Bölüm 379: Saldırı

avatar
1048 0

Release That Witch - Bölüm 379: Saldırı



Çevirmen: Lodos 

“Daha hızlı!”

 

“Ellerinizi sabit tutun! Mermileri kartuşa birer birer yerleştirin!”

 

"Öndeki takım arkadaşlarının hızlı hareket etmene ihtiyacı var. Aksi takdirde düşmana yaklaşacak ve sizi öldürecek!”

 

"Başka yerlere bakmayın! Elinizde işe odaklanın!”

 

“Takım arkadaşlarınız ateş etmeye devam ettikleri sürece siz de yüklemeye devam edin!”

 

Birinci Ordu kampında, Lord Brian yüksek sesle yeni işe alınanlara emirler veriyordu. Nail de onların arasındaydı.

 

O aslında yeni işe alınanlar değildi. Aksine Birinci Ordu’daki veteranlardan birisiydi. Daha en başta Majesteleri’nin önderliğinde şeytani canavarları yendikten sonra Demir Balta’nın tavsiyesiyle orduya katılmıştı. Demir Balta’nın emirleri altında Majesteleri ve Bayan Nana ile yan yana savaşmak ve bir çakmaktaşı tüfeği taşımak madende çalışmaktan çok daha iyiydi.

 

Nail, askere katıldıktan bir süre sonra Birinci Ordu’ya dönmüşlerdi. Prens Roland ve Demir Balta’nın önderliklerinde sadece şeytani canavarları değil, aynı zamanda rakipsiz olarak görülen büyük soyluları da mağlup etmişlerdi. Dük Ryan'ı devirmişler ve yeni Kral Timothy'nin birliklerinin Sınır Kasabası’na ayak basmasını engellemişlerdi. Bu savaşlardan sonra Nail, bir çakmaktaşı tüfeği ekibinin liderliğine terfi etmişti.

 

Ancak Birinci Ordu’nun geleneğine göre her çok sayıda yeni acemi geldiğinde, yeni kurulan birliğe katılmak için bazı gaziler de seçilirdi. Onlara eğitmenlik, bir nevi abilik yaparlardı. Bu eğitmen işine karşı Nail ilk başta pek istekli değildi. Cepheyi ve silah arkadaşlarını terk etmek istemiyordu. Ancak zamanında kendisine abilik yapanları düşünerek bu işi kabul etmişti.

 

O zaman kendi ekibindeki eğitmen şimdiki çakmaktaşı tüfeğinin tabur komutanı olan Lord Brian idi.

 

Nail bir gün Lord Brian gibi Majesteleri tarafından madalya verilen ve 1000 askere emir veren biri olmayı umuyordu. Bu iş madende sabahtan akşama kadar taş taşımaktan kesinlikle daha iyiydi.

 

Birlikteki genç bir adam homurdanarak: “Lordum, bu uygulamaya daha ne kadar devam edeceğiz? Hala kar yağıyor.” dedi.

 

“Gözlerini kapat, öyle devam et.” dedi Nail: “Senin ismin Haimon, değil mi? Konuşmadan önce ‘konuşmak isterim!’ demeyi unutma! Bu, Birinci Ordu’nun bir kuralı.”

 

Haimon’un yanındaki küçük bir adam namluyu doldururken: “Konuşmak isterim!” diye bağırdı: “Bugün akşam yemeğinde yumurta olacak mı?”

 

Bu soruyu duyan askerlerin çoğu dudaklarını yalamaya başlamıştı.

 

Nail sırıtmasını engelleyemedi. İki haftalık sıkı askeri eğitimin yanı sıra, bu kuzeyden ve güneyden gelen yeni askerleri disiplin altında tutabilmek için gıda da önemli bir faktördü. Her yemekte yulaf ezmesi ve tuzlu kurutulmuş et olurdu. Bazen bir parça balık turşusu da eklenirdi. Yumurtalar sadece şeytani canavarlara karşı bir savaştan ya da bir saha eğitiminden sonra verilirdi.

 

“Şeytani canavarlara bugün Sınır Kasabası’na gelip gelmediklerini sorsan iyi olur.” diyen Nail omuz silkti: “Adın ne?”

 

“Al Bitter lordum!” diye cevap verdi küçük adam.

 

Nail aniden yüzündeki gülümsemeyi silerek: “Bir mermi koyman neredeyse yarım gün sürüyor. Ebem senden hızlı yapar! Bugünkü eğitim bittiğinde en ufak bir gelişme göstermemiş olursanız yumurtayı geç yulaf ezmesi ve et de alamayacaksınız!”

 

Yeni askerler hemen başlarını indirdi ve odaklandı. Kimse böyle cezalandırılmak istememişti.

 

Tam o anda surlardaki çan çalmıştı.

 

Şeytani canavarlar geliyordu.

 

“Herkes dursun!” diye bağırdı Brian: “Eğitmenler! Adamlarınızı surlara yönlendirin! Savaşmaya hazır olun!”

 

“Duydunuz mu?” diye haykırdı Nail: “Cephanenizi taşıyın millet! Sıraya geçin ve eğitimde yaptığınız gibi surların tepesine çıkın. Biz surların dördüncü kısmındayız! Haydi, hızlı olun!”

 

İçinden de: “Şimdi yumurtayı kaptınız işte…”  diye geçirdi.

 

...

 

Pozisyonlarına vardıktan sonra Nail, çakmaktaşı ekibinin hazır olduğunu gördü. Şeytani canavarların kara siluetlerinin yavaş yavaş yaklaştığını görünce, sakince son atış kontrollerini yaptı ve adamlarına silahları monte etmeleri için talimat verdi.

 

Biraz morali bozulmuştu. O canavarlara kendisi de sıkmak istiyordu…

 

Mermiler birer birer dolduruldu ve daha sonra cephedeki askerlerin kolayca ulaşabileceği kullanışlı yerlere kondu. Her askerin arkasında yüklemeden sorumlu bir ya da iki kişi vardı. Gerektiğinde öndeki askerler tek seferde beş mermi dahi atabiliyorlardı. Yeni silahlar daha önce kullanılan çakmaktaşı tüfeklerden çok daha güçlüydü.

 

“Bak! Cadılar geliyor!” diye fısıldadı Haimon.

 

“Çok güzeller…” diye mırıldandı Al Bitter: “Buraya gelmeden önce, onları sadece Kilise aracılığıyla duymuştum. Onların çirkin ve korkunç olduklarını düşünürdüm.”

 

"Fark ettiğin tek şey bu mu?” diye homurdandı Haimon: “Büyük bir kılıç taşıyan o cadıyı hatırlamıyor musun? Kız melez canavarları öldürebiliyor! Aah, ah… Keşke öyle güçlerim olsaydı!”

 

“Eğer o gerçekten şeytanların gücü ise…”

 

"Kapa çeneni!” diye yüksek sesle bağırdı Nail: “Bayan Nana da bir cadı. Sence o bir Şeytan’dan mı geliyor?” Sesini alçaltarak devam etti: “Bayan Nana kasabamızın meleği. Sahip olduğu güç tanrıların gücü! Anlaşıldı mı? Birinci Ordu’daki herhangi bir askerin önünde böyle bir şey söylemeye cüret edersen kötü dayak yersin! Şimdi yüklemeye odaklanın. Bu bir eğitim değil!”

 

O iki boşboğaza hadlerini bildirdikten sonra canavarlara bir bakış atarak içinden: “Geçen seferkilere benziyorlar. Kısa bir savaş olacak gibi… Bi’ saniye, o da ne?”  dedi.

 

Karanlık gölgeler arasında dev bir figür görünüyordu. Kaplumbağa kabuklu bir kuşatma canavarına benziyordu. Ama çok daha büyüktü ve hızlıydı!

 

Nail dikkatle canavarı inceliyordu. Hiç görmediği aşırı büyük şeytani bir canavardı! Büyük dişleri, bir insan vücudundan daha kalındı neredeyse… Dört ayağı kayadan sütunlara benziyordu. Sis yüzünden çok rahat seçilemiyordu. Ama her adımında ayaklarının altındaki toprak titriyordu. Dört metreden daha yüksek olan surlar çenesinin altına ancak geliyordu. Surlara çarpması halinde parçalara ayırabilirdi.

 

Topçular!

 

Çakmaktaşı tüfekleri böyle dev bir canavar üzerinde hiç etki yapamazdı. Sadece topçular onu durdurabilirdi! Surların altıncı bölümüne monte edilen yeni menfezler sahip oldukları en güçlü top teçhizatlarıydı.

 

O sırada yeni askerler bağırmaya başlamışlardı: “Aman Tanrım! O da ne!?”

 

“Tanrılar! Bize merhamet edin!”

 

Yutkunan Nail bağırarak: “Çenenizi kapayın ve işinize odaklanın!” dedi ve altıncı bölümdeki toplara baktı. Güneş ışığını yansıtan gümüş namlu yavaşça dönerek canavara nişan aldı…

 

O anda da toplar patlamıştı!




 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18392 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37605 Bölüm Sayısı


creator
manga tr