânsız yani…”

 

“Ama yine de görüldüler…” dedi Roland. Kafası karışmıştı biraz: “Ne anlama geliyor bu?”

 

“Bu, benim hesaplarımın yanlış olduğunu gösterir. Fazla zamanımız kalmadı…”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18125 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr