Bölüm 336: Kurtçuğun Karnı

avatar
1174 1

Release That Witch - Bölüm 336: Kurtçuğun Karnı



Çevirmen: Lodos

Ashes, Tilly’yi durdurmaya çalışıyordu: "Tilly! Bunu yapamazsın!"

 

Tilly o esnada eliyle Ashes’ı susturarak düşünmeye başladı: “Biri deliğe girecekse çıkması için uçabilen cadılar lazım. Ama ağır nesneler taşımak da çok fazla büyü harcar. Uçabilen birisini daha almam lazım yanıma. Ancak öyle taşıyabiliriz bir şeyleri.” Bir an duraksayıp cadılara bakan Tilly: “Anna, Şimşek ve Maggie. Sizin yardımınıza ihtiyaç duyuyorum.” dedi.

 

Hiçbiri bunu sorun etmemişti. Hatta Şimşek biraz istekli bile sayılabilirdi.

 

Tilly rahat bir nefes aldı: “Ashes, Shiva ve Sylvie de bizle geliyor. Kalanlar da dışarının güvenliğini sağlayacak.”

 

“Leydi Tilly, lütfen sizinle gelmeme izin verin.” diye atladı Andrea.

 

“Olur da şeytani canavarlar falan gelecek olursa korkarım ki Bülbül tek başına dayanamaz.” diyen Tilly başını salladı: “Biriniz uzun mesafede diğeriniz ise yakın mesafede iyisiniz. Savaş için mükemmel bir ikili oluşturuyorsunuz yani.”

 

“İçiniz rahat olsun. Girişi koruyacağım.” diyen Bülbül çok kararlı görünüyordu.

 

Tilly planı bir kez daha gözden geçirdi. Delikten aşağı gitmek için seçilen cadılar uçan cadıların gösterecekleri efora bağlılardı. Dikkate alınması gereken ilk ve en ağır nesne tabii ki tabuttu. İçindeki kızı uyandıramazlarsa, tabutu parçalara ayırıp getirmek zorunda kalacaklardı. O da yaklaşık 2-3 cadı ağırlığına eşitti. Ki yalnızca Shiva’nın görünmez bariyeri böyle ağır bir nesneyi hareket ettirebilirdi.

 

Sylvie'nin sihirli gözleri de gerekliydi tabii. O olmadan kurtçuğun midesindeki harabelerin yerini kesin olarak bulmaları imkânsız olurdu. Aynı şekilde Anna'nın kesme ve ısıtma yetenekleri de çok gerekliydi. Bu üç cadı hakkındaki tek problem uçamamalarıydı. Neyse ki, nispeten hafiflerdi de Maggie şeytani kuşa dönüştükten sonra onları taşıyabilirdi. Son olarak da Ashes vardı. Her durum ve şart altında savaşabilen bir olağanüstü… Onu da Tilly taşıyacaktı.

 

Şimşek’in söylediklerine göre; uçuş yeteneğine sahip olmak birisini götürdüğü anda irtifasının çok hızlı bir şekilde alçalmasını engellemiyordu. Yani o kadar derin bir delikten tekrar yukarı uçmak çok da kolay olmayabilirdi.

 

Ama Şimşek gerçekten çok yetenekliydi. Çok çabuk ve hızlıydı. Yanlarında Şimşek olduğu zaman farkındalıkları ve görüşleri gelişirdi. Etraftaki herhangi bir tehlikeye karşı her an hazırlıklı olabilirlerdi.

 

Bu birkaç cadının her biri çok önemliydi. Birinin olmaması halinde işler çok karmaşıklaşabilirdi. Yani Tilly’nin kararı anlık bir karar değildi. Gerçekten tüm faktörleri düşünerek verilmiş bir karardı.

 

Andrea'ya gelince… Muhteşem bir gücü ve yeteneği olsa dahi karanlık bir çukurda etkisiz kalacaktı. Bu sebeple onun yüzeyde kalarak Bülbül ile etrafı kollamaları daha mantıklı olurdu.

 

Tilly’nin içinde bir huzursuzluk vardı. Acaba bu taş kuleyi yutan kurtçuk ile kuzeybatıdaki dağların arkasını mesken edinmiş şeytanlar arasında bir bağlantı olabilir miydi? O bütün bunları düşünürken de sıcak hava balonu Wendy ve Anna'nın kontrolü altında yere inmişti. Tilly zihnindeki rahatsız edici düşünceleri bir kenara bırakıp planı bir kez daha gözden geçirdikten sonra, derin bir nefes aldı ve her kelimeyi vurgulayarak: “Haydi gidelim!” dedi.

 

 

Delik beklediğinden çok daha derindi. Aşağı giden uçurum başlangıçta dikey olsa da kısa bir süre sonra eğilmeye başlayarak yatay bir geçide dönüşmüştü. Etrafta çirkin bir koku vardı, topraktan kaynaklı olmalıydı. Sümüklü böceklerin arkalarında bıraktığı o cıvık sıvıyla kaplıydı toprak.

 

Grup daha derine inmeye devam ettikçe, deliğin içindeki ışık da kayboluyordu. Birkaç meşalenin cılız ışıkları da olmasa etraf zifiri karanlık olacaktı. Hiç rüzgâr da esmiyordu. Yukarıdaki soğuk havanın yerini yeraltının sıcaklığı almıştı.

 

Sylvie usulca: “Canavar hemen önümüzde.” dedi.

 

Ancak, onun uyarısına gerek yoktu. Herkes hedefe yaklaştıklarının farkındaydı. Mağaranın derinliklerinden garip bir gürültü gelmeye başlamıştı. Çiğneme sesleri gibiydi.

 

“İniyoruz.” diyen Tilly elindeki iki meşaleyi sırtındaki Ashes’a vererek ayakları yerdeki yapışkan çamura değene kadar alçaldı.

 

Kısa süre sonra Anna yeri soğuk ve parlak bir ışıkla aydınlatmaya başlamıştı.

 

Anna’nın alevlerinin soğuk ve yumuşak ışınları hemen çevreyi sarıvermişti. Koyu yeşil alev altında canavarın kuyruğu açıkça görülebiliyordu. Gri deri yavaş ama durmaksızın mukus salgılıyor ve etraftaki çürüme kokusunu daha da keskinleştiriyordu.

 

“Büyük ve iğrenç bir solucan." diyen Ashes, kılıcını çekti: “Ne yapıyoruz? Karnını yarayım mı?”

 

“Bekle. Onu Anna öldürmeli.” diyen Tilly başını salladı: “Midesindeki şeylerin bize ne kadar büyük bir tehdit oluşturacağından hala haberimiz yok. Bir kılıç kullanarak yaklaşmak riskli olabilir.”

 

“Bir deneyeyim.” diyen Anna etrafı aydınlattığı yeşil alevleri koruyarak siyah bir alev topu daha oluşturdu. Bir anda, bu alevleri kalın bir ipe dönüştürdü ve doğrudan büyük canavara doğru yolladı.

 

İnce ip, canavarın derisine nüfuz etti ve karnını kesti. Belki de yüksek sıcaklık nedeniyle, canavarın siyah alevden iple temas eden cildi hemen yanmaya başladı. Vücudunun içindeki sıvı buharlaşıp kabardı ve etrafa beyaz bir sis fışkırmaya başladı. O noktada devreye giren Shiva, bariyeriyle üzerlerine sıçrayan zehirli suları engelledi.

 

Tilly bunun yeteneğin evrilmesinden kaynaklı bir güç olduğunu anlamıştı. Her ne kadar Anna’nın yeteneklerini önceden duymuş olsa da canlı olarak izleyebilmek onu şok etmişti. Alevleri bir kılıçtan çok daha keskin ve bir şövalyeden çok daha hızlıydı. Yani Anna’nın saldırdığı birisinin işi hakikaten bitmiş demekti.

 

Yaratık keskin ve acılı bir uluma patlattı. Vücudu çılgınca kıvranıyordu. Ama Anna’nın alevleri durmuyor, canavarın vücuduna birbiri ardına kesikler atıyordu. Etrafa saçılan sıvılar ise onlara ulaşamadan buharlaşıyordu.

 

Yavaş yavaş büyük canavar durulmuş ve kıvranmayı bırakmıştı.

 

“Öldü.” dedi Sylvie: “Kalbi atmıyor şu anda.”

 

“Bu şeyin bir kalbi mi var?” diye sordu Ashes.

 

“Kafasında duruyor. Neredeyse Şahin kadar büyük hatta. Dahası…” diyen Sylvie bir an için duraksadı: “Vücudunun her yerinde büyülü güç dolaşıyor.”

 

“Melez bir tür mü yani?”

 

"Kimse cevabı bilmiyor.” dedi Tilly: “Tarih kitaplarında şeytani canavarlar ve vahşi doğa ile ilgili çok az kayıt var. Her neyse… Hala bütün tehlikelerin bittiğinden emin değiliz. Bir an önce şu tabutu bulalım.”

 

Anna etrafı bir kez daha alevleriyle temizledikten sonra çürük kokusu epey azalmıştı. Sylvie'nin rehberliğinde, canavarın yuttuğu harabeleri hızla keşfettiler. Şimşek’in önceden geldiği bodrum tamamen düzensiz kayalar ile kaplanmıştı. Yine Şimşek'in bahsettiği sihirli aydınlatma taşı ise topraklar altında kalmıştı. Neyse ki, şeffaf kristal sütun eskisi kadar iyiydi. İçindeki kız da halen hayatta gibiydi.

 

Tilly, Anna’ya döndü ve: “Bundan sonra sana güveniyoruz.” dedi.










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18127 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37391 Bölüm Sayısı


creator
manga tr