Bölüm 354: Büyülü Taş

avatar
1138 1

Release That Witch - Bölüm 354: Büyülü Taş



Çevirmen: Lodos 

Agatha şok olmuştu. Tilly'nin bir uçuş taşına sahip olacağını ve hatta nasıl kullanacağını bildiğini düşünmemişti. Uzunca bir süre tereddüt ettikten sonra nihayet konuştu: “Sadece büyü ve büyülü taşlar arasındaki ilişkiyi anlamıştık. Ancak taşları üretemedik.”

 

"Onları üretemediniz mi?” diye şaşkınlıkla sordu Tilly: “Bu da ne demek?”

 

"Bu büyülü taşlar şeytanlar tarafından yapılırdı…” diye iç çekti Agatha: “Eğer elimizde yeterince olsaydı Tanrı’nın Cezalandırma Ordusu gibi bir şeye hiç ihtiyacımız olmazdı. Şeytanları yenerdik…”

 

“Şeytanlar tarafından mı yapılırdı?” diye soran cadıların hepsi şaşırmıştı. Roland’ın ise yüzü düşmüştü.

 

“Büyülü taş yapma hakkında ne biliyorsun? Nasıl yapılıyorlar?” diye sordu Prens.

 

Biraz kabaca bir soru olmuştu bu. Agatha başlangıçta cevap vermek istemedi. Ama yine de düşüncelerini bastırarak konuşmaya başladı: “Şeytanlar arasında Kaos canavarı olarak adlandırdığımız garip bir varlık vardı. Üç dört insan boyundaydı. Dokunaçlarının üstünde ilerleyen bir varlıktı. Tanrı Gözü’nün İntikamı taşını yuttuktan sonra, çeşitli büyülü taşlar üretebiliyordu. Üreteceği taşın büyüklüğüne göre gereken süre de azalıp artıyordu."

 

"Sen tanık oldun mu o sürece?”

 

"Bir keresinde bir canavar yakalamıştık... Bliss Ordusu, uzak bir Şeytan kasabasına saldırarak bir Kaos Canavarı’nı bulmuştu... Taquila’ya geri getirerek Kutsal Birlik için çalışmasını sağladılar. Bu tür bir şeytan son derece akılsızdı. Düşman olmamız umurunda değil gibiydi, verdiğimiz taşları sorgusuz sualsiz dönüştürüyordu. Ne yazık ki, nasıl daha güçlü taşlar üreteceğimizi bilmiyorduk ve canavara nasıl davranacağımızı da bilmiyorduk. Altı ay sonrasında öldü."

 

"Daha sonra Keşif Topluluğu araştırma için diğer Şeytan Kasabalarına da birkaç cadı gönderdi. Tüm raporların sonucu aynıydı: Kaos canavarları büyülü taşlar elde etmenin tek yoluydu ve daha güçlü taşlar üretmek daha uzun zaman isterdi. Çoğu Şeytan savaşta büyülü taşlar kullanırdı. Örneğin Deli İblisler, kollarında sürekli zinde kalmalarını sağlayan, menzillerini genişleten bir taş taşırlardı. Sahip olduğumuz tüm büyülü taşları yendiğimiz düşmanlardan elde ediyorduk yani…”

 

"Yani bu uçuş taşı bir Şeytan’a mı aitti?” diye merakla sordu Tilly.

 

“Bildiğim kadarıyla sadece güçlü bir Şeytan liderinin böyle bir büyülü taşı olabilir.” diyen Agatha iç çekti: “Muhtemelen bir olağanüstünün savaş ganimetinden bir parçadır…”

 

“Peki, çeşitli miydi bu taşlar?” diye soran Roland kaşlarını çattı: “Yani Şeytanlarda her zaman her türlü taş olur muydu?”

 

"Elbette hayır. Eğer durum öyle olsaydı, insanlar uzun zaman önce yenilirlerdi. Tanrı İradesi’nin İlk Savaşı’nda, çoğu Şeytan’da büyülü taşlar yoktu. Bunun yerine, muazzam bedenlerine ve aşılmaz zırhlarına güvenerek, metal mızraklar kullanarak saldırdılar. Bunların hepsi tarih kitaplarında çok ayrıntılı olarak yazılıdır. Yüzlerce yıllık savaştan sonra, herkes Şafak Bölgesi’ne çekilmek zorunda kalana kadar insan bölgeleri az da olsa fethedilmişti. Zafere en yakın olduğumuz zaman o zamandı…” diyen Agatha, derince bir nefes aldı: “Eğer eğitimli bir ordumuz ve başımızda da sağlam bir cadı olsaydı Şeytanlar Şafak Bölgesi’ne ayak bile basamazlardı.”

 

“Bunların sonrasında mı her türlü büyülü taşa erişebildiler?”

 

"Ben öyle düşünüyorum. Tanrı İradesi’nin İkinci Savaşı’nda saldırıları çok daha çeşitli hale gelmişti.” diyen Agatha'nın sesi biraz alçalmıştı: “Sonrasındaki 35 yıl içinde tamamen ezilen taraf olmuştuk. Elit Bliss Ordusu, Cehennemin Avernus Lordları için güçlü bir eşleşme olmasına rağmen sayıca bizden çok çok üstünlerdi. İlk 10 yıl boyunca üstün olan taraf bizdik. Ama çok asker kaybettiğimiz için kalelere çekilip savunma yapmaya başlamamız gerekmişti.”

 

Prens, uzun bir süre sessiz kaldı. Çok ciddi bir şeyler düşünüyormuş gibiydi.

 

“Sonunda Şeytanların dehşetini anladı…” diye düşünen Agatha: “Sadece sayıları muazzam değil, aynı zamanda evrimleri de korkutucuydu. Bir sonraki saldırıda ne tür bir ordu ortaya çıkacağını kim bilebilirdi.” dedi.

 

“Deli İblisler, Korkunç İblisler ya da Avernus Lordları gibi isimleri siz mi koydunuz?” diye sordu Tilly.

 

“Evet. Bu isimler Tanrı İradesi’nin İkinci Savaşı’nda yaygınlaştı. Büyülü taşlara sahip olmadan önce, görünüşlerinde çok fazla farklar yoktu.”

 

"Nasıl ürüyorlardı?”

 

“Ah… Bu…” diyen Agatha kekeledi: “Bilmiyorum. Bu, hiçbir kitapta yazılı değildi ya da hiçbir esirden öğrenilmemişti. Kırmızı Sis olmadan uzun süre hayatta kalamıyorlardı. Bu yüzden dillerini anlamak için yeterli zamanımız yoktu. Ve hayatta kalmak için kırmızı sise ihtiyaç duymayan Şeytanların hepsi iletişim kuramayan düşük seviyeli hayvanlardı."

 

"Hayvanlar mı?”

 

"Evet. Şeytanlar birçok farklı türden oluşuyorlardı. Ancak iki ana kategori vardı.” diye açıklamaya girişti Agatha: “Birinin büyülü gücü vardı, diğerinin yoktu. İkincisi hayatta kalmak için kırmızı sise ihtiyaç duymazdı. Ancak görünüşleri ve zekâları da normal hayvanlardan farklı değildi. Bu hayvanlara örnek olarak; Şeytanlar’ın malzemelerini taşıyan sekiz ayaklı sürüngenler ya da onların havada uçmalarını sağlayan kanatlı şeytan hayvanlarını söyleyebilirim.”

 

“Bi’ saniye…” diyen Prens, kaşlarını çatarak sordu: “Bahsettiğiniz bu Şeytanlar böyle mi görünüyordu?” diyerek çekmecenin birinden bir resim çıkardı ve Agatha'nın önüne serdi.

 

“Bu gerçekten bir şeytan hayvanı.” dedi Agatha: “Daha önce hiç gördünüz mü yoksa?”

 

"Buradan çok uzak değil.” diyen Roland çayını yudumladı ve devam etti: “Ben onların Şeytanlar tarafından eğitilerek evcil hayvanları gibi olduğunu düşünmüştüm. Aslında aynı şeyler değiller mi?”

 

"Elbette değiller. Düşük seviyeli şeytan hayvanları Şeytanlar için yiyecekten başka bir şey değillerdi. Şeytanlar için asıl tehdit güçlü mutant şeytani canavarlardı. Şeytan Ayları geldiğinde saldırıları genelde azalırdı ve biz de yaralarımızı saracak zaman bulurduk.” diyen Agatha duraksadı ve konuyu yakınlardaki Şeytanlar’a getirdi: “Yakınlarda bir Şeytan Kasabası mı var? Nerede?”

 

“Gizli Orman’ın hemen batısında, büyük bir kar dağının arkasında.” diyen Roland kabaca yaptıkları araştırmayı anlattı: “Tamamen Kırmızı Sisle kaplı.”

 

"Hayır, tamamen değil!” diye söze girdi Agatha: “O kısa taş kuleler depolanan bir sıvıyı buharlaştırarak Kırmızı sis yapımında kullanılır. Bu yüzden periyodik olarak yeniden doldurulmaları gerekir. Şeytanlar da daha az kullanabilmek için yer altında saklanırlar. O birliği ele geçirebiliriz bence…”

 

“Şeytanlar’a saldırmak mı?” diye hep bir ağızdan şaşırmıştı cadılar.

 

“Çok gözlü Şeytanlar’ı görmüşsünüz, yani gözcü Şeytanları... Bu da tabur içinde muhtemelen bir Kaos canavarı olduğu anlamına geliyordu. Aksi takdirde, bu kadar uzak ve küçük bir taburda konuşlanmış üst düzey şeytanlar olmazdı.” diyen Agatha, dudağını ısırdı: “O canavarı ele geçirebilirsek büyülü taşları nasıl üretebileceğimize dair önemli şeyler öğrenebiliriz.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18323 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37546 Bölüm Sayısı


creator
manga tr