Bölüm 335: Ani Değişiklikler

avatar
1142 1

Release That Witch - Bölüm 335: Ani Değişiklikler



Çevirmen: Lodos 

Üçüncü gün…

 

Büyük sıcak hava balonun tamamlanması ile birlikte,  yola çıkma ve harabeleri keşfetme vakti gelmişti.

 

Yeni sıcak hava balonunun adı ‘Şahin’ olmuştu. Birçok cadı aynı anda binebiliyordu. Ayrıca rüzgâr ve kar yağışları etkilenmesin diye bir branda ile kaplanmıştı.

 

Cadılar Roland'a basit bir veda ettikten sonra sıcak hava balonuna bindiler. Kalenin arka bahçesinden göklere doğru yükselerek taş kuleye doğru ilerlemeye başladılar.

 

Şahin çok bir süre sonra kasabayı arkasında bırakarak Gizli Orman bölgesine girmişti.

 

Tüm Şeytan Ayları boyunca devam eden kar, yeri göz kamaştırıcı bir beyaz denize dönüştürmüştü. Uzun ağaçların en yüksek dalları, ilk bakışta, yerden çıkıntılı, pürüzsüz ve geniş bir gölgeler denizi gibi görünen karla sarılmıştı.

 

“Ne güzel bir manzara." diyen Shiva iç çekti: “Batı’da ilk defa böylesine bir kar görüyorum.”

 

“Sen batı bölgesinden bir cadı değil misin?" diye merakla sordu Wendy.

 

“Aslında Mağlup Ejder Sırtı’nda bir süre yaşadım. Orası güneye daha yakın. Yani kış aylarında nadiren kar yağardı. Daha sonra Leydi Tilly'nin Uyku Adası’nı keşfettiğini duyduğumda Berrak Su Limanı’na giden bir gemiye sızdım ve diğer cadılarla tanıştım.”

 

“Bu her şeyi açıklıyor." diyen Wendy başını sallarken gülümsedi: “Majesteleri, Sınır Kasabası’nda yaşayan cadıların olduğuna dair haberleri yaydıktan sonra bile az cadı gelmesinden yakınıyordu… Görünüşe göre birkaç adım geriden geliyormuş ama…”

 

“Siz de mi cadı toplamak için haberciler kullanmıştınız?”

 

“Evet, kullandılar.” diye araya girdi Ashes: “Haberleri yaymadan sorumlu olan kişinin oldukça deneyimsiz olması utanç verici. Mağlup Ejder Sırtı’na gelir gelmez kendisini bana belli etmişti. Hatta onu Gümüş Şehir’de suçüstü bile yakalamıştım. Adı Theo idi sanırım…”

 

"Sonuçta bir cadısın. Böyle garip bir söylentiyi fark etmen çok doğal.” diyen Andrea, dudaklarını kıvırmıştı: “Leydi Tilly ile tanışmasaydın muhtemelen çok uzun süre önce Sınır Kasabası’na giderdin…”

 

“Asla Majesteleri Roland’ın altında hizmet etmem!”

 

“Emin misin? Majesteleri Roland kelimesi öyle güzel oturdu ki ağzına ben şüphelendim yani…”

 

Tilly yüksek sesle gülmesini engelleyememişti. Dün, Andrea'nın yüzünde somurtkan bir ifade vardı. Ancak şu anda normale dönmüş gibiydi. Ashes’ta hata bulmaya cesaret edebilen tek kişi, ünlü bir aile geçmişine sahip olan Andrea’dan başkası olamayacaktı.

 

“İster Uyku Adası, isterse de Sınır Kasabası… Burada hepimiz aileyiz, ayrımcılık yapmaya gerek yok tamam mı?” diyerek gözleriyle ekibi süzdü.

 

Herkes, diğerinin yola çıkmadan önce hangi yeteneğe sahip olduğunu çoktan öğrenmişti. Bu, düşmanın saldırması durumunda herkesin kendi rolünü bulması açısından önemliydi. Herkesi gözden geçirirken Tilly’nin gözleri Anna’da takılmıştı.

 

Yanında durduğu sürece kendisini… Garip hissediyordu. Tilly böyle bir duygu ile ilk kez karşılaşıyordu. Bu duyguyu açıklayacak olsaydı geniş bir ova geniş bir ağaca yaslanmak gibi olduğunu söylerdi. Birinin gerçekten rahat hissetmesini sağlıyordu.

 

Roland ile konuşmanın haricinde Anna sessiz bir insandı ve yüz ifadeleri de nadiren değişirdi. Ama etrafında bir grup cadı da olsa bu suskunluğuna rağmen fark edilmemesi ve göze batmaması imkânsızdı.

 

Dahası, Sylvie'nin söylediklerine göre, Anna aynı zamanda Sınır Kasabası’nın en hızlı evrim geçiren cadısıydı. O siyah alevleriyle anormal derecede güçlüydü. Aynı zamanda Temel Doğa Bilimleri kitabını da okuyup bitiren ilk cadıydı. Bu Tilly’yi gerçekten çok etkilenmişti. Anna ile bir şöminenin etrafında oturup o kitaptaki bilgileri tartışarak saatler geçirmek ve yeni şeyler öğrenmek Tilly’yi çok mutlu ederdi. O günün gelmesi için sabırsızlanıyordu.

 

Prenses daha sonra bakışlarını sepetin dışında olan Şimşek’e doğru kaydırdı. Fjordlar’ın bir numaralı kâşifi olan Yıldırım’a aşırı benziyordu. Canlıydı, meraklıydı, enerjikti ve uçabiliyordu. Böyle bir insanın merakı zaten sadece o uçsuz bucaksız gökyüzü sayesinde giderilebilirdi. Tilly çoktan bu kızın babası Yıldırım’ı bile geçebileceğini biliyordu. Şu anda yapabileceği tek şey onu elinden gelen en iyi şekilde korumaktı.

 

"Neredeyse geldik.” diye haber verdi o sırada Şimşek.

 

"İçeri gel ve biraz dinlen.” diyen Wendy'nin yüzünde derin bir endişe ifadesi vardı: “Dudakların soğuktan beyaza dönmüş.”

 

“Endişelenmee… İyiyim ben…” diyen kız yanaklarını okşadı: “Majesteleri’nin verdiği atkıyı takıyorum, bir şey olmaz…”

 

Yolda geçirdikleri süre boyunca hiçbir düşmanla karşılaşmamışlardı. Geçtikleri ormanda bulunan şeytani canavarlar başlarını kaldırıp zaman zaman bir iki kez kükrese de üstlerindeki sıcak hava balonuna saldırma kabiliyetine sahip olmadıkları belliydi. Yani yolculuğun ilk yarısı çok aksama olmadan geçmişti. Ancak Şahin hedefin üstüne vardığında herkes önlerindeki görüntüye şaşırmıştı.

 

Çünkü gördükleri tek şey, ormanın bir yığınını süpüren büyük bir canavarın yaptıklarıydı. Her yerde karlar dağılmış, topraklar saçılmıştı. Tam bir karmaşaydı…

 

"Taş kule nerede?” diye sordu Ashes.

 

"Başlangıçta oradaydı.” diyen Şimşek, aşağılarındaki o araziyi işaret ediyordu: “Ama şimdi gitmiş…”

 

Tilly işaret ettiği yöne baktı. Kahverengi ve beyaz arasında değişen renkteki zeminin yüzeyinde büyük bir delik vardı. Zifiri karanlıktı ve dibi yok gibi görünüyordu. Bir uçurumdu sanki…

 

"Sylvie, o delikte ne olduğuna bir bak.”

 

Sylvie'nin kaşları çok hızlı bir şekilde çatılırken yüzü de bir anda beyazlamıştı: “Bu bir kurtçuğa benzeyen bir canavar! Şu anda kuzeybatıya doğru ilerliyor. Bi’ saniye! Harabeler canavarın midesinde!”

 

"Ne, midesinde mi?” diye soran Ashes, şok olmuştu.

 

“Aynen, o taş kuleyi de o buzdan tabutu da gördüm.” diyen Sylvie, bir yandan incelemeye devam ediyordu: “Tüm harabeleri midesine indirmiş!”

 

Şimdi ne yapacaklardı? Herkes Tilly'ye bakıyordu.

 

“Solucan dışında başka bir şey var mı?” diye sordu Tilly: “Şeytan gibi falan…”

 

 “Hmm… Bazı şeytani canavarlar var, ama hepsi karnında. Zaten ölmüş gibi görünüyorlar.” dedi Sylvie.

 

Tilly bir an düşündü ve kararlı bir sesle emir verdi: “Şimdi iniyoruz. Bir grup dışarıda nöbet tutarken, diğer grup beni mağaralara kadar takip edecek. Şeytani yaratıkları öldüreceğiz ve buz tabutunu geri alacağız.”





 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18122 Üye Sayısı
  • 789 Seri Sayısı
  • 37385 Bölüm Sayısı


creator
manga tr