Bölüm 356: 152

avatar
1114 1

Release That Witch - Bölüm 356: 152



Çevirmen: Lodos 

Halktan insanların olağanüstüleri yenmesini sağlayan silahlar mı?

 

Wendy gittikten sonra, Agatha bu cümlenin üzerinde düşünmeye devam etmişti. Bir olağanüstünün ne anlama geldiğini biliyorlar mıydı acaba?

 

Rahatsız edici uzun bir bekleyişten sonra, Bülbül kapısında belirdi: “Majesteleri seni yeni silah testlerini görmeye davet ediyor. Eğer gelmek istemiyorsan…”

 

“Geliyorum…” diye mırıldandı: “Lütfen yolu göster...”

 

Prens Roland'ın hala esnemekte olduğunu gören Agatha üstüne buzları saçmak istedi bir an. Ancak sonra vazgeçti.

 

Kaleden çıkmışlardı. Şehrin tamamını gündüz gözüyle ilk defa görmüştü.

 

İlk izlenimi etrafın ne kadar düzenli olduğuydu. Tüm iki katlı evler çok düzgün bir biçimde dizilmişlerdi. Yolların hepsi bir ok gibi dümdüzdü. Kasaba eşit kare bölümlere ayrılmıştı.

 

Taquila'nın iç şehri bile asla bu kadar düzenli olamazdı! Ama bu kasaba Taquila ile asla karşılaştırılamazdı. Taquila’nın gözcü kulesi bile tek başına buradaki kaleden daha ihtişamlıydı.

 

"Sonuçta sadece küçük ve basit bir kasaba.” diye içinden alay eden Agatha, Bülbül'e döndü: “Burada kaç kişi yaşıyor?"

 

“Ee… Eskiden sadece 2,000'in biraz üzerindeydi. Ama sonrasında gelen mültecilerle birlikte neredeyse 30,000 vardır.”

 

“Sadece 2,000 kişi vardı ve Şeytanlar’ı yeneceğini mi iddia etti? Ne aptalca... Bi saniye! Ne!? 30... 30,000 mi?” diye düşünen Agatha şok olmuştu. En iyi zamanında bile Taquila’da en fazla 50000 kişi barınabiliyordu… Bu küçük yerin 30000 kapasitesi var mıydı? Çevredeki köylerin nüfusunu saymıyordu, değil mi?

 

Her ne kadar bu tuğla evler ahşap bungalovlardan daha büyük bir kapasiteye sahip gibi görünse de nüfusun artması sadece basit bir sayı ilavesinden ibaret değildi. Nüfus belli bir noktaya ulaştıktan sonra, şehre olan talepler de katlanarak artacaktı. İlk olarak, yiyecek ve suya olan talep önemli ölçüde artacaktı. İkincisi, gecekondu artışından dolayı kamu güvenliği problemleri olacaktı. Son olarak da atık ve çöp sorunu başlayacaktı.

 

Tanrı İradesi’nin İkinci Savaşı’nın sonuna doğru Taquila tüm bu sorunlarla karşı karşıya kalmıştı. Birçok büyük şehrin çöküşünden dolayı da giderek daha fazla insan Kutsal Şehir’e göç etmişti. Aşırı nüfus tüm şehri kilitlemişti. Kutsal Birlik, krizi çözmek için bir grup mülteciyi göndermek zorunda kalmıştı.

 

Bunu ilk elden yaşayan Agatha nüfusun artmasının ne kadar zor şeylere sebep olduğunu biliyordu. Bülbül’e pek güvenmiyordu. Belki tam bilmiyordu durumları belki de yalan söylüyordu.

 

“Bu soruları Wendy’ye sormalıyım.” diye düşündü Agatha: “En azından o daha samimi görünüyor.”

 

Kalabalık şehir sokaklarını geçtikten sonra çamurdan yapılmış şehir surlarına vardılar. Bu surlar, haşmetli ve sağlam olmaktan uzak gibi görünüyorlardı. Surun yüzeyinde dikenler yoktu. Çevresinde bir hendek de yoktu. Şeytanlar bu surlara tırmanırken hiç zorlanmazlardı kısacası…

 

Bütün bunları düşünen Agatha, daha da fazla hayal kırıklığına uğramıştı.

 

Surların üstündeki her yüz adımda bir, mancınıklar için hazırlanmış gibi görünen düz platformların çıkıntıları vardı. Yeni silaha ulaşmak için çok yürümeleri gerekmemişti.

 

Görünüşü o kadar benzersizdi ki herkesin dikkatini çekmişti.

 

Büyümüş bir demir mızrak gibi görünen metal bir boruydu. Ancak mızrak başı yoktu. Tamamen pürüzsüzdü ve hafif bir gümüş rengi vardı. Bu yüzden metal bir silah gibi görünmüyordu. Borunun uçlarındaki parçalar biraz karmaşıklardı. Dengesine yardımcı olan bir mekanizmanın yanı sıra, büyük borunun üstüne ve altına tutturulmuş iki kısa boru daha vardı. Okların koyulması için gereken kasnaklar veya yuvalar da yoktu. Mancınık gibi bir şey de görünmüyordu.

 

Bu şeyin düşmanlara nasıl saldıracağını anlayamamıştı.

 

“Bu, Sınır Kasabası’nın yeni icat edilen silahı. Adaleti ve zaferi simgeleyen 152 mm Standart Kale Topu! Kısaca 152!” diye haykırdı Prens: “12 kiloluk saha topunda birçok iyileştirme, geliştirme yaptık ve her bakımdan mükemmel oldu. Devrim niteliğinde!”

 

Agatha kaşlarını çatmıştı. Bütün bu kahramansal konuşmalar çok boş geliyordu. Öylesine söylüyordu işte… Cadılar nasıl olmuştu da böyle bir Prens’e inanmışlardı?

 

Alkışlayan tek kişi Bülbül olmuştu. Biraz garip görünmüştü.

 

Roland boğazını temizleyerek konuşmaya girdi: “Teste başlayalım o halde… Demir Balta, alsınlar şunu."

 

“Emredersiniz Majesteleri!” diyen üniformalı üç kişi hemen ayağa kalkarak işe girişti.

 

Agatha yan tarafta durdu ve bu silahın işleyişini anlamayı umarak adamların her hareketini izledi.

 

Adamlardan birisi tüpün ucundaki kapağı yana kaydırdı ve diğeri de hemen tüpün içine turuncu keskin bir şeyler doldurdu.

 

“Fırlatmaya hazır!”

 

“Herkes kulaklarını kapatsın.” diye bağırdı Prens: “Ateş!”

 

“Bi’ saniye… Bu kadar çabuk hazır olmuş muydu?” diye düşünen Agatha tam bu soruyu soracaktı ki kulağının dibinde büyük bir ses patlamıştı. Çevresi birden sessizleşmişti ve kafasında bir uğultu başlamıştı. Uzun metal boru, turuncu alevlerden oluşan bir top fırlatmıştı. Ateşin muazzam gücünü hissetmişti, ayaklarının altındaki surlar sallanmıştı. Topun kendisinin pozisyonu da bir anlığına kaysa sonrasında hemen düzelmişti.

 

“…” Bülbül onu arkasından tutmuştu ve ona bir şeyler söylüyor gibiydi. Ama sadece uzaktan gelen fısıltılar duyabiliyordu. Sonunda, uğultu yatışmış ve işitmesi normale dönmüştü:

 

“İyi misin?"

 

Başını salladı. Etrafa baktı. Ancak herhangi bir değişiklik görememişti. Bu alevler sadece düşmanı korkutmak için miydi yani?

 

Prens yeşil saçlı bir cadıya: “İniş noktasını gördün mü?” diye sordu.

 

“Kırmızı bayrağa en yakın olan tepenin arkasına düştü.” dedi cadı bir süre dışarı baktıktan sonra…

 

"Kırmızı bayrak mı?” diye soran Agatha şaşkınlıkla Roland’a baktı.

 

Neyse ki Prens onun anlamadığını fark etmişti: “Bu silah, mermileri uzun bir mesafeye ateşleyebilir. Bu yüzden düşmanlar daha uzaktayken onlara saldırmak için kullanılır. Saldırı menzilini ölçebilmek için her bir kilometreye bayraklar koymuştu Şimşek. Kırmızı bayrak en sonuncularıydı ve beş kilometre ötede duruyordu."

 

Agatha şaşkına dönmüştü. Düşünüyordu: “Bu silahın 5.000 metreden fazla bir mesafeye ateş ettiğini mi söylüyor? Nasıl yapmışlar? Büyülü güç tarafından kullanılan kuşatma canavarları bile sadece 1,500-2,000 metre aralığına ulaşabilir. Eğer yalan söylemiyorsa bu silahlarla ve uzun ve sağlam surlarla Şeytanların püskürtülmeleri mümkün…”

 

Prens çenesini okşadı: “Kısa mesafe silahlarımızı test edelim bir de…”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18193 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37535 Bölüm Sayısı


creator
manga tr