Bölüm 327: Sebep

avatar
1321 1

Release That Witch - Bölüm 327: Sebep



Çevirmen: Lodos 

"Leydi Tilly!”

 

Bülbül’ün önderliğinde Lordun kalesine doğru ilerleyen Tilly, onu selamlayan ilk kişinin Sylvie olmasını hiç beklemiyordu. Neşeyle koştu, selamlamayı geçti ve ona sarılmak için eğildi: “Nasıl geldiniz, hala sonbahar…”

 

“Kıştan çok bir farkı yok.” diye güldü Tilly: “Diğerleri nerede?”

 

“Lotus şu anda mülteciler için evler inşa ediyor. Evelyn ve Candle hala sanayi bölgesinde. Honey ise arka bahçede habercileri eğitiyor. Majesteleri onlara haber verilmesi için adamlarını yolladı.”

 

Sylvie'nin arkasından tanıdık ama garip bir ses geldi: “Endişeye gerek yok. Birazdan onlarla görüşeceksiniz zaten.”

 

Tilly başını kaldırdı. Yüzünde kocaman bir gülümseme olan gri saçlı bir adam gördü. Görünüşü tıpkı hatırladığı gibiydi. Sadece tavırları ve gülümsemesi geçmişten farklıydı.

 

"Sınır Kasabası’na hoş geldin sevgili kardeşim.”

 

 

Tilly'nin kafası karışmıştı. Aklında sorulacak çok fazla soru, giderilecek çok fazla şüphe vardı. Yine de Roland ile beraber ofise gidene kadar sakinliğini koruyabilmişti.

 

“Lütfen otur.” dedi Roland. Bir bardağa çay doldurup ona uzattı: “Birbirimizi en son gördüğümüzden beri bir yıl geçti. Benimle konuşmak istediğin bir sürü şey olduğunu biliyorum, benim için de aynı durum geçerli… Ama acele etmeye gerek yok.” dedikten sonra dışarda yağan kara baktı: “Kış uzun. Çok vaktimiz olacak.”

 

Tilly fincanı aldı ve sessizce maun masaya oturarak kardeşini izlemeye başladı.

 

Sıradan başlangıç konuşmalarında bile Tilly, o korkak kardeşinden böylesine sözler beklememişti. Şimdiye dek her zaman dışarıdan güçlü görünürdü ama aslında içinde zayıftı. Her zaman en hızlı kaçış yolunu aramıştı. Bir sorunla yüzleşmeye hiç cesaret edemezdi. Ama şu anda konuştuklarına bakılırsa kendinden gayet emin görünüyordu. Tıpkı doğuştan lider olan biri gibi…

 

“Bülbül…” diyen Roland başını eğdi.

 

Kaleye kadar onlara yol gösteren cadının sesi odanın içinde bir yerden gelmişti: “Ama Majesteleri…”

 

“Sorun yok. O benim kardeşim.”

 

“Pekâlâ…” diyen Bülbül bir anlığına sessiz kaldı. Sonra da ortaya çıkarak somurtkan bir şekilde odadan ayrıldı.

 

“Artık yalnızız.” diyen Roland, gülerek masaya döndü.

 

Tilly bir süre sessiz kaldıktan sonra: “Kimsin sen?” diye sordu.

 

Tilly, Roland’ın şaşırmasını ya da garip davranışlar sergilemesini bekliyordu. Ama bu kadar çabuk cevap vermesini hiç beklemiyordu: “Ben senin ağabeyin Roland Wimbledon’um. Gökhisar’ın Dördüncü Prens’i. Eskiye göre çok değiştiğimin farkındayım. Bunu sana açıklayabilirim.”

 

Tilly aniden Roland’ın bir mektupta yazdığı şeyi hatırladı:  “Bu kararı vermemin ve geçmişte olduğum kadar vurdumduymaz olmamamın sebebi şimdilik önemli değil. Bu meseleleri mektupta değil, yüz yüze konuşuruz.”  


Muhtemelen Tilly’yi bu uzak kasabaya getiren sebep de bu cümleydi.

 

“Seni dinliyorum.”

 

Hikâye çok da karmaşık değildi. Ama çok heyecan vericiydi. Roland, Sınır Kasabası’na atandıktan sonra olanları anlattı. Bu süreci anlatmayı bitirdiğinde Tilly, bardağının boşaldığını fark ederek derin bir nefes aldı ve Roland’ın anlattıklarını gözden geçirdi. Temel anlamda Anna aracılığıyla Kilise’nin söylediği yalanların ve dünyada nasıl yanlışların olduğunu fark etmişti. Sonrasında Garcia’nın suikast girişimiyle kraliyetin elinde de ne derecede güçler olduğunu ve bu güçlerin kötüye kullanılması halinde işlerin karışacağını da anlamıştı. Bu yüzden de bu düzeni değiştirmeye karar vermişti.

 

Bu biraz dramatik gelse de kabul edilebilir bir açıklama olarak sayılabilirdi. Ama Tilly’nin halen aklına takılı kalan bir soru vardı. Bütün o buharlı motorlar ve silahlar bir anda nasıl çıkabilmişti aklından?

 

“Yani diyorsun ki; tüm bunların nedeni aniden hatırladığın anılar mı?" diye sordu Tilly.

 

“Gerçekten de öyle…” dedi Roland dürüstçe: “İnanmasının zor olduğunu biliyorum. Ama durum bu… Garcia’nın suikastını atlatarak komadan uyandığımda bu şeyleri fark etmeye başladım. Anna ile tanışmam itici güçtü. Ama asıl devam etmemi sağlayanlar o anılardı.”

 

“Gerçekten de Roland Wimbledon olduğunu ve sadece bu anılarla ortaya çıkan kısmı değil, geri kalanı nasıl kanıtlayacaksın?”

 

Tilly, bu sorunun oldukça kaba olduğunu biliyordu. Eğer karşısında o tanıdığı Roland Wimbledon oturuyor olsaydı bu sorudan sonra sinirlenip etrafı yıkarak çıkar giderdi.

 

Ama Roland sakin bir sesle konuşmaya başlamıştı: “Çünkü sarayda olanları hala hatırlıyorum. Hafıza insanlar için çok belirgin ve önemli bir özellik. Çok garip anılar olsa da bunların nereden geldiğini hatırlamıyorum. Ancak, seni kırık camın üzerine attığımda akan gözyaşların hala aklımda. İşte kanıt.” Bir an duraksadıktan sonra: “Tabii senden hiç özür dilemedim bu konudan dolayı. Umarım özür dilemek için çok geç olmamıştır.”

 

Tilly sessiz kaldı. Roland gözüne çok temiz ve samimi görünüyordu. Sanki şüphelerinin boş olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Tilly, bu halinden hoşlanmamış değildi. Ama hala tamamen tatmin de olamamıştı.

 

"Gerçekten... Buna inanması zor.”

 

“Bu gayet doğal.” dedi Roland sanki düşüncelerini okumuş gibi: “Şaşırılacak çok şey var. Benim için de bu küçük kız kardeşimin bir cadı olması ve hatta saraydaki tüm insanlardan saklamış olduğu gerçeğiydi. Ama en başta da dediğim gibi: Kış uzun. Daha çok vaktimiz olacak.”

 

Tilly başını salladı: “O zaman önümüzdeki birkaç ay boyunca sana vereceğimiz zahmetlerden dolayı şimdiden üzgünüm.”

 

“Hiç sorun değil. Burayı seveceğinden eminim ben.”










Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18429 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37668 Bölüm Sayısı


creator
manga tr